ALTIN 493,75
DOLAR 8,6538
EURO 10,1615
BIST 1.416
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 24 °C
Gök Gürültülü

YAŞAM SİZE VERİLMİŞ BOŞ BİR FİLMDİR

18.10.2019
222
A+
A-
YAŞAM SİZE VERİLMİŞ BOŞ BİR FİLMDİR
Reklam

”Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir şekilde doldurmaya bakın.” Bu söz aramızdan bir yıl önce ayrılan fotoğraf sanatçısı Ara Güler’e aittir. Deklanşöre her bastığında unutulmaz bir öykü yazan bu efsane fotoğrafçı İngiltere’de yayınlanan ‘Photography Annual Antolojisi’ tarafından dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri olarak tanımlanmıştır.

Fotoğraf, (Photographe) sözcüğü ışıkla yazı yazmak anlamına gelen eski Yunanca Photos (ışık) ve Graphe (yazı) sözcüklerinden oluşturulmuştur. Fotoğraf makinesinin ilk izlerini milattan önce 4. yüzyılda bulabiliyoruz. Çinli Filozof Mo Ti deneysel gözlemleri sonucunda karanlık bir ortama açılan küçük bir delikten giren ışığın dış ortamı baş aşağı olarak yansıttığını yazmıştır. Bu ortam, günümüzde Latince adıyla ‘Camera Obscura’ (karanlık oda) olarak anılır; daha sonraki yüzyıllarda değişik sanatçılar ve bilim insanları tarafından da kullanılmıştır. İlk fotoğraf olarak kabul edilen ‘La Gras Penceresindeki Manzara’ 1827 yılında, Fransa’da, Niepce tarafından evinin birinci kat penceresinden sekiz saatte oluşturulmuştur; fotoğraf, La Gras köyünden birkaç binayı resmetmiştir. Bu anlamda Niepce’nin bu buluşu yaptığı dönemi, yani Sanayi Devrimi’ni de hatırlamak gerekir. Geleneksel resmetme teknikleri Sanayi Devrimi öncesi toplumun ürünüyken, fotoğraf Sanayi Devrimi’nin ürünüdür.

Fotoğraf makinesinin icadından önce ressamlar doğayı ve insanları olduğu gibi resmetme alışkanlığındayken, fotoğrafla birlikte her şey tüm gerçekliğiyle çok hızlı bir şekilde resmedilmeye başlanmış; böylece ressamların yaptığı işi yavaş yavaş fotoğraf makinesi devralmıştır. Resim sanatının artık öldüğünü düşünen ressamlar fotoğrafa yönelirken, resmin asla yok olmayacağını düşünenler resme yeni bir soluk gelmesi gerektiğini savunmuşlar ve böylece resme duyguyu, görünmeyeni katarak yeni akımların doğmasına neden olmuşlardır. Bunlardan bir tanesi de Kübizm akımının öncüsü olan Pablo Picasso’dur. Picasso’nun fotoğraflarını çekebilmeyi başaran tek Türk fotoğrafçı da Ara Güler’dir. Picasso ona, ‘Sen ressam Cezanne’a benziyorsun.’ demiş, bir resmini çizmiş, altına da imzasını atmıştır.

Bugünlerde Arkas Sanat Merkezinde Pablo Picasso sergisi olduğuna dair sosyal medyada dolaşan fotoğraflardan ve haberlerden esinlenerek geçenlerde ben de sergiyi gezdim. Barcelona’da Picasso ve Dali müzelerine gitmiş, resim sanatına yön veren bu iki insanüstü varlığın hem heykellerini hem de resimlerini görmüş ve çok etkilenmiştim. Yarattıkları dünyaların içinde kaybolmuş, insan beyninin sonsuzluğuna ve sınırsızlığına şahit olmuştum. Bu anlamda, Picasso’nun İzmir’e getirilmesine en çok gençlerimiz ve çocuklarımız adına sevindim. Sanat merkezinde, sanatçının resim sanatından eserlerinin yanında bale ve tiyatro için hazırlamış olduğu kostüm ve dekor tasarımları da sergileniyor; ayrıca bunların canlandırılmasıyla oluşan görsel bir şölen de sunuluyordu.

Picasso’nun sanatsal çıkış noktasını hep gerçekler oluşturmuştur ama bunları o güne dek bilinen yollarla değil de kendi gözleriyle gördüğü biçimde ifade etmiştir. Rafael Alberti, Picasso’yu anlattığı Lo que cante y dije de Picasso adlı şiir kitabında yer alan “Los ojos de Picasso” başlıklı şiirinde ressamı “iki göz içinde yüz bin göz” olarak tanımlar ve şöyle der: “Kendi gözlerini kapamaz. / Kendi gözlerini aşağı indirmez. / Senin gözlerini çıkarır. / Senin gözlerini oyar / seni ya çolak / ya topal bırakır. / Sonra seni ya yeniden yaratır / ya ayrıştırır, / burnunu yok eder, / sonra yerine koyar, / sonra ya yok eder / ya iki tane burun koyar”.

Picasso da kendi gerçekçilik anlayışını şu sözcüklerle ifade eder: “Gerçeklik kendini aşan bir şeydir. Ben her zaman gerçeğin ötesini aramışımdır. Gerçeklik insanın şeyleri nasıl gördüğüne dayanır. Yeşil bir papağan hem marul hem de yeşil papağandır. Onu yeşil bir papağana indirgeyenler gerçeklik derecesini azaltmış olurlar. Ağacı kopya eden bir ressam gerçek ağaca gözlerini kapar. Ben, şeyleri olduklarından farklı biçimlerde görürüm. Bir palmiye ağacı ata dönüşebilir. Don Quijote Las Meninas tablosunda yer alabilir”.

Picasso’nun, “Doğa ve sanat farklı olgulardır”, “Sanatta, doğada gözle görülmez olduğuna inandığımız şeyleri ifade ederiz.” sözleri onun görünmez olanı görünür kılmaktaki çabasını ifade ediyor ve ardında bıraktığı eserlerle, bize kendisine verilmiş olan boş filmi en iyi biçimde doldurmuş olduğunu ispatlıyor.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.