ALTIN 438,87
DOLAR 7,4267
EURO 8,9897
BIST 1.467
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 7 °C
Yağışlı

Kışın sonu bahar

İşini seven bir akademisyen ve eğitimci

Bu iş başladığında bir, bilemedin iki ayda hayat eski haline dönecek sanıyordum. Öyle bir gerçeğe uzaklık, öyle bir kendi cehaletine güven. Sonra hayatın normale dönüşünü iki ay öteledim kafamda. Ardından yaz sonu dedim. Onu yılbaşı izledi. Şimdi umudum gelecek yaz, ama titrek bir mum ışığı gibi, ürkek bir umut.

Bir zorlukla karşılaştığında asıl zorluk, süre uzadığında başlıyor. Kronik stresin zararlarını şu örnekle anlatırlar: eline bir bardak su al ve tut. 10 dakika rahatça tutarsın, ama süre uzadıkça, parmakların, bileğin, kasların hepsi tek tek isyan eder. O bardak külçe gibi ağırlaşır. İşte şimdi bardağın çok ağırlaştığı yerdeyiz. Üstelik daha önümüzde koca bir kış var. Dost yüzü göremeyeceğimiz; sarılıp şarkılar söyleyemeyeceğimiz; kadehlerin tokuşmasını kahkahalarla süsleyemeyeceğimiz; sevdiklerimize duyduğumuz hasretin kalbimizi her gün ince ince oyacağı; deniz kenarında açılır kapanır bir sandalyede, gözlerimiz güneş ışığından yarı açıkken bir bardak çay bile içemeyeceğimiz bir kış. İnsanın evi cennetidir derler ya, cennetlerimizin hapishanelerimiz olacağı bir kış.

İnsan öyle bir varlık ki, umutsuzca ses istiyor, nefes istiyor etrafında. Oturup konuşmak, beraber gülmek, beraber ağlamak istiyor. Sessizce dizi izleyecekse bile yanında bir can istiyor. Sarılmak istiyor. Sarılmak. Sadece aynı evde yaşadığı ailesine değil, dostuna, arkadaşına, komşusuna. Sokakta gördüğü teyzenin elini tutabilmek, koşturan minik çocuğun yanağını okşamak, rastgele sohbet ettiği ve bir kahkahayı paylaştığı yabancının sırtını sıvazlamak. Bir konserde yüzlerce insanla beraber bağırarak zıplamak. Sıra beklemek onlarca kişiyle. Sinemada aynı yerde gülmek, birbirine nezaketle yol vermek. Kemeraltı’nda bir insan seline kapılmak. Yazarken bile boğazımda bir düğüm, gözyaşlarım vazifeye hazır, boş bulunduğum anı bekliyor. Yaşadığımız bu zorluk benzersiz. Acılarında, sorunlarında insanlarına sığınırsın, sana omuz verirler, dikkat dağıtırlar, sahip olduklarının kıymetini hatırlatırlar. Şimdi, insansız yaşamlarımızda el yordamıyla, sanal kavuşmalarla.

Annemin hastalığında çok üzüntülü ve her sabah mutsuz uyandığım bir dönemde, bir arkadaş düğününde, bir iki saatliğine her şeyi unutabilip eğlendiğimde “felekten bir gece çalmak” ne demek, anlamıştım. Pandemide kardeşlerim ve babamdan ayrı kalışımızın onuncu ayında “hasretten burnunun direği sızlamak” deyişinin için tıka basa doldurdum. 2021 nisan ayından beklentim ise bana “kışın sonu bahar” ne demekmiş bizzat öğretmesi.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.