ALTIN 476,82
DOLAR 7,8257
EURO 9,2019
BIST 1.123
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 30 °C
Parçalı Bulutlu

Mevlana Haftasının Ardından.. Herkes Güneşi Görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı ?..

28.12.2012
3.723
A+
A-

Mevlana Haftasının Ardından.. Herkes Güneşi Görebilseydi, güneşin ışıklarına delalet eden yıldızlara ne ihtiyaç vardı ?..

Geçtiğimiz hafta, yüzyıllardır olduğu gibi Mevlana Celalettin Rumi’nin Hakka yürüdüğü zaman, yani onun tabiri ile “Düğünü”(Hak’ka kavuşması onun mutlu günü), bir diğer deyişle Şeb-i Aruz Törenleri ile anıldı. Sema Ayinleri, Pir-in ibretli yaşamından ve öğretisinden kesitler, eserlerinden ilhamla bestelenmiş tasavvuf musikisi konserleri, başta Konya olmak üzere, tüm yurtta ve yurt dışında yaygın bir şekilde uygulandı.. Bu törenlerden Urla’da fazlasıyla nasibini aldı.. Ne mutlu.., Yüzyılların ötesinden böyle coşku ve sevgiyle anılmak onun öğretilerini daha da etkili hale getiriyor..

Uzun yıllar boyunca tasavvufla ilgilendim.. Başta Yunus Emre olmak üzere Mevlana en çok istifade ettiğim Pir’lerdendir.. Bu yüzden Aralığın son yarısının benim için özel bir anlamı vardır.. Heyecanla geçirdiğim bu günlerin birinde, İstanbul’lu can dostum Erdoğan Şanlıoğlu’ndan bir mektup aldım.. Bu özel günlerin anlamına uygun olarak Şanlıoğlu benden Pirin çok özel anlamlar içeren ve benim çok aevdiğim bir hitabını yorumlamamı istiyordu.. Çok sevindim., Yoğunluğum dolayısıyla değerli dostuma hemen cevap yazamadım, birazda çalıştım ancak kısaca özetleyebildim.. Hitabın,daha da derinlerine inmeyi çok isterdim ama satırlarda şimdilik bu kadarını paylaşmayı yeğliyor, bu muhteşem hitabı Pir’e olan hürmet ve muhabbetimle sunuyorum.. Ayrıca sebep olduğu içinde Erdoğan Şanlıoğlu’na teşekkür ediyorum..

image

imageMEVLÂNA’DAN BİR ŞİİR: BERİ GEL

Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.

Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikiside,
Peki, kutlu ne, kutsuz ne?

Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız
İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?

Sen habire gevele dur bakalım,
Habire ‘Usul boylu birlik çam ağacı’ de,
Sonu nereye varır bunun, nereye?

Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
İnsanlara katıl, insanlara,
İnsanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.

Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
Hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.

Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

MEVLÂNA Celaleddin Rumi.

Şiirin (Hitabın) Yorumu..

Sevgili kardeşlerim, BERİ GELİN…

Özden geldik, öze gidiyoruz.. Hepimiz ayrı ayrı yollarda olsa da, aynı hedefin yolcularıyız.. Çeşitli, irili ufaklı nehirlerin, ırmakların denizlere oradan da okyanuslara ulaştığı gibi bizlerde,bizi bir bütünde birleştirecek o uçsuz bucaksız okyanusun yollarındayız.. şu anda o muhteşem ummana kavuşmaya çabalarında olsak da ondan bir parça olmanın ne kadar farkındayız?? Koca Yunus pirler piri “ Umman da bir zerreyim, Zerreler umman bana” derken tamda bunu anlatmıştır..İşte bu farkedebilme derecesi bizim çabalarımızla doğru orantılıdır. Uğraşma ve mücadele lerimiz idrak ımızı, yaşamı algılama derecelerimizi saptayacaktır.. Bu mücadelemiz sırasında seçeceğimiz yolda da bazen kıran kırana dövüşerek, bazen kucak kucağa halleşerek doğruyu bulmaya çabalarız.. Bu çok zor çetin yolda Pir-i sultan Mevlana Hz. leri çok önemli bir yol göstericidir..

