ALTIN 458,62
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
BIST 1.124
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 29 °C
Mevzi Sağanak

Soğuk Savaşçılar ve 27 Mayıs

13.04.2012
1.478
A+
A-


27 Mayıs milli bir felaket idi. Sadece Zorlu Polatkan ve Menderes ve aileleri için değil, sadece Çeşme-Ilıca’da ev hapsinde tutulan Bayar’ın eşi, kızı ve torunları için değil, sadece benim için şahsi bir felaket değil, Türkiye Cumhuriyeti için bir facia idi. Babam Almanya’da idi “saklayacak bir şeyim yok” diye döndü 27 Mayıs sonrasında, 55 yaşında dayak yiyip Yassıada’ya “tıkıldı”.

Uzun süre 27 Mayısı savunan dostlarla olan tartışmalarda “şahsi tecrübemden o zamanki darbeyi yargıladığım” söylendi. Bence “onlar” kendi şahsi tecrübeleri dolayısı ile 27 Mayısa objektif bakamıyorlar. Bir kısmı hala bakamıyor. Bir kısmı daha objektif bakabilmeye başladı. Kimseyi de şahsi tecrübelerinin ve yeteneklerinin ötesine mecbur edemeyiz.

27 Mayıs öncesinde bugün ile mukayese edince daha fazla devlet vardı Türkiye Cumhuriyetinde. Nasıl 14 Mayıs 1950 öncesinde daha da fazla devlet var idiyse. Basın yayın tamamen devletin kontrolündeydi. Şimdi değil. Teknoloji gelişti.

Bazıları  şahsi deneyimlerini aşabildiler. Örneğin Mehmet Ali Birand, açıkça sonra  o zaman yanıldığını söylebildi. DP ye 27 Mayıstan sonra ve önce en karşı olanlardan Çetin Altan sonradan o zaman hatalı davrandığını açıkça söyledi mi – en azından ben bilmiyorum ama gidişatı doğru tahlil edebildi. Bir kısmı ise soğuk savaşçı olarak kalacaklardır, belki giderek daha az okunduklarını farkederek, belki de farketmeyerek. Babaları Demokrat Partide olan bazı dostlarım var hala 1960 sonrasının borazanları gibi sesler çıkartıyorlar bir kısmı samimi olarak şeriata doğru gittiğimizden ürkerek. Dedim ya kimseyi yeteneklerinden, görgülerinden, bilgilerinden öteye mecbur edemezsiniz. Ayrıca çok seslilik  olumlu ve gerekli bir öge.

1960 ın en büyük tahribatlarından biri yargı sistemimize olan etkisiydi. Bazı görüşteki insanlar Yassıada’dan sonra yargıya hakim olup kendilerinden sonra gelenleri belirlediler. 20 yıl boyunca 27 Mayıs çetesinin yaptığı darbe (bazılarına göre hala ihtilal veya devrim) aleyhine yazmak yasaktı!(Tedbirler kanunu) 27 Mayısı bayram olarak kutladı bu ülke! Yılmaz Karakoyunlu mostralık bir örnek : “objektif olduğuna kendisi inanıp okurunu da inandırmaya çalışmakta” 27 Mayısı “ayıpladığını” yazıp “düzgün ve uygar bir anayasa getirdiğini” hala yazmaktadır.(Bakınız Kurt ve Tilki Karakoyunlu) “Katil’i ayıplıyorum ama doğrusu burnu ve gözleri çok güzeldi” der gibi. Evet tedbirler kanunu ve daimi senatörlüğü de getirmiştir 27 mayıs darbesi. O anayasayı hazırlayan “hukukçular” akıl vermişlerdi çetecilere “DPlileri yargılayın ve mahkum edin yoksa meşruiyetiniz kalmaz” diyerek.

27 mayısı 12 Eylül’ü 28 Şubatı nasıl aşabiliriz?

Doğal olarak Cemal Gürsel ve Kenan Evren’i Cumhurbaşkanları listesinden çıkartarak. İsimlerini devlet malından kaldırarak o zaman dağıtılan özlük haklarını en azından bugünden itibaren keserek. DP “devri sabık yaratmayacağız” diyerek bir vendetta yani kan davasına karşı olduğunu söylemişti. O zamanki “Milli Birlik Komitesinden” yaşayanlar hala varsa doğal olarak yargılanmaları gerekir. Ama konuyu yargılanmaları mevzu bahis olanların yaşları da gözönüne alınırsa ve bukadar yıl sonra özü itibariyle seri bir şekilde yargılayıp “ayıpladığımızı” paylaşıp, kapatıp önümüze bakma vaktimiz de geldi diye düşünüyorum. 12 Eylül 27 Mayıs 28 Şubatın yargılanmaları bir şov a dönüşmeden, yeni yaralar açmadan bir daha benzer olayların olmasını önlemek üzere tarihe gömülmelidirler.  Mahmut Tolon

————————————————————————-

Bugün doğaseverleri ilgilendirebilecek bir yazı dizim Sabah gazetesi Ege ekinde başladı ve 3-4 gün sürecek: Akhisarda çiftçilik öyküsü.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.