ALTIN 965,28
DOLAR 16,1920
EURO 17,4658
BIST 2.438,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 33 °C
Az Bulutlu

Termik Santral ve Curuf Alanlarının Çevreye etkileri Semineri -Merih Yücel-

26.01.2014
3.229
A+
A-

25.01.2014 Pazar günü, Foça’da Reha Midilli Kültür Merkezi’nde, Termik Santral ve Curuf Alanlarının Çevreye etkileri ve Yenilenebilir Çözümler konulu FOÇEP’in (Foça Çevre Platformu) düzenlediği bir panel vardı. FOÇEP Sözcüsü Bahadır Doğutürk’ün organize ettiği panel yüksek katılımla oldukça verimliydi. TEMA’dan bir gurup arkadaşla panele katılmak üzere Foça’daydık Katılımın oldukça yüksek olduğu panel oldukça verimliydi.

Zuhal Kılavuz Çelimli, Şener Bilgin, Cüneyt Çağlayan, Semiha Kapçı, Ümran Cansıkmaz ve Emel Suna Taştan

Zuhal Kılavuz Çelimli, Şener Bilgin, Cüneyt Çağlayan, Semiha Kapçı, Ümran Cansıkmaz ve Emel Suna Taştan

Açılışı Foça Zeytin Üreticiler Birliği Başkanı FOÇEP Yürütme Kurulu üyesi Raşit Dirim yaptı.

Daha sonra Foça Belediye Başkanı Gökhan Demiral söz aldı. Foça’nın ekolojik değerlerinin önemini ve bu değerleri koruyacaklarını söyledi. Bölgede tarımın , zeytinciliğinin çok önemli olduğunu, kirliliğe asla taviz vermeyeceklerini önemle belirtti.

İlk konuşmacı: egeçep Yürütme Kurulu üyesi Gazeteci Yazar ve Hayat TV Proğram yapımcısı Özer Akdemir’di. Bu konu ile ilgili hazırladığı proğramlardan bir özet sundu. Yıllardır bu bölgelerdeki doğa katliamlarına karşı Foça ve Aliağa’da yapılan çevre direnişlerini ve curuf alanlarının tehlikeli atıklarının nasıl hava, su ve toprağa karıştığını ve çevre için tehlikelerini dile getirdi. Tarihi kazı alanların üzerinin bu curuf ve küllerle örtüldüğünü, tonlarca atığın yığıldığı bu alanların kazılsa bile hiçbir tarih dokusuna ulaşılamadığını anlattı.
Bu program özetinin en sonunda Gerze’de halkın Termik Santral kurulmasına tepkilerini, gece ve gündüz bölgede nöbet tutarak Kömür santralını kurdurmadıklarını konu alıyordu. Anadolu kadını kararlıydı. “Onlar da kimmiş? Burası bizim toprağımız. Bizlerin, çocuklarımızın sağlığı önemli. Biz istemezsek hiçbir şey yapamazlar. Kararı biz veririz.” Diye karşı çıkışları hepimizi yürekten etkiledi.

İkinci konuşmacı: Dokuzeylül Çevre Mühendisliği Bülümü’nden Yardımcı Doçent Enver Yaser Küçükgül, Termik Santrallerde atıkların ve soğutma suyunun sorun olduğunu, atıkların %60’ının kontrol sistemlerinden geçmesi gerektiğini, kömürün yanmasıyla %50 atık oluştuğunu, baca gazlarındaki toksik partiküllerin havadan yağmurlarla su ve toprağa karıştığını ve orada daha toksik bileşiklere dönüştüğünü, bu bileşiklerin de bitkiler aracılığıyla bütün besin zincirini etkilediğini ve canlılarda büyük sağlık sorunlarına sebep olduğunu anlattı ve bir iki örnek de verdi: Karbon azotla birleşip siyanürü , karbon , oksijen, hidrojen ve klorun bileşimiyle dioksin ve furanların oluştuğunu , bunların en küçük miktarlarının bile canlıları öldürdüğünü, tehlikeli maddelerde sınır değer diye bir değerin olmaması gerektiğini önemle vurguladı. Milyonlarca yıldır toprakta stabil halde bulunan ağır metallerin, toprağın kazılmasıyla aktif hale geçmeleri, baca gazlarından çıkan CO2, SO2 ve NO2’in havadaki su buharıyla karbonik asit, sülfürik asit ve nitrik asite dönüşüp, toprağa yağmurla ulaşınca ağır metalleri hareketlendirdiğini , toprakta serbest kalan arseniğin tutulamadığını anlattı. Toprak kazılıp, yer üstüne çıkarılınca, eski maden ve curuf alanlarındaki atıkların hava ve su ile birleşince toksik bileşiklerin oluştuğunu bunların çok tehlikeli olduğunu anlattı.

