ALTIN 475,36
DOLAR 7,8304
EURO 9,2018
BIST 1.123
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 28 °C
Az Bulutlu

Varoluş -Emre Oktay

11.06.2012
3.507
A+
A-

Yazarımız Emre Oktay’ın Mahmut Tolon’un bir önceki yazısı üzerine yazdığı yazıyı izni ile yayınlıyoruz.

 

Mahmut bey evrim teorisi hakkındaki hassasiyetiniz doğrusu saygıdeğer. Bir insan olarak benim de kafamı çok kurcalamış bir konudur. Zira insanoğlu bilinmezlikler içinde yaşayan bir varlık. Hepimiz karanlığın içinden yavaş yavaş bir farkındalığa geldik,yani bilinçlendik. Şimdi de biliyoruz ki eninde sonunda yine karanlığın içine gideceğiz. O karanlıkta ne var? Yokluk mu, ahret mi, paralel bir başka evren mi, reenkarnasyon düzeni mi? vb. Bildiğimiz bir şey varsa o da hiç bir şey bilmediğimizdir. Sokrates ne kadar haklı imiş. Özellikle Dr. Deepak Kobra’yı okuduktan sonra yaşama bakış açım değişti. Aslında bizler frekanslar, elektromanyetik dalgalar yumağından ibaret bir ortamda yaşamaktayız. Dünya, renkler, zevkler, acılar, güzellikler, çirkinlikler, eşya yani madde hepsi içimizde. Yani beynimizde, nöronların çalışmasıyla meydana gelen bilincimizde. Maviye baktığımız zaman, mavinin frekansı gözümüz kanalıyla beynimizdeki (cerebral korteks, beynin kıvrımlı ak kısmı) gerekli merkeze geliyor ve biz maviyi algılıyoruz. Aslında gelen sadece mavi algısını veren frekans ve olan da beynimizin bir bölgesindeki elektro kimyasal titreşim. Aynı anda TOMOGRAFİ, MR. PET gibi aletlere girsek beynimizin hiç bir yerinde maviyi bulamayız. Peki mavi nerede? Bilincimizde, bilinç nerede? Bu bakış açısını MÖ :)) den 3000 yıl önce Tibet dağlarındaki keşişler de, Anadolu’daki tasavvuf erbabı da bulmuş zaten..

 

Buraya kadar bildiğiniz şeyleri tekrarladığım için özür dilerim. Evrim teorisine bu anlayış ile bakalım: “Türler mutasyonla (fiziksel, coğrafi, sosyal şartlara bağlı olarak) oluşmuş, gelişmiş. Maymunlardan ağaca çıkanlar, ayvayı yemiş maymun kalmışlar. Ama ağaca çıkmayanlar saldırılara(survival-hayatta kalmak için) karşı silah yapmak ihtiyacı duymuşlar, baş parmakları ve beyinleri gelişmeye başlamış..Bu arada beyin ağırlıklarına göre 4 tür fosil bulunduğunu biliyoruz. Pitakandropos, Sinandropos, Neanderthal, Cro-Magnom. Atalarımız diyeceğimiz bu türler den son ikisi homo sapiens yani ayağa kalkan, ayakta yürüyen..Dönüm noktalarından biri türlerin denizden karaya geçmesi, yani sürüngenlerden yürüyenlerin çıkması. İkinci dönüm noktası da homo sapiens in oluşması. Her bir değişimin binlerce yılda oluştuğu da muhakkak. Bilim müzelerinde bu canlıların kemikleri bulunduğu için, insan hayvan arası canlıları inkâr etmek mümkün değil.

