ALTIN 483,30
DOLAR 7,8441
EURO 9,2938
BIST 1.221
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 24 °C
Gök Gürültülü

Patates ekmekten Vazgeçmeyelim-Artun Ünsal

10.02.2012
205
A+
A-
Reklam

Çernobil faciası bir kâbus gibi üzerine çöktü insanlığın. Ukrayna ‘dan Doğu ve Batı Avrupa’ya, Balkanlara, Türkiye’ye. Geri teknolojili atom santralindeki patlama , yangın ve radyoaktif sızıntıların dehşetini, çayımızda, çimenimizde, sütümüzde hissettik.

Sovyet İmparatorluğu’nun 80’li yılların sonundaki çöküşünde Çernobil de bir simge oluşturdu adeta. Ama sırf ikinci bir patlama engellenebilsin diye gözlerini kırpmadan ölüme giden Çernobilli itfayecilerin cesaret ve görev bilinci de belleklerimizden silinmedi. Yüksek dozda radyoaktif hepsini ölüme mahkum edecekti. Kimi birkaç hafta, kimi aylar ve yıllar içinde yitirildi, yitirilecek. Rüzgârla sürüklenen radyoaktif bulutlar doğayı, insanları ve özellikle çocukları ve tarım hayvanlarını da ölüm kervanına dahil ediyordu. Çernobil boşaltıldı, halkı göç ettirildi. Bölgede yaşam yasaklandı.

Ama bu yasağı delenler oldu. Gidecek bir yeri olamayan, kimsesiz, yoksul ve yaşlı kişiler, yasaklanan bölgede saklanarak yaşamlarını sürdürdüler, öleceklerini bile bile. Aralarında gençler de vardı, yaşamdan bıkmış, işsiz, sevgisiz. Kendini felsefeye veren , eski kilise haçlarını toplayıp kendine bir müze oluşturan, iyice seyrekleşen ormanda sağ kalan yabani hayvanları avlayarak, yeni bir yaşam mücadelesi veren genç umutsuzlar da…

Bundan aylarca önce, söz konusu bölgede çekilmiş bir televizyon belgeseli izlemiştim. Ukraynalı ya da Rus bir ekibin hazırladığı ve Fransız-Alman ARTE kanalında gösterilen bu program olağanüstüydü. Yukarıda saydığım ilginç kişiler ve yaşamları arasında özellikle yaşlı bir köylü kadınınki dikkatimi çekiyordu. Bir ayağı çukurda olan yaşlı kadının ne bir akrabası ne bir yakını vardı. Yasak bölgedeki evinde saklanarak oturmayı sürdürüyordu. Başka nereye gidebilirdi ki ?

Kamera aldığı yüksek doz radyasyon nedeniyle ölüme daha da çabuk gidecek yaşlı kadının kırışıklıklar dolu yüzünde yakın plan çalışıyor. ‘Babuşka’ nın ağzında sağlam diş pek kalmamış. Gülüyor, gülümsüyor. Ağlamıyor, yakınmıyor. Kaderci. Bahçesinde dolanıyor. “Sebzeler ekiyorum. Patatesimi de ektim” diyor, “ama bilmem bu kışa çıkar mıyım ?” diye gülümsüyor yeniden. Acı tebessüm. Ama donuyorum birden , yaşlı nenenin ağzından çıkan şu cümle karşısında : “Kışa çıkamazsam da önemli değil, ben gene de ekerim ; artık yaşamasam da , hiç olmazsa başkaları yer sebzelerimi, patateslerimi”…

Görüntülerin ardından, ekranda bir yazı:” Nene ,kışı çıkaramadı”…Yaşlı kadının ömrü bir kış daha geçirmeye yetmemişti. O bunu biliyordu, gene de doğru saydığı şeyden vazgeçmemişti :Üretmek…O, şanssız bir köylü kadındı, Çernobil faciasına komşu olarak. Ama insan olduğunu bir an unutmadı. Asla. Başkaları için bir şeyler yapmaktan vazgeçmedi.Çernobil ‘de ölüme bile bile yollanan yürekli itfayecileri de yangının santralin öteki ünitelerine sıçramasını engellerken aynı soyluluğu gözler önüne serdiler.Kendini başkaları için feda etmek. Hem de zorunlu olmadan. Nobel ödüllü fizikçi bay ve bayan Curie’ler de radyumun insan yaşamını kısaltan etkisini bedenleri içine hapsederken,bilimin ilerlemesinden başka bir şey düşünmemişlerdi. Ama bu kadar uç örneklerle sınırlamayalım konuyu. Hepimiz, kendimiz ve insanlık için bir şeyler üretmek zorundayız ; beynimizle, duygularımızla, kollarımızla. Biz tümüyle yararlanamasak bile , muhakkak başkaları gelir ürettiklerimizden yararlanacaktır. Olumsuz yaşam koşullarından hiç etkilenmeden ; alıştığı gibi , “patateslerini” ekmeyi ihmal etmiyen köylü ‘ babuşka ‘ nın toprağı bol olsun. Nerede ve hangi dönemde yaşarsak, kim olursak olalım, içimizdeki ortak insanlık duygusunun sönmez pırıltısını o kırış kırış yüzünde görebiliyordum …

Reklam
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.