Üçüncü konuşmacı: “ Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı : Prof. Dr. Ali Osman Karababa : Anayasa’nın iki maddesi gelmiş geçmiş bütün hükümetlerce ihlal edilmiştir. Bu haklardan birincisi: Herkes sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. İkincisi ise: Sağlık hakkıdır. Bu haklarımızı ihlal edenler suçludur. Bu gün poliklorlu bifenoller izmit’teki tavuk yumurtalarında görüldü. Ağırmetaller ve toksik bileşikler hava, su ve topraktan bir şekilde besin zincirine giriyor. Aliağa’daki hakim rüzgarlar hava kirliliğini Menemen, Foça ve İzmir’e taşıyor. Herhangi bir yerde enerji üretimi varsa, orada sağlık risk altındadır. Bu kadar çok termik santral neden hepsi bu alanlarda? Bu kadar çok atık neden Aliağa’da? Gelişmiş ülkelerin çöplerini neden biz alıyoruz. Bütün bu curuf ve tehlikeli atıklar, sızdırmazlık önlemi alınmayan yerlere depo ediliyor. Zararlı etkenlerde limit değer yoktur. Olmaması gerekir. Çok küçük tehlikeli bir kimyasal, radyoaktif bir ışın, üreme hücrelerini etkileyıp, DNA’yı bozabilir. Bu bozuk kalıtımla sakat çocuk doğabildiği gibi, sağlıklı bir embriyo da gelişim aşamasında annenin kanından göbek kordonu ile aldığı toksik maddeler nedeniyle sakat doğabilir. Bir bebeğin sağlıklı doğmasında %80 çevresel faktörler etkilidir. Çocuklarımızın sağlıklı doğması ve büyümesi için temiz ortam şarttır. Bu ortamı kirletmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Avrupa’nın temiz enerjiye ihtiyacı var. O nedenle bizim ülkemizde bu kirlilik oluyor.” Dedi. Ali Osman Karababa .
Daha sonra kirliliğin insan sağlığını nasıl etkilediğini, aldığımız, soluduğumuz zehirlerin karaciğerimizden akciğerimize kadar hangi hastalıklara sebeb olduğunu anlattı. Solunum sistemimizde bronşların en iç dokusunda, mukus salgılayan endotel dokusu hücrelerinin titrek tüyleri olduğunu, solunumla içimize çektiğimiz havaya karışmış partikülleri yakaladıklarını, titrek tüyleri yukarı doğru titreştirerek bu zararlı maddeleri yukarı doğru çıkardıklarını , öksürükle ve mukusla dışarı atıldıklarını anlattı. Vücudun , zararlıları dışarı atmada başarılı olduğunu ama pek çok zararlıyla da baş edemediğini, radyoaktif maddelerin DNA yapısını bozarak kanserlere neden olduğunun önemini anlattı.

