ALTIN 455,14
DOLAR 7,8232
EURO 9,4630
BIST 1.325
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 16 °C
Parçalı Bulutlu

Soruyor,Sorguluyor ve Söylüyor muyuz? Nezih Öztüre

06.12.2014
999
A+
A-

Geçen haftaki “Seni Anlayamıyorum” yazımıza gelen tepkiler önce çok memnun etti. Pek çok dostumun ve okurların ortak söylemi; “Hislerimize tercüman olmuşsun” şeklinde idi. Sonra ilerleyen günler içinde de devam eden bu olumlu tepkilere rağmen, mutluluğum giderek azaldı ve bitti.
Sebep; “Neden hep beraber söylemiyoruz?” olgusu keyfimi kaçırdı!
Neden söyleyemiyoruz?
Niye sorgulayamıyoruz?
Neden düşündüklerimizi ilgilisine soramıyoruz?

Osmanlı’dan beri sindirilmiş bir toplum olduğumuzdan, düşünmemiz istenmediğinden, katılımcılığımıza hiç hoş bakılmadığından, hep susmuşuz, susturulmuşuz. Arada bir konuştuğumuzda, sesimizi yükselttiğimizde sonuç malum; gelsin TOMA’lar. Vergimizle alınan zehri sıksın gözümüze… Eh be bilader, bari vicdanını kaybetmeyeydin. Seçim geldiğinde hep aynı söylem; “Hizmetkarınız olmaya talibiz!” Sizin hizmet anlayışınız her konuşanı susturmak mı? Bir sürü tırışka plaketi her bir yere dizeceğinize, şu vaatlerinizi görünen bir yere assanıza!

Elbette gelmek istediğim nokta, çuvaldızı kendimize batırmak. “Her toplum layık olduğu biçimde yönetilir” sözünü hatırlamak. Örneğin, şehrimizin ve dahi ülkemizin büyük kazancı olan “Serbest Bölgemiz”e her geçen gün başka bir ciddi yatırımcı geliyor. Kalkınmamız için çok önemli. Ama bu bölgeye sabah girebilmek, akşam çıkabilmek en az yarım saat. Tam bir zulüm anlayacağınız.
“Geldin ha, yatırım yaptın ha, ihracat yapıyor, işçi çalıştırıyorsun ha, al sana!”…

Ey hizmetkarlarımız, 300 metre havai yol yaparak bu trafiği çevre yoluna bağlayamıyor musunuz? Sen de, 300 metre yol için 300 imza toplayamazsan, derdini medenice anlatamıyor, anlatıyor da dinletemiyorsan, ne yapmalıyız?
Çok özlediğim rahmetli dostum Ahmet Piriştina, körfezde yüzeceğiz diyordu.
Yüzebiliyor muyuz?
Ne zaman yüzeriz?
Bu dileğimizi iletebiliyor muyuz?
Yüz kişi bile olsun, “Bu denizde yüzülür mü?” sorusunu ilgilisine soruyor mu?
Bu körfezi yüzülmez hale getiren derelere çöp atana, cılız da olsa bir sitem ediyor muyuz?

İzmir Körfezi’nde değil sandalla, traktör şambreli ile bile balık tutmak yasak. Niye kıyıdan tutuluyor?
Kıyıdan balık tutuluyorsa, neden sandalla tutulmuyor?
Seçtiklerinize vaatlerini hatırlıyor musunuz?
Çöp kamyonları ortalama 30 yaşındayken, makam araçları niye son model?
Niye hiçbir konuda uygarca konuşup, tartışıp uzlaşamıyoruz?

Hep sen, ben, onlar…
Niye “biz” olamıyoruz?

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.