ALTIN 466,10
DOLAR 7,7936
EURO 9,0890
BIST 1.121
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 33 °C
Az Bulutlu

Sörf ve hayatın anlamı üzerine—Cihangir Koşu

03.08.2012
4.499
A+
A-

 

 

 

 

Alaçatı’ya ilk kez gelen bir arkadaşım bir süre sörfçüleri izledikten sonra şöyle demişti; “Ne zevk alıyorsunuz bundan? Sonuçta gidiyorsun geliyorsun! “. “Baban da gidip gelmekten zevk almasaydı şu anda burada olmazdın” dememek için kendimi zor tutmuştum.

 

Şeylerin özüyle yani onları var eden nitelikleriyle, şekli yani nasıl göründükleri arasındaki farkı kavrayamadan hayatın anlamını konuşmak ‘mavra’dan öteye gitmez. Aslında hayatın anlamı konusunda en namlı filozoflar bile görüş birliğine ulaşamadığına göre bu yazıdan net bir sonuç beklemek benim tahta kafalı arkadaşımın sörfçü olmasını beklemek kadar anlamsız olur. Olsa olsa bu karanlık ve uzun yola çıkmak isteyenlere bir süre idare edecek küçük bir el feneri vadedebilirim.

 

Kıdemli ‘İkoncan’ Nalan, daha genç ve sağlıklı görünebilmek için bir dizi operasyona girmeye karar verir. Önce sıkı bir diyet ardından göğüsler, dudaklar, yüz gerdirme derken işlem tatmalanır. Türkbükü’ne salınmaya gitmeden önce, son bir rötüş için kuaförüne gider. Ancak kuaför çıkışı karşıdan karşıya geçerken bir kamyonetin altında kalır. Son nefesini verirken “ Tanrım” der “ Bunu bana nasıl yapabildin?” Yukarıdan cevap gelir: “ Kusura bakma… seni tanıyamadım”.*

 

Buradaki sorun beğenilmek için çaba göstermekte değil, bu tutkunun bizi, özniteliklerimizi değiştirecek kadar yabancılaştırabilmesi sorunudur. Fıkranın özüyse, şekle bu kadar yoğunlaşırsak artık Tanrı’nın bile bizim için yapabileceği bir şeyin kalmayacağı ironisinde gizli.

 

Sörfü ‘gidip-gelme’, klasik müziği ‘ gıy gıy’, fesleğeni ‘ot’, denizi ‘ su’, cazı ‘ cazırtı’ olarak tanımlamakta ısrar edenlerin, hayatı anlamlı kılması biraz zor. Aslında kıdemli İkoncan Nalan’ın güzelleşme çabalarına da bu tututumun yol açtığının da altını çizmek isterim. Artık televizyonun bile üç boyutlu olduğu çağımızda, olayları, kavramları ve en kötüsü de insanları tek boyutlu görüp değerlendirmek ne acı!

 

İnsan caz sevmiyorsa bile bir gün mutlaka bir caz piyanistini izlemeli. Ellerine bakmalı, kafasını geriye atışını, yüz ifadesini incelemeli. Arkadaşlarıyla nasıl anlaştığını yakalamaya çalışmali. Cazırtı dediği şeyin o piyanist için ne ifade ettiğini anlamalı. İsterse sonra cazı sevmemeye devam etmeli.

 

Denizle arası iyi değilse bile denize dikkatle bakmalı. Değişen renklerini, dalgaların farklı şekillerini yakalamaya çalışmalı. Tekneleri incelemeli. Denizin değişen hareketlerine nasıl cevap verdiklerini izlemeli. Sonra yoluna devam etmeli

 

İnsanları izlemeli. Yalnızca nasıl göründüklerini değil, nasıl olduklarını anlamaya çalışmalı:1960 lı yıllarda New York’un Harlem bölgesinde devriye gezen polis, bir gece kulübünün önünde sigara içen siyahi bir genç görür. Gence orada ne yaptığını sorar. Siyahi genç “ Hiçbirşey….sigara içiyorum”diye cevap verir. Polis sinirlenir ve gence yumruk atar. Genç adamın burnu kırılmıştır. Gece yarısı bir kulübün önünde sigara içtiği için burnu kırılan bu genç Miles Davis’tir. Konser arasında soluklanmak için dışarı çıkmış ve polisin saldırısına maruz kalmıştır. Miles Davis daha sonra içeri girer ve konserini tamamlar. O çalarken neden bazen trompetiyle birlikte ağladığı hissine kapıldığımı bu hikayeyi duyduktan sonra daha iyi anlamıştım.

 

Son olarak, hayatın anlamını aramak yolunda herkesin yalnız olduğunu bir fıkrayla anlatalım:

Sam, hayatın anlamını aramak üzere Hindistan’a gider. Amacı Hindistan’ın en iyi Gurusunu bulup ondan hayatın anlamıyla ilgili dersler almaktır. Sam’den uzun süre haber çıkmaz. Karısı merak içindedir. Sonunda dayanamaz ve o da Hindistan’ a gider ve Sam’in izini sürmeye başlar. Sonuç alamayınca Hindistan’ın en ünlü Gurusunun kim olduğunu sorar. Ünlü Guruyu bulur ama Guru çok meşguldür. Yardımcıları Guruyla görüşebileceğini ancak kendisinin çok az vakti olduğundan sadece üç kelime söyleyebileceğini söylerler. Bunun üzerine kadın heyecanla o üç kelimeyi düşünmeye başlar. Guruyla karşılaşınca şunları söyler: “ Evine dön Sam”.*

 

* Fıkralar ‘Platon bir gün bara girer’ kitabından uyarlanmıştır.Thomas Cartheart&Daniel Klein 2007

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. zc dedi ki:

    I really enjoyed your note on “surfing and the meaning of life”
    I would say that keep away from those who try to belittle your ambitions.

    zafer caner

  2. “Baban da gidip gelmekten zevk almasaydı şu anda burada olmazdın”
    Bugün bir radyo programında dinledim sizi. Anlattıklarınız gerçekten değer taşıyordu. Ta ki yukarıdaki cümleyi kullanıncaya kadar. Yersiz ve mesnetsiz espriniz (maalesef) öncesinde dinlediklerimin tümünü resetledi. Ve üzerinize hiç de yakışmadı. Üstelik majör radyo, açık mecra ve bir kadını karşısında. Bu denli rahat olunmamalı diyorum.. Saygılar..