Son konuşmacı Marmara Üniversitesi Enerji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tanay Sıdkı Uyar:
“Avrupa Birliği Uyum Sürecinde bir ülkeyiz. Gümrük birliğine taraf olduk. ve AB’de imtiyazlı ortak olmamızı istiyorlar.. Avrupa’da toplumsal maliyet nedeniyle çimento fabrikaları kurulmuyor. . Ama bizim var . Biz üretiyoruz, onlar alıyorlar. Toplumsal maliyetini biz ödüyoruz.. Böylece küresel saldırının bir hedefiyiz. Bu mekanizma işliyor. Zengin ülkeler kullanmadıkları teknolojileri bize satıyorlar. Onlar için iyisi bu. Ya bizim için? Türkiye’de fosil yakıt kullandığımız için havadaki karbon di oksit emisyonu artıyor. Kömür Santrallerinde bir kW saat elektrik üretmek için atmosfere,1 kg CO2 veriliyor. Bu değer petrol için 650 gr ve doğal gaz için de 450 gr CO2 üretiliyor demektir. Atmosferdeki karbondioksit oranı 1850 Sanayi Devriminden sonra giderek arttı. Zira, yer altında milyonlarca yıl gömülü kalan fosil yakıtlar( kömür, petrol) çıkartılıp, kullanılmaya başlandı. Ve daha sonra bunlara doğalgaz da eklendi. Atmosferdeki sera gazlarının artmasıyla Küresel Isınma başladı. Buzullar çözülüyor. Böyle giderse 2100 yılına kadar suların 1 metre yükseleceği ve sıcaklığın 1 °C – 5°C artması öngörülüyor.
. Gelişmiş ülkeler nükleer makinaları icat ettiler. Bu makinalardan çıkan atık ısıyı enerji olarak kullandılar. Söz konusu atık ısı sistemden çekilmezse, kontrol edilmezse , sistemde ve yakıt çubuklarında erimeler olur. Ve sonuç: Çernobil’de ve Fukuşima’da gözlemlediğimiz nükleer felaketlerdir.
Enerjinin etkin kullamılmında çözüm : Kullanılan makinalarda ve ev aletlerinde standart getirmek. Yani, daha az enerji ile daha çok iş yapmak. Ulaşımda toplu taşımayı kullanmak , konutlarda AB standartlarınas uymak , izalasyonlu ve böylece en az enerji tüketen evler tasarlamaktır.
Yenilenebilir enerjiyi bağımsız uygulamak için depolama ve dağıtımda akıllı şebeke kullanılması çok Atmosferde ışığı ve ısısıyla her gün sabah doğup, akşam batarak yaşamı oluşturan en önemli, en belirleyici tek kaynağımız güneştir.
*Her canlıya eşit olarak ulaştığı için barışçıldır. Eşitlikçi ve özgürlükçüdür.
* Havayı ısıtıp, soğutarak onu hareketlendirir ve rüzgar oluşturur.
*Fotosentezle fiziksel enerjiyi kimyasal bağ enerjisine dönüştütür ve besin yapamayan canlıların beslenmesini sağlar.
* Buharlaşmayı sağlayarak bulutları ve yağmuru oluşturur
Güneşin bir saatte yeryüzüne gönderdiği enerji , dünyada bir saatte tüketilen enerjinin binlerce mislidir.
Ülkemizde bu kadar çok güneş potansiyeli varken enerjide dışa bağımlı olarak dış ülkelerden fosil yakıt almak niye? Üstelik yeni teknolojilerle artık çatıyı güneş pilleriyle kaplamak hayli ucuzladı. Çatıları güneş pilleriyle kaplamanın maliyeti yaklaşık 1000 dolar/kW’tır .
Bir diğer enerji kaynağımız jeotermaldir. Jeotermal enerjinin kaynağı magmadır. Yer kabuğunun altında, dünyanın ortasındaki magma 6000 °C sıcaklığındadır ve yer yüzündeki toprak ısısını 15°C’de sabitler. Toprak üzerinden yükseldikçe ısı düşer. 10 km yukarıda ısı: – 60 °C’dir.
Türkiye’de 5 milyon konut eğer istenirse hemen jeotermal enerji ile ısıtılabilir. Amerika ve Avrupa biyokütle ile enerji sağlıyor. Peletler halinde , sııkıştırılmış ve işlemden geçmiş dal parçaları,odun parçaları ve diger tarladan çıkan tarım atıkları ile hazırlanmış bir yakıt bu.
Üstelik bu bitkisel atıklar bizde oldukça fazla. Ama biz hala doğal gaza yatırım yapıyoruz. 5 MW’lık bir rüzgar türbini 25 bin konut ve 100 000 kişinin elektriğini sağlar. Almanya 3 ekim 2013 tarihinde öğlen saatinde, elektriğinin %60’ını rüzgar ve güneşten sağlamıştır.
Enerjide çözümler için kaynak ve teknolojinin yanı sıra, karar vericinin çözümden yana olması gerekir. Sorundan yana olan karar vericilerle çıkmaza girilir. “ Dedi. Ve Avrupa Birliği’nin sorunlarını giderdiğini ve çözüm için uğraştıklarını üzerine basa basa söyledi.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.