ALTIN 471,63
DOLAR 7,7402
EURO 9,0701
BIST 1.145
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 28 °C
Az Bulutlu

Merhaba (Benim Oğlum Oyunu Atar/ Döner, Döner Yine Atar) -Ali Rıza Söke-

19.03.2013
1.463
A+
A-

Merhaba sevgili dünyalılar. Fazladan bir giriş yapıp kafanızı ütülemeden, bizi sevenlerin, severek okuyanların, dünya görüşüme ters olduğu halde yine de benim yazılarımı okuyanların, hepsine olan saygımdan ve onların ısrarla eksikliğin çok hissediliyor dünyalı deyişlerine dayanamadığımdan geri döndüm diyerek; kalemimi bileyip çıktım arenaya.. Of be, yine de uzun oldu bağışlayın.
Şimdi sıra geldi bıraktığım yerden başlamaya demek doğru değil ama, sizler de farkındaysanız aktörler değişmesine karşın yağma ve çapul düzeni hiç değişmediğinden; on sene sonra gene aynı dertlerle debelleş olmaya mahkumuz.. Onun için biz yine de, duruşumuz ve onurumuzdan ödün vermeden. Koftiden diklenerek değil, duracağımız yerde dik durarak, yaşadığımız ülkenin acı gerçeklerini; o, arkamdaki dayımdır, bu yeğenimdir demeden suratlarına çarparken de, Anayasa oylamalarında; “yetmez ama evet diyeceğiz deyip gelecek erk sahiplerine göz kırptıklarının ceremesini şimdi anlayabilen “ENTEL DANTELLERİN” düştükleri hallerine de sık, sık değinerek; devam edeceğiz. İnsanlarımız neden ve de nasıl böyle saflaştırıldı? Önce kendi çevremizden, iğneyi köküne kadar batırarak başlayacağız yani..
BİR BAKAN MI NE GELECEKMİŞ!
Mart ayının ilk günü, Urla Atatürk Mahallesi sakinlerinin bir bölümü; yataklarından müthiş bir gürültü ve evlerinin sarsılmasıyla uyandıklarında gözlerine inanamadılar. Ben de dâhil o yörede bulunan bir bakımevinin önündeki kamuya ait, içinde üç gece kondusu ile birkaç ağacı bulunan meydana, büyük iş makineleriyle bir şeyler yapıldığını gördüler. Kepçeler, o meydana daha önceleri yığılmış molozlar ve atıkları taşıma kamyonlarına taşıyorlardı. Grayder açılan yerleri düzeltiyor, onun düzelttiği alanını üzerinden otuz tonluk bir yol düzeltme silindiri, evleri sarsarak gidip gelerek toprağı sertleştiriyordu. Çalışanlar var güçleriyle, amirlerinin gözüne girmek için çaba harcıyorlardı. Elindeki misinalı makineyle etraftaki yaban otları biçiyordu bir emekçi. Etrafta ellerinde kara plastik torbalara dolduruyordu atıkları ayrı bir ekip. Yani sözün kısası, alışılmadık bir hareketlilik yaşarken şaşırıyorlardı ora sakinleri.
Ben de indim sokağa. Atıkları toplayan üç kişinin yanına sokulup sordum; bu hareketli bereket ne arkadaşlar? Seçim falan da yok yakında bildiğim kadarıyla.>
Gerçi bu yöre sakinleri alışkındılar bu gürültülü makinelerin har gürüne. Yaz aylarında Urla, Adres Kavşağıyla İskele arasında aylar süren asfaltlama çalışmalarıyla tanışmışlardı. Bitince bir oh çekmişlerdi. Daha yeni yolun keyfini çıkaramadan yine geldi o makinelerden bazıları. Rögar kapaklarını yerleştirmek için. Derken bu defada; yeni su boruları için kazılmaya başlanmaz mı güzelim asfalt? Yine yamalı bohçaya döndü. Gidemediler. Hala kazıyorlar yeni asfaltlanmış güzelim yolları iyi mi? ama bu bambaşka bir olaydı. Sanki deprem olmuşta bir şeyleri kurtarmaya çabalayan “AKUT” çalışanları gibi canla başla bir çaba sergiliyorlardı. Şimdi bazı et kafalılar bağıracak; “Ulan zındık yapmasınlar mıydı” diye..Yapsınlar. Yapmalılar. Görevleri.. Ama işi kıçından başlayarak değil, plana göre sırasıyla. En başta yapılması gereken kazı işlerini en sonunda yapıp çevreyi berbat etmeden. Sık gittikleri turistik gezilerdeki, Çağdaşlaşmayı başarmış ülkelerdeki gibi..Anlatabildik mi? Benim yalaka “ENTEL- DANTEL”lerim?”
Yok be dedi elindeki atık torbasını yere bırakan. Yarın buraya bir bakan mı ne gelecekmiş ona ayıp olmasın diye bu çaba. Ne bakanı yahu dedim. Buralarda açılışı yapılacak bir işletme, butik falan da yok bildiğim kadarıyla. Neyi açacak bu Allah’ın terk ettiği mezbelelikte? Öyle değil dedi diğeri, bu bakımevinde Atatürk’ün manevi kızı kalıyormuş hasta. Onu ziyarete geleceklermiş cümbür cemaat. Durun biraz arkadaşlar, bu gelenlerin, Atamızın adına, resmine, büstlerine bile tahammülleri yok. Okullardan, meydanlardan, ya gizlice ya da alenen söküp sokaklara atıyorlar. Düğün yok, bayram yok. Nereden çıktı bu Atatürk sevgisi? Neden bizi öpmeye kalkmışlar?Hasta yaşlı birini, manevi kızını ziyarete geliyorlar.. Kafalarına saksı falan düşmüş olmasın sakın deyip eve döndüm…
Esas trajik komedya ondan sonra yaşanıyor. Şhow yapmak için kullanmaya kalktıkları yaşlı hasta düşüp sakatlanınca, tam onların geleceği zaman hastaneye kaldırılmaz mı? Elleri böğürlerinde kalıvermiş uyanıkların..
Ya işte böyledir benim ülkemin uyanıklığı becerdikleri kadar olsun, çağdaşlaşmayı beceremeyen politikacıları..

Bu arada yazıda bahsettiğim Atatürk’ün manevi kızı Nuriye İdil 14 Mart perşembe günü 102 yaşında Urla’da vefat etmiştir.Ruhu şad mekanı cennet olsun..
Ali Rıza Söke

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.