Bizler ufak penceremizden, kendini bilme, farkındalık çalışmaları yaparken; bu uçsuz bucaksız ummanda yalnız başımıza kaybolup, zor nehirlerde akıntılara kapılabiliriz.Her şey O’ndan gelir ve O’na gider,ama yolumuz uzayabilir, yol aydınlatıcıları varken biz bazen o aydınlatıcıları şaşı olup göremeyiz.. kaçarız..Sağı solu, karayı akı, ayrı ayrı algılar, birini diğerine zıt zanneder, didiştirip dururuz, karşıt zanneder kavgaya tutuştururuz..Dualite bize kavramı her boyutuyla kavramamız için oluşturulmuş bir yanılgıdır da biz bunu algılamakta çok zorlanırız.. Oysa Yunus gibi Mevlana gibi Pirlerin yollarında, öğretilerinde bu bilgiler anlatılır ama bizler pek anlamaya çalışmayız bu yüce zatları.. Oysa “ İkilikten kurtulup, birliğe geldik “ diyen YUNUS’a, “Topumuz bir tek inciyiz, bir tek. Başımız da tek, aklımızda tek .,diyen MEVLANA’ya kulak vermeye onları anlamaya çalışmak yolumuzu hızlandıracaktır.. Onlara “ beri gelmek” bizi öze, özümüze yaklaştıracaktır. Yaradılıştan bu yana bilinç açılımı surecini yaşamaktayız. Aklın evrimi, zaten evrilmiş olarak gelen bu pirlerden alacaklarımızla hızlanacaktır. Fakat onları anlamak, anlattıklarını algılamak birkaç hitaplarını okumakla çok zor olur. Bu bir metodoloji gerektirir..

Beş duyudan, altı yönden, varını yoğunu birliğe çekmek yedi aşamalı bir yol gerektirir. Kendimize gelip benliğimizden yani nefs-i emare den kurtulup bir olmak üzere insanlara katılmamız, insan olabilme halimiz ise devir nazariyesi yani devri daim ile mümkündür.. Kavs-ı nüzul yani iniş (inme), yer yüzüne gelme halindeki insan önceleri cemadat yani taş, maden seviyesindedir. Sert, katı, acımasızdır.. Bunu nebadat yani bitki olma, ardından da hayvanat olma hali izler ki bu evrimin özeti ve her bünyede tekrar edilme zorunluluğu ve halidir (uzun şematik çizimleri ve anlatımları mevcuttur, bu bilgi özetin de çok özetidir)…. Ancak bu nüzul den sonradır ki insan olma, insana karışabilme halleri zuhur eder.. Sonrasında kavs-ı uruc yani yükselme halleri ancak oluşmaya başlar.. Her canlı kendi türünün en iyisi olmaya çalışır. İnsan da insanla eğitilerek insan-ı kamil olmayı bilinç altında hedefler. Genlerinde bu hedef ve bilgi vardır.. ve bir salik olarak seyr-i süluk durumuna (kişilik eğitimi, nefs-i terbiye) sevk olur veya olmaz..

Su damlası sıcakta buhar olur ve denizden kopar, buhar olur sürüklenir, kar olur yüce dağlara düşer, erir toprakla harmanlanır ve derelerden ırmaklara oradan gene okyanusa döner. O artik ilk buharlasan damla değildir; içindeki bu deneyimi birlikte dalgalandığı kardeşleri ile paylaşır. Hepsi o damların deneyimini içselleştirir.

Hepimizin; Ah Ah sevebilse dediğimiz bir üst benliği, ruh ailesi veya AYNI TURDEN KUŞLAR BİRLİKTE UÇAR, misali.. BEN’leri vardır.

Kaostan düzene geçme..

İçinde bulunduğumuz dünya planının birer oyuncularıyız. İnsan hiç tiyatro sonrası bir oyuncuya hırsızı oynadı diye kızar ve onu hapse atar mı ? O zaman bizler de yaşama bir üst oktavdan bakarsak, olayların hakikat penceresinden bir DENGELENME olduğu bilincine varmalıyız.Farklı olan testileri, kapları kırarsak içindeki su hep aynı ve su yolunu bulur, birbirine karışır , özünü kavuşur.

Biz buna dualite, zıtlılar dünyasından sıyrılma ve koşulsuz sevgi veya üst boyut bilgileri ile tanışarak yaşama süreci diyoruz.

Halden hale geçme dediğimiz ve şu anda dünyada eş zamanlı yaşanan bu ortamda, dileriz tüm kardeşlerimiz geniş SEVGİ, BAĞLILIK ve SORUMLULUK içeren huzur dolu bu ortama,kendi sırat köprülerinden (yani vicdan denen o çok hassas nefs-i levvame derecesinden) geçeler…

Ah bilebilsek,

Ah fark edebilsek,

Ah hoş görebilsek…

Hepinize gönülden, gönül dolusu sevgiler..

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.