 

Bu bilgiler ışığında yaradılış görüşüne baktığımız zaman (Adem, Havva anlatımı) masal gibi geliyor elbette. Yalnız bir nokta çok önemli biz din kitaplarını özellikle Kuran’ı hep birilerinden dinliyoruz. Cumhuriyetin bu büyük hatası yüzünden senelerce okula gitmiş olsak da Kuran’ı okuma anlama öğrenimimiz olmadı. Kuran da, muhkim ayetlerden farklı müteşabih (benzetmeli) ayetler denilen ayetler var. Bu ayetler çoğunlukla ön yargılı yani zaten inanmış insanlar tarafından okunuyor, yorumlanıyor. Hâlbuki bu ayetler bilimsel terbiye alanlar tarafından da okunsa, çok farklı sonuçlar çıkabilirdi. Örneğin belki de Kuran Cro-Magnon’dan insana geçişte dünya dışı bir müdahale ima ediyor ve bu olayı Adem Havva teorisi ile sembolize ediliyordur…

 

İnsanoğlunun ne ihtiyacı varsa doğada onun karşılığının olduğunu gözlemliyoruz. İnanmak da bir ihtiyaç olduğuna göre!!!……Biliyorsunuz Hubble 1929 yılında evrenin genişlemekte olduğunu saptadı. Sese uygulanan Dobler olayını Renk tayfına uyguladı. Gözlemlediği galaksilerin kırmızıya döndüğünü saptadığı zaman kırmızının en geniş frekans olduğunu düşündü. Bize yaklaşan ses dar uzun frekanslı olur ses uzaklaştıkça, hafifledikçe frekanslar yayılır, kısalır. Renklerde de mor en uzun dar frekans, kırmızı kısa geniş frekanslıdır. Demek ki galaksiler kırmızıya döndüğüne göre birbirlerinden uzaklaşıyorlar diye düşündü. Bilim dünyası Hubble bu saptamasını bugün tartışmaya gerek görmeden kabul eder. Zaten Büyük Patlamanın ilk zamanlarında gökyüzü aydınlıkmış, zaman geçtikçe galaksiler, güneşler

 

 

 

 

 

birbirlerinden uzaklaştıkça evren karanlığa bürünmüş. Çok ilerde soğuk ve yıldızsız bir gökyüzü olacağına şüphe yok.  … 1500 yıl önce Arabistan çöllerinde HZ Muhammed bir müteşabih ayet söyledi. 1929 yılına kadar o ayeti anlamak mümkün değildi. Zariyat suresi 47. ayet ‘Sema, gökyüzü onu biz bina ettik bir kudretle, büyük bir kuvvetle ve muhakkak ki biz elbet ki genişletici olan’….Bunun gibi düşündürücü çok ayet var. Müslümanlığı türbana, oruca, otomatik namaza vb. indirgeyenler utansın…….Müslümanlığa hadis diyerek Abbasilerin, Emevilerin geleneklerini, göreneklerini ekleyenler utansın. Kuran’da recm hadisesi diye bir şey asla yok. Sonuçta, zaten inanlardan değil, hiç bir peşin yargısı olmayan, sadece gerçeği arayan bilimsel görüşte insanların yaradılış veya Darwin görüşlerini masaya yatırmaları çok önemli diye düşünüyorum. Bilim çevrelerinde de aşırı tutucu, sinirli, bencil insanların olduğu muhakkak….

 

Çok selamlar

H.Emre Oktay

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. mahmut tolon dedi ki:

    Derğerli dostum Emre bey düşüncelerini paylaşmış. Teşekkür ederim. CroMagnon yani homo-sapiensin beyninde 1.5 milyar yıllık evrimsel bölümler var. İlgisi kaydadeğer, birisi yani din inanç ve teslim üzerine diğeri (bilim) güvenmemek üzerine. Dış dünyalardan ilk amino asitlerin geldiği de bilinen bir gerçek – meteorlarda bulunuyor fakat evrimbilimde bir dokunuş ile bir ivme kazanılmasını göremiyoruz. Dış dünyalardan bir dokunuş için de güvenilir bir veri yok elimizde.
    Dini kitapların bilge insanlar tarafından o günkü koşullarla yazıldığı da kesin.

