ALTIN 497,88
DOLAR 8,3192
EURO 9,7475
BIST 1.127
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 19 °C
Gök Gürültülü

Nereye Gidiyoruz? Murat Fatih Ülkü

29.04.2012
1.600
A+
A-

 

 

Bilmem siz de fark ettiniz mi? Kalemle yazmayı unutmuş gibiyim son yıllarda. Yazarken, artık kalem kullanılmaz olduğu için değil, tam da gerçek anlamıyla söylüyorum bunu. Kalemle yazmaya kalktığımda, ya harfleri atlıyorum, ortaya anlaşılmaz bir sözcük çıkıyor; ya da bir harfi garip biçimde yazıyorum, kendimi okuma yazmayı yeni öğrenen birine benzetiyorum.

 

Önce, tıbbi bir nedeni olduğunu düşündüm. Beynimde, beyin hücrelerimde bir sorun olmalıydı. Kafamda bir sorun olduğu kesin zaten de; evham konusunda da yetenekli (!) olduğum için, üzerinde durdum bu konunun. Sorun çözmeyi; çay içerken, yemeklerde karşısındakine sormak ve kendi kendine yanıtlamak sanan biri olarak, sanırım o dönemde yakınımdakilerin epey başını ağrıttım. Kimbilir benim hakkında ne düşündüler?

 

Belki işime geldiği için, bunun tıbbi bir sorun olmadığı kanısına varınca, sorgulamaya başladım. Yazarken ne kullanıyordum genelde? Bilgisayar, klavye, monitor, yazıcı. Kalemle yazmayı unutmamın nedeni buralarda olabilirdi.

 

Vardığım sonuç şu oldu: Bütün harflerin, noktalama işaretlerinin oluşumundaki tek süreç, bir tuşa başmak. Yani eskiden kağıda yazarken, yazıyı hem gözümüzle algılar, hem de elimizle yaratırken; sanırım şimdi yazı, harfler, belki gözümüz açısından değişmedi ama, elimiz açısından ciddi bir dönüşüm geçiriyor, tek tipleşiyor.

Bu konuda çok iddialı laflar edecek uzmanlıkta değilim ama, çokbilmişliğimle, bilimsel açıklamalara kadar vardım. “İşleyen organ gelişir, işlemeyen organ zayıflar.” Kalemle yazmadıkça; kalemle yazma yeteneği, yazıyı, harfleri yaratma yeteneği köreliyordu elimin.

 

Dünyada çağ değiştiren bir devrim olan bilgisayarın getirdiği, belki de çok önemsenmeyecek bir sakınca bu.

 

Ancak, özellikle internetin ve “google” gibi arama motorlarının temel bilgi edinme aracı olması, bilgiye ulaşmayı hızlandırma ve ucuzlatma gibi büyük yararlarının yanında, bazı ciddi sakıncalar da getirmiş olabilir. Bu sözü, saçma bulanlar olacaktır. Ancak, bir bilgiye hemen ve sadece dar biçimde ulaşmak; araştırma yolunda öğrenilenlerden yoksun kalmaya, bilgiyi ve neden-sonuç ilişkisini sorgulamamaya neden oluyor.

Pedagoji, psikoloji, tıp alanlarında bu konu, bir bilimsel disiplin içinde tartışılıyordur kesinlikle. Ancak, tüm yaşamımızı kaplayan bilgisayar teknolojisi ile karşı karşıya kalan biz çaresiz fani bireylerin de, bu konuda kafa yormaları gerektiğini düşünüyorum.

 

Basit bir örnek vermek gerekirse, Türkiye’de kaç yılında çok partili siyasal yaşama geçildiğini araştıran bir öğrenci, bu soruyu “google” ye aynen böyle yazsa, bir iki sonuçla, hemen 1946 sonucuna ulaşabilir. (İnternetteki bilgi kirliliği, manipülasyonlar vb. konular da son derece ciddi sakıncalar ayrıca.) Ama, bu konuyu araştırarak, kitap karıştırarak öğrenmek zorunda olsa; fark etmeden öğreneceği, “dörtlü takrir”, “toprak reformu tartışmaları”, “1946 seçimlerindeki açık oy, gizli sayım”, “çok partili siyasal yaşama geçişin nedenleri” vb. konuları büyük olasılıkla öğrenemez. Tabi, konuya ve okumaya meraklı olup, bütün sonuçları okumaya çalışan zehir gibi öğrencileri kastetmiyorum.

 

Bu örnekler çoğaltılabilir. Vardığım bu sonuçta da ilk gözlemim yine kendim üzerineydi aslında. Araştırma gerektiren bir mesleki sorunda, oturduğum koltuktan kalkıp, kitaplığa gitmek, kitabı karıştırmak zor gelmeye başlayınca, “google” amcaya (!) başvurmaya başlamıştım. “Google” amca, sorduğum sorunun yanıtını hemen hap gibi veriyordu, fazla (!) bilgi ile de uğraştırmıyordu beni. Ama emek verilmeyen şeyin değerli olmamasından mıdır nedir, bu bilgi kalıcı olmuyordu. Yavaş yavaş da sığlaştırıyordu beni. Sığlaşmak da; verilen bilgiyi sorgulamadan kabul etmek demek.

 

Yoksa, küreselleşen (!) dünyamızda esen bilgi çağı rüzgarı, sorgulamayan insanlar mı yaratmak istiyordu? Ne kadar da kötüniyetliyim. Bilgisayar ve internetin savurduğu rüzgarlara kendimi bırakmak varken.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.