ALTIN 474,05
DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
BIST 1.112
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 28 °C
Parçalı Bulutlu

Urla’daki görkemli siteler

29.06.2012
2.535
A+
A-

 

Urla İzmir’in moda banliyösü. Milyon TL üstünde enfes manzaralı evler bulmak mümkün  ve son derece moda. Ama bu acaba bir doğaya dönüş özlemi mi yoksa gösteriş merakı mı?  Birçok sitenin girişinde devasa giriş kapılarını görünce sanki gösteriş merakı daha ön plana çıkıyor. Kapalı siteler ABD de güvenlik açısından moda (fenced community) Kanada’da ise sınıf ayrımı yaptığından pek sevilmiyor. Devlet zengin ile fakirin yan yana yaşamasından yana Kanada’da.

 

Bir mimar alaycı bir şekilde duvarla çevrilmiş  site fikrini  “yatay apatmanlar” diye  küçümsüyordu.

 

Tek başına ev bir yaşam biçimidir ve ne yaparsanız yapın bir apartman dairesinden daha fazla bakım, onarım işi çıkarır ev sakinine.

 

Batı ülkelerinde Over fifty veya elli üstü   mimari anlayışı var – yani 50 yaş ve üstünde kendi çocuklarını büyütüp evden çıkartanların evleri batıda pek bir moda  bir çifte veya tek kişiye  40 ila 60 metrekare evler yapıyorlar doğa içinde. Bütün sene gelecek 3-5 misafir için de bir apartotel türü bir ortak alan. Şimdi moda olan inşaat stilinde çocuklar sanki hep geleceklermiş gibi bolca oda misafir odası 300-400 hatta 500 metrekarelik evler ve genelde 40-50 metrekaresi kullanılıyor. Halbuki bu ellinin üstü mimarisinde bir ortak alan var ve misafirler de orada kalıyor. İnsan bir anlamda malın esiri olmuyor.

 

Hızla üstümüze gelen değişimden ve yaşlanan nüfustan çıkartacağımız ders : Kendi yapabileceğin  kadarı ile yetin. Bu konuda yazarken benim de bu hataların bir kısmını yapmadığımı sanmayın.

 

Sitede yaşam, devasa giriş kapıları, son model arabalar: gösteriş merakı ve kapalı sitede komşuların birbirleriyle iletişim  sadece  “personellerinden yakınmak “ise  ve çevreye , kişiye, topluma  veya doğaya bir artı değer üretilemiyorsa bence vahim bir fakirlik mevzu bahis. Mahmut Tolon

 

 

Kekliktepe Urla’ya yerleşeli on iki yıl geçti. Geldiğimde inşaat yaparken yaban domuzları vardı. Porsuk yuvaları gördüm. Tilki, tavşan, yılan, kirpi, sincap, gelincik görüyordum. Hatta sincaplarla neredeyse arkadaş olmuştum, hergün birkaç tane görüyordum. Şimdi hafta’da bir sincap görünce seviniyorum. Yaban domuzları 8 yıldır yoklar.  Her yangında her inşaat başında bir kepçe makiliği “temizlediği” zaman benim bahçemde yılan veya sincap sayısı artar gibi oluyor ama genelde sürekli bir azalma mevcut.

 

Bu satırları New Jersey den yazıyorum.  Torun ziyaretine geldim. Her sabah saat 6 da yürüyüşe çıktığımda  bir –iki saatte en az yüz sincap görüyorum. Eh, basit demografi (nüfus bilim) sorusu: ABD nin 305 milyon olan nüfusunu bizim 10 katımızdan fazla yüzölçümüne bölün ve bizim 75 milyonumuz ile mukayese edin. Benim çıkardığım netice doğanın bu kadar nüfusu kaldırmadığı. Kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz gibime geliyor. Sabah Egeli 29.Haz.2012

 

 

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Halil Nadas dedi ki:

    Otomatik kapılı sitelerine girerken kumandayla kapılarını açanların sadece bir moda gereği buralardan ev sahibi olduklarını düşünüyorum.Zaten çoğu bir süre sonra sıkılarak bu kasabayı terk ediyor.Ekmeğini bile gelirken yoldaki bilmem kaç M lerden alan bu insanların Urlaya ne katkısı var.Kaçkere pazar yerinden alışveriş ettiler merak ediyorum.Geçenlerde Dünyaca Ünlü bir şehir plancısını dinlerken söyledikleri hala kulaklarımda kentler değişebilir,dönüşebilir ancak sosyal yapıda değişim-etkileşim-iletişim olmazssa bu dönüşüm dönüşüm değildir. Cengiz Bektaşta diyorki İnsan Kent içinde insanların içinde insan olur…
    Güzel bir yazı olmuş tebrikler…

  2. mine dedi ki:

    Galiba yaşam pratiğimiz, özel bir eğitim almamış ya da bir şekilde uyanmamışsak, herkesin kendi hatalarından öğrenmesine dayalı. Elbette pahalı, çoğu kez ciddi bedeller ödenen, hatta acı veren bu öğrenme biçimini, bu anlayısışı ne yazık ki tek tek bireylerin fark etmesi, düzeltmeye çalışması yetmiyor.
    Hakim olanların ellerindeki çok ve çeşitli enstrümanla her türlü pazarlamanın hedefi olan, giydirilen, yedirilen, dolaştırılan, sosyalleştirilen, yaşacakları evleri seçtirilen, içleri alışık olmadıkları biçimde de olsa vitrinlerdeki, televizyonlardaki gibi donatılan insan ancak bunları karşılayacak parası kalmadığında, ya da çok para kazanıp “eee daha ne?” dediği bir zamanda fark ediyor yaşamının nasıl kurgulandığını.
    Ben yine bu sitelerden, evlerden, apartmanlardan dışarı çıkabilen çocuklardan başlamak gerektiğini söyleyeceğim. Erken fark etmeleri sağlanırsa seçmeleri beklenebilir ama çıkıp gittikleri yer sadece MEB’e tabi okullar oldukça umutlu olmak ZOR. O okullar hep ve hala hayatı öğrenecekleri, öğrenmeyi kolaylaştıracakları yerlere benzemiyorlar çünkü..