    1. H.Emre Oktay dedi ki:

      Beş duyu organımızla algıladıklarımız, vasıtalı gözlem ile algıladıklarımız (örneğin zekanın eseri olan mikroskop)ve ışık hızı ile çevrelenmiş bir yere hapis olmuş vaziyetteyiz. Işık hızını geçtiğimiz zaman madde şişiyor, maddelik vasfını kaybediyor (Einstain mc2) çevremizi bilincimizi oluşturan beynimiz ve duyu organlarımızla sınırlı algılıyoruz. Kimbilir bulunduğumuz odanın içinde bizim farkına varamadığımız daha neler var. Hele hele son senelerde gelişen kuantum fiziğinin bize öğrettikleri çok ilginç. Çift yarık deneyinde olduğu gibi madde maddenin en küçük hali elektron bakışımızdan etkileniyor. Bazen nokta bazen dalga hareketi yapıyor. Kuarklar, sicimler sonunda maddenin de titreşen enerji parçacıkları veya dalgası olduğu, hatta madde diye bir şey olmadığı matematiksel anlaşılmaya başlandı. Tabii bu durum da bilim de tartışılır hale geldi. Kuran ‘tüm alemler sürekli O’nu teşbih eder’ derken acaba maddeyi meydana getiren titreşim halindeki enerjiyi mi kastetmiş. Müteşabih ayetler geldiği günün koşullarından ilerisine göre anlatımda bulunuyorlar. Burada ilerisi bin yıl da olabilir. Zaman zaman Agnostiklere de hak vermemek mümkün değil…

      1. Eren GERÇEK dedi ki:

        Sayın Emre OKTAY’ın, bilimsel bir GERÇEK olan EVRİM’den hoşlanmadığı her cümlesinden belli oluyor. Açıktan karşı çıkamayınca, arkadan dolanma yöntemini kullanıyor. Tabii bunu yaparken de bilime haksızlık ediyor. Önce Dr.Deepak Kobra’yı kullanıyor ve “..Peki mavi nerede? Bilincimizde..” buyuruyor. Kobra’dan çok önce aynı konu Piskopos BERKLEY idealizmiyle işlenmişti. Cevap Nazım HİKMET’ten geldi;
        “Şu mavi deniz
        şu mavi denizde yüzen beyaz yelkenli gemi,
        kendi kendinden aldığın fikirlerdir, öyle mi?
        Mademki kendi fikrindir yüzen gemi,
        mademki kendi fikrindir umman,
        ne zaman var,
        ne mekân!
        Ne senin haricinde bir vücut
        ne senden evvel kimse mevcut,
        ne senden sonra kâinat baki
        bir sen
        bir de Allah hakikî.
        Lâkin ey kara meyhanelerin sarhoş papazı!
        Senin dışında değil miydi
        kıllı kollarında kıvranan meyhanecinin kızı?
        Yoksa kendi altında sen
        kendinle mi yattın?”
        diyerek, idealizmi inine uğurlamıştı.

        İşte size yine çok ilginç başka bir örnek;
        1925 yılında ABD’nin Tennessee eyaletindeki devlete ait Dayton lisesinde, matematik öğretmeni J.Scopes; öğrencilerine Darwin’in “evrim teorisini” anlattığı için; İncil’e karşı çıkmakla suçlanmış ve hakkında kamu davası açılmıştı. Davanın son celsesinde bilimin önünü açan mahkeme kararını hazmedemiyen, kasabanın önde gelen savcısı Matthew Harrison hırsından çatlayarak mahkeme salonunda ölmüştür.

        Son söz. Sakın müteşabih ayetlere dokunmayın. Rivayet edilir ki;
        “Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. İşte kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun te’viline yeltenmek için müteşâbih ayetlere yapışıp, onlarla uğraşır dururlar. Halbuki onun te’vilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler (derinleşenler-râsih âlimler), ‘O’na inandık, hepsi Rabbimiz tarafındandır’ derler. Bu inceliği ancak akl-ı selim sahipleri düşünüp anlar.”
        Saygılarımla,