ALTIN 469,19
DOLAR 7,7793
EURO 9,0774
BIST 1.121
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 33 °C
Az Bulutlu

Yalnızlık…Artun Ünsal

16.02.2012
231
A+
A-
Reklam

Orhan Veli ‘nin ‘ Yalnızlık Şiiri’ni bilirsiniz elbet : “Bilmezler yalnız yaşamıyanlar / Nasıl korku verir sessizlik insana / insan nasıl konuşur kendisiyle / Nasıl koşar aynalara / Bir cana hasret/ Bilmezler ” Eşinden boşanan, tek oğlu yurt dışında okuyan, buna karşılık seveni ve dostu çok olan annem gene de 1963 yılında Orhan Veli’nin bu ünlü şiirinin altına el yazısıyla şerh düşmüş, ‘ Benim için’ diye. Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğümde görmüştüm. Şairler ve okurları birbirlerine ne kadar benzer. Çok önceleri , XV. Yüzyılda , Herat’lı Molla Camî de- Asaf Halet Çelebi’nin çevirisiyle- “ Cihanda mahrem olacak kimse bulamadığım için kâğıt ve kaleme gönlümün derdini döküyorum” diyordu.

Yalnızlık ve aşk , her ikisi de dert; belki…İnsan birilerini sevse, beraber olsa da, yalnızlık çekebilir oysa. Amerikalı ünlü ressam Edward Hopper ‘ı ( 1882-1967) alın . Tüm ‘işlerinde’ hep aynı yalnızlık ve inziva duygusu, rahatsız edici bir biçimde karşınızdadır .‘Gece şahinleri’nin ressamı Hopper ‘ın canlı renkleri ve yaşamdan gerçekçi kesitlere karşın , can sıkıntısı , özlem ve yakınma vardır .İnsanlar bir aradayız ama her birimiz yalnızız . İşte , ‘Güneşlenen insanlar’ tablosuna bakalım , modern kent yaşamın yarattığı boşluk duygusu , kendini sorgulayan sanatçının fırçasıyla içimize işler …

Yalnızlık çeşit çeşittir; psikolojik , biyolojik , fiziksel, kültürel , siyasal ya da ekonomik olabilir . Misal, aynalarda yalnızlık: Yârdan ,dostlardan kopmak , bulamamak ya da ayrı düşmeler insanı yalnızlaştırır.‘Yalnız şair’ Cahit Sıtkı , Otuz Bey Yaş Şiiri’nde ‘ Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız / Hâtırası bile yabancı gelir / Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir / Gittikçe artıyor yalnızlığımız’ diye melankolisini açığa vurur. ‘ Uykusuzluk Gecesi’nde iç çeker Cahit Sıtkı :

‘ Yalnız geçen ömrün bir uykusuzluk gecesi / Çekmişken aynalar beni müthiş bir sorguya ’…

Kiminde‘ kara sevda’,kiminde hüzün , kiminde öfke ve şiddet. Kızgınlığın gerisinde ise kendi kendine yetememezlik ,güçsüzlük duygusu , çaresizlik . İşte Bayramlarda patlayan intihar gibi cinayetler .Yalnızlığını yenemiyen , ‘eve dön ; çocuğu göster !’ yalvarışına karşılık alamayan , insanların anlamsız intikamı .

Sevgili saydığımızı , yaşamımızın kum saati haline dönüştürmek , onu yüceltirken , yalnızlaşmak … Ama soralım , ille de bir sevgili şart mıdır ? İlle de yatakta iki kişi mi yatmalı ? ‘ Yatağım her gece böyle soğuk / Saadet bu ömrün neresinde ? ’ diye yakınır ‘ Garip Kişi’ de Cahit Sıtkı ,Yusuf Atılgan ‘ın ‘Anayurt Oteli ‘ nin yalnız kahramanı Ebercet gibi, yeisli .

Peki, cismani yalnızlıktan kurtulma ‘saadet’ mi ? ‘Saaadet’ bir vücuda mı bağlı ? Bakın , Georges Moustaki ne güzel der şarkısında : ‘ Je ne suis pas seul avec ma solitude’( Yalnız değilim yalnızlığımla )… ‘Yalnızlığın yarattığı adam’ Sait Faik ise , ‘Yalnızlık’ ta “ İnsansız hiç bir şeyin güzelliği yok .Her şey onun sayesinde , onunla daha güzel. (…) Yarım saattir yalnız sineğin vızıltısını duyuyorum. İşte yunuslar geçiyor. Oh. Hiç olmazsa yunuslar geçiyor. ‘ Hişt, hişt’ öyküsünde de ‘Gelsin de nereden gelirse gelsin. Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşarsın çiçekler , böcekler , insanoğulları ’ dese de ; ‘Lüzümsuz adam’ da yalnızlığını açığa vurur : ‘ Ben bir acayip oldum.Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum.Dünyanın en sevimli insanları olan posta müvezzilerinin bile…Sait Faik’in zamanında cep telefonu ya da internet olaydı ne yapardı ki ?

