ALTIN 499,73
DOLAR 8,3250
EURO 9,7257
BIST 1.127
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 21 °C
Gök Gürültülü

Ve Kadın –Mine Topçu

04.04.2012
332
A+
A-
Reklam

Yılda bir kez, aynı gün, herkesin hep birlikte secde ettiği “kadın” ı yazmak için o günün geçmesini bekledim. Kadın kim aslında, neci, ne yapar, nasıl yaşar, ne ister, ne bekler, ne hak eder’ sorularına ek olarak en yakınımızdaki kadınları nasıl gördüğümüze içten yanıtlarımızı kendimiz duyalım diye…

 Birilerinin kızı iken bazı kadınların kendisinin de, annesinin de adı yoktur. Namuslarına halel getirmedikçe, baş göz edilinceye kadar, babanın (erkek) çocuklarının arasında olmasa da, hane nüfusu içinde sayılırlar. Şimdilerde öküz kalmadığı için sofradaki yeri ondan önce mi, sonra mı gelir, kesin bilemesek de “kaşık düşmanıdır” lar.

 Babasının çıkarları doğrultusunda kocaya verildiğinde, bu kez onun namusu olarak sütüne kalmıştır kocanın… Sırtından dayağı, karnından sıpayı eksik etmeyerek debelenip gideceği helali de sayar, alır da, satar da. Henüz çocuk olması veya ne istediği fark etmez, aileye, aşirete doğurabildiği kadar doğurur kadın. Kısırsa zaten kumaya da, baba evine gönderilmeye de, doğurgan kumanın çocuklarına bakmaya da, evin işlerini üstlenmeye ve kocanın beklentilerini karşılamaya da müstahak ve mecbur olarak bu sürecin her hangi bir yerinde yoldan çıkarsa katli vacip sayılır. Cenazesi bile istenmez.

 Birilerinin karısı, bazen daha şanslı bir konumda çocuklarının da annesi olarak kadın, iyi rol modelleri olmuşsa dişi kuştur. Yapar yakıştırır, aşırır, pişirir, yemez yedirir, giymez, giydirir saçını süpürge eder, kocasını, gücü yeterse sonra da çocuklarını vezir eder. Kadri bilinir de, bilinmez de, iyilik yap denize at, halik bilmezse balık bilir misali cefakâr, fedakâr, sadık, başarılı erkeğin arkasındaki kadın gibi payeler ile onurlandırılır. İşler ters gider de, vezir yerine rezil ettiği yargısı oluşursa, ne kadar çabalamış olduğuna bakılmadan makbul olmadığına hükmedilir.

Bu kadınlar bazen kocaları ile öyle “biz” olurlar ki, iki kişi tek hayatı yaşarlar.  Kocası için de Anne kadın büyük bir şefkatle, okul, askerlik, iş gibi tüm önemli süreçlerde ondan fazla emek verir. Koca doktora yapmışsa sözgelimi, kadın, gün’lerde başka kadınlara “Biz Fransa’da doktorada iken” diye anlatır ve haklıdır. Kıymeti bilinirse, bu kadın kocasının kolunda gururla çıkar insan içine.

Birilerinin annesi iken kadın biriciktir genellikle. İyidir, güzeldir, bilgedir. Bir reklam filminde “senin baban ne iş yapıyor bakalım?” ın cevabını dinlemeden, kendi babasının işini bir çırpıda söyleyip sonra “…annem se…” diye başlayan sevimli küçük kızın nefes almadan saymaya başladığı gibi her şeydir.

Hem doktor hem hasta bakıcı, hem öğretmen hem veli, hem arkadaş hem anne, hem aşçı hem bulaşıkçı,  hem çamaşırcı hem ütücü, hem temizlikçi hem alışverişçi, hem şoför hem rehber, hem fotoğrafçı hem arşivci, hem kuaför hem dekoratör, hem boyacı hem tamirci, hem bütçe yapar hem yatırım, hem planlamacı hem yöneticidir. Daha ne, derseniz,  bakınız “çalışan kadın”.

Benim şaştığım, ev kadınlarının, bu her biri az ya da çok maddi bir karşılığı olan, ayrı bir iş alanı sayılan uğraşlarının biri için bile bir bedel biçilmemiş olması, ömürlerini ve sağlıklarını tüketen tüm bu işlere, bu ağır yüke karşın sağlık sigortası ya da emeklilik için sosyal güvenlik kapsamına alınmamış olmaları ve bundan kimsenin rahatsızlık duymamasıdır. Emekli olunamayan, bedel biçilemeyen bir iş olduğundan her halde.  Onlardan daha çok çalışmış, üretmiş olsalar bile, babaları, kocaları ya da çocuklarının sağlayacağı kapsam dışı “bakmakla mükellef ” statüsünde yardımla yetinilmesi de çaresizlikten olsa gerek. Kimse “canım ne fark eder” demeye kalkmaz inşallah, bu kadınlardan biri değilseniz, onlar kadar çalışmamış, yorulmamış, hırpalanmamış, kayıplara uğramamış olarak, neyi onlardan daha çok hak ediyorsunuz diye kendinize sorun derim.

