ALTIN 468,90
DOLAR 7,6465
EURO 8,9963
BIST 1.094
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 29 °C
Az Bulutlu

KARABURUN ve GEÇMİŞ

Hacettepe Fen ve Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu. Uzun yıllar tarih konusunda eğitmenlik yaptı. Tarih programlarına metin danışmanlığı yapıyor.

Bahar gelmiş memleketime çiçekler açmış meltem rüzgarları esiyor dağlarında ve en güzel adalarında…

Gelin karantina günlerimizde, nergiz kokularını içimize çeke çeke Karaburun’un o meşhur rüzgarını tarihin sayfalarına üfleyelim…

Bu yazımızda Karaburun adasının kısa tarihiyle sizlerleyiz…

  1. bölümünü aşağıda görüşlerinize sunarken devamının haftaya yayında olacağını şimdiden söyleyelim.

  Karaburun adının nereden geldiği konusunda çok değişik görüşler ve varsayımlar mevcuttur.

Çok eski dönemlerde, yarımadanın adının “Capo Calaberno” olması, fonetik olarak adın buradan değişerek geldiğini düşündürmektedir. Bir varsayıma göre ise; deniz yoluyla yarımadaya ilk varışta “Kömür Burnu” denilen mevkiin görülmesi nedeniyle, kayaların rengi esas alınarak “Karaburun” denildiği şeklindedir.

Bir başka varsayım da eski Türk adlandırma usullerinde; kuzey yönünün “kara”, güney yönünün ise “ak” olarak adlandırılması mantığına dayandırılmalıdır .

İzmir Körfezi’nin girişinde, körfezi kontrol eden önemli kilit noktalardan biri olan Karaburun Yarımadası’nda eski çağlardan bu yana yerleşim izlerine rastlamak mümkündür. P


‘’Tanrıça Athena ilk kez kutsal zeytini Mimas’ta yetiştirdi.’’

Publus Ovisdius

(MÖ 47-MS 17)

Kaynaklarda yarımadanın eski adı Mimas olarak geçmektedir. Karaburun Yarımadası’ndaki Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılarda Kalkolitik döneme ait (M.Ö 4000) kesici araçlar, taş el baltaları ve ilkel çanak çömleklere rastlanmıştır.

Bölgede MO 3000’li yıllardan itibaren Hititler varlık göstermişlerdir. Hititler’in ardından sırası ile bölgeye Yunanlılar, Persler, Romalılar ve Bizanslılar egemen olmuştur. Antik dönemde bölgedeki Erythrai kenti sayesinde oldukça önemli bir kültür ve ticaret merkezi durumuna gelen yarımada, Helenistik ve Roma döneminde önemini kaybetmiştir, Bizans döneminde ise eski canlılığını tekrar kazanmıştır.

1086-1095 yılları arasında Çaka Bey ile Türklerin yönetimine giren bölge kısa süre sonra tekrar Bizanslıların eline geçmiştir.

Beylikler döneminde Aydınoğlu Mehmet Bey’in buraları alması ile yöre Aydınoğulları egemenliğine girmiştir.

Yıldırım Beyazıt zamanında Osmanlı hakimiyetine geçen Karaburun Ankara savaşının ardından(1402 tekrar Aydınoğullarının eline geçmiştir.

Fetret devrinin ardından 1425-1426 yıllarında Çelebi Mehmet bölgeyi ikinci defa Osmanlı Fetret döneminde bölgeye Şeyh Bedreddin felsefesi hakim olmuştur. Bu düşüncenin sürdürücülerinden olan Börklüce Mustafa çalışmalarını Karaburun Yarımadasında sürdürmüştür.

   Osmanlı döneminde Karaburun Yarımadası’nın Ege kıyısında İzmir’e bağlı Padişah haslar arasında olduğunu görürüz. Karaburun’un Osmanlı topraklarına katılışından 1867 yılına kadar İzmir Livasına bağlı bir nahiye olarak kalmıştır 1868 yılında yeni düzenlemelerle Çeşme kazasının nahiyelerinden biri haline gelmiştir. 1900 yılında ise İzmir’e bağlı bir kaza olarak karşımıza çıkar.

   Birinci Dünya Savaşının ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır Yunanlıların çekilmesi ile birlikte yerli Rumlar da bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda bölgede ekonomik ve toplumsal alanda büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra yarım adanın nüfusu oldukça azalmıştır. Günümüzde eski önemini yitirmiş olan bölgede sadece yaz aylarında bir hareketlilik gözlenmektedir.

     Oldukça engebeli bir coğrafyaya sahip oluşu ve tarım arazilerinin yetersizliği, bölgenin gelişimini tarih boyunca engellemiştir. Bu yüzden bölgede yoğun imar faaliyetlerinden söz etmek mümkün değildir. Bir dönem Aydınoğulları hakimiyetinde olan bölgede bugün bu Beyliğe ait herhangi bir mimari esere rastlanmamaktadır. Bölgenin geçirdiği depremler sonucu Osmanlı döneminden günümüze ayakta kalabilen yapılar ise sadece cami ve çeşmeler olmuştur. Bu eserlerin bir kısmı harap durumdadır, bir kısmı da az ya da çok değişikliğe uğramıştır.

XVI. yüzyılın ünlü denizcilerinden Piri Reis Kıtab-ı Bahriye’sinde yarımadanın kıyıları hakkında ayrıntılı biçimde bilgi vermektedir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karaburun’u ziyaret eden Evliya Çelebi ise Karaburun kazasının, İzmir Mollasının arpalığı olduğunu, içinde bir cami, bir hamam ve 7 dükkan bulunduğunu ve ayrıca etrafının zeytinlik ve bağlık olduğunu belirtmektedir.

 Bugüne kadar  Karaburun yarımadası ile ilgili yayınlanmış eserler yok denecek kadar azdır malesef.

Bölgedeki mimari eserlerin tanıtıldığı tek yayın İzmir Valiliği il Kültür Müdürlüğü tarafından hazırlanan “İzmir İl Kültür Envanteri Çeşme- Karaburun” adli kitapçıktır. Bu kitaptaki bilgilere göre bölgede, 16 cami, 1 köprü ve 30 dan fazla çeşme bulunmaktadır. Yörenin seriye sicilleri temel kaynak olarak alan diğer bir çalışma ise, Barış Güntürkün ve Cahit Telci tarafından “Karaburun” adıyla kitaplaştırılmıştır(1996).  II. bölümde yarımadayı tarihsel olarak daha derinlemesine inceleyeceğiz.

YETİŞ FİDAN 02.05.2020 İZMİR

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.