Friedrich Nietzsche , ‘ Zerdüşt Böyle Dedi’sinde ‘Aşk, yalnız adamların çoğu için bir tehlikedir ; canlı herhangi bir şeye duyulan aşk ’ diye uyarır .Yalnızlık şarttır , ‘üstün insan’ , kendi kendini yenebilen insanın faziletine övgüler düzen Alman düşünüre göre …Büyük yazar Franz Kafka, yalnızdı . ‘ Bay K ’, sevgilisi Ilena’ya ancak ‘ mektuplar ‘ yazabildi , olanca dehası ve mutsuzluğuyla .

İngilizcedeki ayrım ilginçtir : ‘ lone’ ve ‘ alone’ … ‘Tek başına’ sınızdır ama ‘yalnız’ değilsinizdir . Tersi de mümkün; herkesle birliktesiniz ,ama ruhunuz tenhadadır , Don Juan gibi, Albert Camus’un ‘ Yabancı’ sı gibi …Yaşlanmanın,treni kaçırmanın telaşı da insanı yalnızlık duygusuna sevkeder : “ Ne doğan güne hükmüm geçer / Ne halden anlayan biri bulunur ” der ‘ Gün eksilmesin penceremden’ şiirinde Cahit Sıtkı …Yalnızlık … Emeklilik , can sıkıntısı , uykusuzluk , boşluk hissi , kendini artık yararasız sayma, kendisine ihtiyaç duyulmadığı sanısı…Etrafta duyarız : ‘ Bir şey yaptığımız yok …Uzatmaları oynuyoruz…’ Bereket , genelde kadınlar yalnızlığa daha iyi dayanıyor,çünkü sosyal yanları daha güçlü. Ama yalnızlık öylesine acımasızdır ki . Yatağında öldükten ancak aylar sonra aranan yalnız yaşlının yazgısı TV ekranında karşımıza çıkınca farkederiz…

Bir de sosyal , siyasal , kültürel yalnızlıklar vardır, benliğimizi bir ağu gibi dolayan; tıpkı karakoyunun yalnızlığı gibi: Hep derler , yalnızlık iyi değildir.Öyleyse ,yalnız kalmamak için insan ne yapmalı ? Genel değerlere göre , ‘sürüden ayrılmamak’ esastır ; ‘ kara koyunlar’ sevilmez ; siz de sakın ‘günah keçisi’ olmayın . İşte atasözlerimizden somut örnekler: ‘Yalnız kalanı kurt yer’; ‘Yalnızlık Allah ‘a mahsustur ( yaraşır)’ ; ‘Yalnız taş , duvar olmaz ’…

Çevrenin kurallarına karşı koymanın cezası ağırdır.Söz gelimi, kan davalının yalnızlığı .Öc almakla yükümlüsün , yoksa dışlanırsın . Kahveye çıkamazsın , ailen seni horlar , çevren de . Eziklik başlar , yalnızlıkla birlikte .İntikam yalnızlıktan kurataracak mı . Peki hapishane ? Yalnızlık, mahkum adamı boğar derinden , kim olursa olsun …

‘Aykırı’ insanın yalnızlığı da az buz şey değildir , ‘eşcinsel’ olmanın

maliyeti toplumdan topluma değişse de… Yalnızlık dedik ,devrimcinin yalnızlığı mesela . İşte Vladimir Mayakovski ; yakışıklı , uçarı ve çapkın devrimci şair . Devrimden sonra yaşadığı düş kırıklığı da bir tür ‘sevgiliden ayrılık’ …Devrim evlatlarını yemeye başlıyor . Bunalıyor Mayakovski ve intihar ediyor ….

Bilim adamının bencil yalnızlığına ne buyurulur ? Çalışmak,üretmek, gerçeği bulmak için yalnız kalmalıdır, en yakınlarını bile kırma bahasına. Sözgelimi , Einstein , aynı evi paylaştığı karısından yemeğini kapının önüne bırakmasını ve çarşaf ve gömleklerinin yıkanıp ütülenmesini ister , yazıyla …

Peki , sürgündeki insanın yalnızlığı ? Yenilen , her şeyini yitiren Cem Sultan yalnızlıkları ? Düzene baş kaldırdığı için , başka ülkelerde, kültürlerde sürgün yaşamaya zorlanmak, sevdiklerinden , dostlarından ayrı … Aslında , yanında en

sevdikleri olsa bile , ‘gurbet’ insanı zorlar , değiştirir . ‘ Göçmen işçi’ nin dramatik yalnızlığı bir iki kuşak sürer … Belki de daha vahimi , insanın kendi ülkesinde dışlanması ya da uyumsuzluğudur . Doğru söylediği için dışlanan , görüşleri kabul bulmayan , değeri gerçekten “anlaşılmayan” insanların dahili sürgündeki yalnızlığı . Ömer Seyfettin ‘ Yanız Efe’ öyküsünde kullandığı dörtlük bu ‘halet-i ruhiye’ yi ne kadar canlı yansıtıyor : ‘ Yay gibi eğri olsam/ Elde tutarlar beni / Ok gibi doğru olsam / Yabana atarlar beni ’… Öyle ya , ‘ Dokuz köyden kovulan’ insanın kendini yalnız hissetmemesi zordur …

