ALTIN 471,63
DOLAR 7,7402
EURO 9,0701
BIST 1.145
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 28 °C
Az Bulutlu

Yerel Tohumlarımız -Merih Yücel-

14.05.2013
1.390
A+
A-

Yerel Tohumlarımız
Bu gün bahçeden topladığım domatesleri yemek yapmak için hazırladım. Mis gibi çocukluğum kokuyorlardı. Uzun uzun avuçlarımda tutup, baktım. Annemin salça yapışı geldi aklıma. Bir yığın domatesi doğrar, güneşte bekletirdi. Daha sonra makarna suzgecinden geçirir, en son posası bir yığın tohum ve kabuk olurdu. Tavuklar yerdi güzelim domates tohumlarını. Annemin tohumluk domatesleri ayrıydı. Onlar, bahçenin, ilk olan , büyük ve kırmızı domatesleriydi. O, salça yapana kadar tohumunu çoktan ayırmıştı bile. salça yapana kadar tohumunu çoktan ayırmıştı bile.

Ortalarından, enine kestim domatesleri. İçleri tohum dolu ne çok karpelleri vardı. Çay kaşığı ile dikkatlice tohumları alıp, bir başka kaba aktardım. Bir, iki tohum düştü, banko mermerinin üzerine. Alamıyorum, kayıyor. İnat ettim , aldım, diğerlerinin yanına koydum. Torbalı Tohum Takas Şenliği’nden almıştım o domateslerin tohumlarını. Kendi mısır tohumlarımla takas ederek. Bir kısmını da Ayancık’tan, eşimin kardeşi Şermingöndermişti. Özenle ektik onları . Daha sonra oluşan fideleri , eşimin hazırladığı tarhlara göçürdük. Ayancık domates tohumlarının dormansisi (uyku hali) hayli uzun sürdü. Kendilerini karadenizde zannediyorlar. Ağustos sonu geldi yeni olgunlaştımeyveleri. Eşim Münir Yücel, aslında ressam. Ama atölyesi bahçeye bakıyor. Arada fırçasını bırakıp, bahçeye dalıyor. Gerçek bir doğa tutkunu. Yabani otları temizliyor. Çapalıyor. Suluyor. Nihayet ürünlerimizi almaya başladık. Ve yine özenle tohumlarımızı ayırıyoruz ve dostlara dağıtacağız. Bahçemiz 100 metre kare. Yazın yaz, kışın da kış sebzelerimizi yetiştiriyoruz. Aslında 30 metre kare toprağın bir aileye yeteceğini söylüyor uzmanlar.

Yerel tohumlarımızın giderek azaldığı, yok olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Olabildiğince bilinçlenip, sahip çıkmamız gerekiyor. Tohumumuz giderse geleceğimizin de gideceğini biliyorum. Ne kadar önemliymiş bir tohum. Aklıma Anna Frank’ın Hatıra Defteri geldi. Anna Frank, Hollanda’da, nazilerden, gizli bir yerde , ailesi ile saklanan bir yahudi kızı. Onlara yardım edenlerin getirdiği bir meyvenin, sanırım domatesin tohumunu ayırıp, saksıya ekmişti. Ne kadar çok üzülmüştüm. Biz ise güzelim tohumları atıyorduk o kitabı okuduğum zamanlar. Daha sonra, Anna’nın ailesi ile birlikte yakalanıp, nazi toplama kamplarına gönderildiğini ve babası Otto Frank hariç, hepsinin öldürüldüğünü okuyunca günlerce ağladığımı hatırladım. Babasına ulaştırılan günlük daha sonra yayınlanmış ve dünya Anna Frank’ı tanımıştı.

Yerel tohumlarımızın başına gelenleri düşünürken Anna neden aklıma geldi?
Mermerdeki tohumu almaya çalışırken, bir tohumun bile bu kadar önemli olması bana onu hatırlatmıştı.

Belki de yok edilen tohumlarımız, türlerin yok oluşu, insan ırklarının yok edilmek istenmesi bana önce Hitler’i, sonra da Anna’yı anımsatmıştı. İnsanoğlu neden bu kadar ilkel ve acımasız dı?