 Kadınların  “çalışan” payesi alması ise ancak, aile ve yuva için yapılanlar dışında bir işte çalışarak para kazanmaları halinde mümkündür. İş ya da meslek sahibi olarak çalışma hayatlarında başarılı olmaları, para kazanmaları, ev kadınlığı görevlerini aksatmalarına gerekçe olamaz. Bu iş yükü ve sorumlulukla işlerinde başarılı olurlarsa, öyle erkeklerde olduğu gibi, arkalarında destek aramaya kalkmayın, en fazla köstek olmayan bir erkek bulursunuz J. Kadının, ev kadınlığı görevlerini aksatmasa da para kazanmak için dışarı çıkması risk kabul edildiğinden her durumda onaylanmaz ayrıca.

 Çalışma hayatında olan biten her şey, çalışan kadın ve varsa eşinin kendilerini ve birbirlerini kandırmaları dâhil,  devletin de katıldığı kalabalıkta “bak, cambaza bak” şeklinde sürüp gidiyor. Kimse kız ve erkek çocuklarının geleneksel yetiştirilme biçiminden, eğitiminden başlayarak çalışma hayatlarına eşit koşullarda katıldığını ve onca fazla mesaisini, yükünü görmezden gelerek kadınların çalışma hayatlarını eşit rekabet koşullarında sürdürdüğünü söyleyemez.

 Rol ve görev konularında beyinlerimiz öyle yıkanmıştır ki, çok kez kadınlar bile, bir iş sahibi olmayı, bir gelir elde etmeyi, koca daha az kazansa hatta işsiz olsa da, onun bahşettiği izinle, aile bütçelerine bir katkı olarak görür. Maaşlarına ellerini sürmeden, saymadan kocasına teslim edenler “beyim bilir” e inanarak, karar verme ve para harcama hakkını evin erkeğine teslim ederler. Aklınıza aynı şekilde kocalarının paralarına tasarruf eden kadınlar geliyorsa, çok televizyon seyrediyor olabilirsiniz.

 Ülkede yeterince çalışan kadın olmamasını, kadınların eğitim ve meslek sahibi olmadaki yetersizliklerine ve genel işsizliğe bağlayabilir, kadınların dışarda da çalışmasının getirdiği ek külfetin, kazancıyla karşılanamayacağı gibi ekonomik analizler ile açıklayabiliriz.  Gerçekte biliriz ki, kadınların iş ve toplum hayatında etkin olmaları hala bir fantezidir ve öyle kalması, başta politikacılar, birilerinin arzusu ve incelikli projelerinin konusudur.

Bunca yıldır kadınlarına birçok Avrupa ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkı verilmiş olmasıyla sadece övündüğümüz bu ülkede, bunun ve çağdaş, demokratik, hukuk (!) Devletimizin bizi dünyada taşıdığı-tuttuğu yerde,  eğitimde eşitlik, eşit işe eşit ücret, kadınların eğitiminin arttırılması, seçme seçilme haklarında pozitif ayrımcılık gibi hoş ve boş söylemleri tekrarlayıp duruyoruz. Kadını etkin konumlardan uzak tutacak hilelerden hiç vaz geçmeyerek hem de…

 Bugünlerde, birileri “kızlarınızı okula gönderin” dediklerinde ben; gülen gözleri, kocaman yürekleri, minicik elleri ile henüz dokuz yaşında, annelerinin “bahtı benzemesin” dileklerine rağmen, coşkuyla yaşamaları gereken çocukluklarından, arkadaşlarından koparılarak, eksiklik ve utanç duymaları öğretilecek minicik kadın vücutları ile görünmezliğe ve sessizliğe çağrılan küçük kızların, geleceğin vefakâr, cefakâr, fedakâr refikaları ve validelerine dönüştürülecekleri bir sürece daveti duyuyorum. Haklı da olabilirler mi diye geliyor aklıma bazen, böylece hidayete ererek acı çekmekten kurtulmak da mümkün müdür, yoksa kimin ne hali varsa görsün mü?

 Öte yandan, dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluştursalar da,  kadim kültürlerden süzülerek gelen, yaşam bilgisine, bu bilgiyi işleme pratiğine, inanılmaz derinlik ve boyutlarda ortaya çıkabilen sezme-bilme-anlama yetilerine, doğal estetik anlayışlarına, sorun çözme yeteneklerine, baş edebilme güçlerine ve sonunda muhteşem cesaretlerine rağmen kadınlar, evleri, mahalleleri, köyleri dışında yeterince yoklar ve yeterince başarılı değillerse, dünyanın gidişatında etkin değillerse bu, olsa, olsa daha büyük bir komplonun, eski zamanlardan beri yeryüzünde hâkim olmuş din, devlet ve kültürlerin bazen sessiz ittifaklarıyla yönetilmiş bir sürecin sonucu olsa gerektir.

Mine Topçu


Reklam
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Dehan ON dedi ki:

    Sayın Mine TOPÇU,
    Düşünceleriniz cok güzel….Kendi güzelliğinizi, pırıl pırıl duygularınızla birlikte yazınıza yansıtmışsınız. Herhalde siz de çok akıllı, ve fakat aynı zamanda çok güzel bir kadın olmalısınız.
    Ruh güzelliğiniz de okunabiliyor yazılarınızda.
    Bu “….ve güzel kadın” başlıklı ve konulu yazınızı güncelleyerek, aynısını tekrar tekrar yazarsanız bu toplum için çok olumlu katkılarınız daha iyi anlaşılabilir. Bazı insanlarımız, bazı şeyleri defalarca tekrar edilmedikçe anlamıyorlar ne yazık ki………… Saygılar sunarım.