‘Uzun mesafe koşucusunun yalnızlığı’ da yabana atılmamalı : Atlet , futbolcu , siyasetçi ….Şampiyonluktan , iktidardan bir düşmesin , yalnızlık gelir hemen .Futbolcu Hakan’ın yalnızlığı , eski dünya ağır siklet şampiyonu Tyson ‘un yalnızlığı , de Gaulle ‘ün yalnızlığı …Düşmeyeceksiniz, yoksa yalnız kalırsınız …İktidardasınız , şampiyonsunuz . Etrafınız kalabalık olur . İktidarda olmak da içinizdeki yalnızlığı dağıtır mı ki ? Atatürk , Türkiye’yi kurdu , onu sevdi , çok sevildi ; hâla seviliyor . Peki iç dünyası nasıldı ? Çankaya sofrası ‘kalabalıktı’ , ama O da , hem devrimci dehası , hem de kendine lâyık bir eş bulamamasıyla ‘yalnız adam’ sayılamaz mı ?

Ülkeler de yalnız kalabilir ya da kendilerini öyle hissederler . Uluslararası arenada Türkiye’nin , Türklerin yalnızlığından söz edilir : Düşman komşular , iki yüzlü müttefikler ortadadır . Çok sık işitilen ‘ Türkün Türkten başka dostu yoktur’ sloganı yalnızlaştırmaya , itilip kakılmaya karşı tepkidir.Bomba yağmuru altındaki sivil Iraklılar da farklı düşünebilir mi ?

Çarşıda, pazarda yalnızlığa ne buyurulur? Günümüz toplumunun felsefesi ‘Harcıyorum , öyleyse varım’ olarak da özetlenebilir . Paranız varsa , yalnız değilsinizdir . Ama yoksa , bir ‘ hiç’ sinizdir .İşsizsiniz , yalnızlık bir yana, ‘ var ‘ değilsinizdir …Çarşı , pazarda yalnızlık …Çaresizlik ve bunalma , bir çeşit iktidarsızlık gibidir … Tüketim yasalarına göre ‘ dışlanmışlık ’ duygusu , yalnızlık . Yoksullar, varoşlar yalnızdır zaten …Sınıf atlama tutkusunun dayanılmaz hafifliği de bu yüzden bizleri bekler , günümüz tüketim toplumlarında…

Kimi ‘ Bir kedim bile yok’ diye yakınır .Çulsuzum, malım mülküm yok veya bir sevenim yok , anlamında mı ? Her iki şıkda da zorunlu olarak yalnız değil midir insan ?

‘Sevmeyi bilmeyenlerin icadı’ yalnızlığa gelince: Acaba yalnızlık geçici bir rahatsızlık mı yoksa sürekli bir durum mu ? Jorge Luis Borges ‘Susana Bombal’ şiirinde ‘ Ve mitler ve maskelerin altında , ruhu , daima yalnızdı ’ der… Öyle beraberlikler var ki , yatakta yalnız … Öyle evlilikler var ki , yabancı gibi, yalnız ….Evli biri ‘ pansiyoner’ gibi eğreti yaşayabilir kendi evinde .Eşiyle , çocuklarıyladır görünürde , ama o kendiyle meşguldur sadece . Yalnızdır.Oysa, Edip Cansever ne güzel demiş : ‘Yalnızlık , sevmeyi bilmeyenlerin icadıdır ’… Bencilliğin ,benmerkezciliğin kefareti yalnızlık olmalı.

Peki , yalnızlıktan kurtulmanın yolu var mı ? Yaşamı sadece bir kişiye endekslemeden , sevgiyi doğada , toplumsal yaşamda , dostlarda aramak mümkün değil mi ? Gerçi kimileri ‘ yalnız doğduk , yaşıyoruz , Allah’ın önüne yanlız çıkacağız’ derler . Borges ‘in deyişiyle , ‘ her zaman yalnız tek , eşşiz insan’ olarak …Romantik İngiliz şairi Percy Shelley ise tersi kanıda: ‘ Aşkın Felsefesi’ nde ( 1819) ‘Pınarlar ırmakla birleşir / Ve ırmaklar da Okyanusla / Cennetin rüzgârları karışır / tatlı bir duyguyla/ Dünyada hiçbir şey tek başına değildir / Her şey ilahi bir yasayla / tek bir ruhta birleşir ve karışır/ Neden ben senle olmasın ? “ …Her neyse , konu tartışmaya açık …İşte Nietzsche “ Bir kişi için yalnızlık, kötürümün kaçışıdır , bir başkası içinse kötürümlerden kaçıştır” der… Kimbilir ?

Yalnızlığı içgüdülerimize, dürtülerimize, modern toplum ilişkilerine rağmen aşmak mümkün mü ? Yalnızlık duygumuzu ,kendi kendimizi imhaya sürüklemek yerine , olumlu ve üretken yönde kullanabilir miyiz ? Yalnızlığı terbiye edebilir miyiz, beynimizle ? Birileriyle, birşeylerle dost olmak , gölgemizi yitirmemek için asıl beynimiz gerekiyor da…

Reklam
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.