Dünyayı kuşatan çokuluslu tohum şirketleri utanmadan kısırlaştırdıkları tohumlarını satıyorlar. Tohum satışından kazandıklarından daha fazlasını , tohumlarına uygun gübre ve tarım ilaçlarının satışından elde ediyorlar. Böyle terbiyesizlik, bu küresellikte , hiç bu kadar yaygın ve alenen yaşanmadı.

Kanada’da ; GDO’lu ürün yetiştişen bir bahçeden uçan çiçektozu, yan bahçede, kendi yerel tohumlu ürününü yetiştiren çiftçinin kanolasının çiçeğini döllemiş . Çiçek tozu bu, söz dinler mi? Çiftçinin yerel tohumlu bitkisi GDO’lu tohum vermiş. Tohum şirketi, geleneksel tohumla üretim yapan komşu çiftçiye dava açmış: “Sen benim ürünümü yetiştiriyorsun ve bunu benden sertifikalı tohum almadan yapıyorsun.” Diye. Zavallı çiftçi tazminat ödemiş tohum şirketine. Artık Kanada’da geleneksel kanola bitkisi hiç kalmamış. Tümü GDO’lu tohuma dönmüş zorunlu olarak. Çok uluslu bu şirketlerin hakları, onlardan tohum alan ülkelerin çıkardıkları yasalarla korunuyor. Ve yerel tohumla üretim yapan üreticilerin yasal olarak canlarına okuyorlar.

Bizde de Yeni Tohumculuk Yasası çıkarıldı. Satılacak her tohumun sertifikalı olması ve bakanlıkça satışına izin verilmesi gerekiyor. Tohumculuk şirketlerinin her türlü yasal mevzuatları yerine getirmeleri gerekiyor. Bu iyi bir şey. Böylece seçilmiş , ıslah edilmiş kaliteli tohumlar satın alınacak ve verimli ürünler elde edilecek.

Yasanın 3.maddesinin
(e) fıkrası: Çeşit: Bir veya birden fazla genotipin birleşmesinden ortaya çıkan ve kendine has özelliklerle tanımlanan, sözü edilen özelliklerden en az biriyle diğer herhangi bir bitki grubundan ayrılan, değişmeksizin çoğaltılmaya uygunluğu bakımından bir bütün olan, botanik taksonomi içinde yer alan genetik yapıyı ifade eder.

Yasayı okuyunca : “evet diyorsun. Böyle olmalı. Tohumlarımız kayıt altına alınmalı.” Ama bu yasada üretken tohumlardan (değişmeksizin çoğaltılmaya uygun olan ) bahsediliyor. Piyasadaki değiştirilmiş, kısırlaştırılmış tohumlar da neyin nesi?

Böylece Türkiye Yeni Tohumculuk Yasası’na hazırlıksız yakalandı. Bizim ticari tohum üreten tohum şirketlerimiz yok. Ve bu boşluk, bir yıllık üretken olan kısır tohumu satan çok uluslu şirketlerin işine yaradı. Üreticilerimizi, kısır tohum satarak her yıl kendilerine bağımlı hale getirdiler. Üretici , tohumunu çok pahalıya bu şirketlerden almaya başladı. Yeni yasaya göre sertifikasız yerel tohum satışı da ürününün satışı da yasak. Ancak takas edilebilir ve üretici kendi yiyeceği kadarını üretebilir, fazlasını satamaz. Sertifikalı ürün satmak zorundadır. Bu durumu hazırlayıp, dünyada pazarlayan üç, dört şirket var. Ya onlardan alacağız ya da onlardan alacağız. Ya da Üniversitelerimiz. Devlet Üretme Çiftliklerimiz tohum araştırma ve üretme kapsitelerini genişletip, bu işe sarılırlar. İzin alabilirlerse ve özelleştirilmezlerse. Çiftçilerimiz, tohum parası, gübre ve ilaç parası derken birer birer vazgeçiyorlar üretimden. Haydi köylüm, çiftçim, üretenim , kolay gelsin. Üretemezsen de seni hiç suçlayamam. İthal ederiz . Ya da balkonlarımıza toprak doldurup, yerel tohumlarımızla tarım yaparız. Yapacak hiç bir şey yok!…
Merih Yücel

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. fatma yurtseven dedi ki:

    Bu hikâyenizle bizide çocukluk günlerimizin mis gibi kokan yaşanmışlıklaeına götürdünüz. tohumlar biz o doğal hayatımıza götürecek önemli değerler. Bu vurgulamalarınız için tekrar teşekkürler.