ALTIN 470,94
DOLAR 7,7916
EURO 9,1253
BIST 1.121
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 30 °C
Parçalı Bulutlu

KARACAAĞAÇ KÖYÜNE TAYİNİM ÇIKTI

KARACAAĞAÇ KÖYÜNE TAYİNİM ÇIKTI
Reklam

Öğretmenlik yaşamımda beni en çok etkileyen, yüreğimi sızlatan görev yerim Karacaağaç köyünde bir ilköğretim okuluydu.

 Ali Cengiz oyunuyla bir gecede çıkan atamam bütün düzenimi bozmuştu.

Görev kutsaldır, memleketimin her yeri benim için görev yeridir diyerek Milli Eğitim Müdürlüğünün yolunu tuttum.

Şube müdürleri bu okula atandığımı duyunca gülme krizine girdiler, içlerinden biri neden erkek atanmamış diye de sordu.

Bir şeylerin ters gittiğini şaşkınlıkla dinlerken anlam veremiyordum.

Göreve başlama yazımı aldım bir de okulun yerini öğrendim. Arkadaşıma rica ettim arabasıyla düştük yollara. Torbalı yolunda köprüden sonraki ayrımdan saptık Karacaağaç köy yoluna.

Gittikçe yol uzadı bitmek bilmedi. Sonunda ana yoldan 7 km. yukarıda vardık köye. Benimle birlikte 5 öğretmen ve toplam 18 öğrencisi olan 5 derslikli bir okul.

 STK kadın derneği tarafından yapılmış, lojmanı dahi var fakat kalan kimse yok.  

Her şey düşünülmüş ama suyu, elektriği ve yolu olmayan bu okulda kalmanın olanaksız olduğu düşünülmemiş. “Alt yapı yok” cümlesinin anlamını o anda anladım. Köy halkı iki farklı göçmen gruptan oluşmuş ve bitmek  bilmeyen düşmanlıklarını, çatışmalarını zamanla öğrendim.

Beni görünce öğretmenlerde bir sevgi seli oluştu. Yeni bir yüz, yeni kaderdaşlarına hemen çay ikram edildi. Okul müdürü gencecik bir çocuk daha ergenlik sivilceleri yüzünde parlıyordu. Benim için en önemli faktör ulaşımdı. Köy muhtarının her yeri dökülen ayaklarımızın altından yolu görebildiğimiz eski 124 model arabasıymış servis aracı. Sabah 8.00 de tüm kadroyu alıp okula götürüyor, akşam 17.00 de geri taşıyormuş. Bu okulu bu koşullarda dağın tepesine yaptırtan hayırseverlere içimden her türlü övgüyü sıralıyordum. Öğrenciler hiç ingilizce dersi görmemiş, merakla ve hayranlıkla inceliyorlardı beni. Kiminin saçı keçeleşmiş susuzluktan, üst baş berbat ve keskin idrar kokusu arasında dersime başladım. İlk dersimi Orta 1.sınıfta verdim. Toplam öğrenci sayısı 11.serde gençlik var bir de öğretme aşkı tüm olumsuzluklar silindi o anda. Öğrencilerdeki heyecan, coşku ve bilgi açlığı ile dersimize devam ederken kapı çalındı.

Türkçe öğretmeni “siz dinlenin biraz da biz ders yapalım” dedi. Zilin çaldığını duymadım, özür dilerim dediğimde bu okulda zil olmadığını, öğretmenin yorulana kadar ders verdiğini ve 2 saate yakın aralıksız sınıfta kaldığımı öğrendim. Gülsem mi ağlasam mı bilemeden ayrıldım sınıftan.

İnsanoğlunun en önemli sorununun tuvalet ihtiyacı olduğunu da bu okul öğretti bana. Bunun için ayrılan yere girmemle öğürerek çıkmam bir oldu. Dağın başı herkes doğal mekanlar belirlemiş kendine tek çözüm bu! İçecek su yok, tankerle köyün camisine haftanın belli günleri geliyormuş .imam ,cuma namazına katılanlara günü kurtaracak kadar dağıtım yapıyormuş. Müdür beye yalvarmaya başladık, git namazını kıl hiç olmazsa çay suyu al gel diye.

Soğuk,hafif çizeleyen bir Ramazan günüydü. Muhtar bizi almaya gelmedi,bekleyiş uzadıkça ne yapacağız telaşı sardı hepimizi.

O zamanlar cep telefonu yoktu ki arayıp soralım. Yeni mezun Beden eğitimi  öğretmeni genç bindi eşeğe gitti. O gün okulda sadece 4 öğretmendik biri gitti kaldık 3 bir erkek iki kadın. Hava kararmaya başlamıştı yapacak bir şey yoktu,hani o filmlerde gördüğümüz öğretmene saygılı,çözüm üreten koşturan köylü de yoktu.

Ellerimizde sopalar karanlık,çaresizlik ve biraz da deli cesaretiyle düştük yola. Çocuklardan kurt hikayelerini çok dinlemiştik. Artık bu korkudan mı yoksa gece ayazının etkisiyle mi bilinmez üçümüzde titriyorduk.

Birkaç kilometre yürüdükten sonra arkamızdan gelen inek sesi kornayla irkildik. Köye zaman zaman gelen veterinerin arabasıydı gördüğümüz,nasıl ilaç kutularının arasına oturdum nasıl ana yola kadar gittiğimi hiç anımsayamıyorum hala. 

Herhalde bana   bir çuval altın verseler bu kadar sevinmezdim. Muhtarın eşinin hastalandığını o nedenle gelemediğini ertesi sabah 3 saatlik bekleyiş sonunda öğrendik. Okula vardığımızda saat 12.00 olmuştu ve bizi iki takım elbiseli adam karşıladı.

Birisi saatini gösteriyordu soran bakışlarla. Milli Eğitimden denetime gelmişler.O anda dünyadan koptum sanki,ağzıma geleni sıraladım,hem ağlıyor hem de bağırıyordum. Koptuğu yerden kopsun dedim. Yol yok, araç yok siz neyin hesabını soruyorsunuz çığlıklarım karşısında adamlar görevi unutup beni teselli etmeye çalıştılar.

Kararnameyle geldiğim Allahın bile unuttuğu bu Ege köyünde 1 yıl çalıştım.  Aslında belki yıllarımı geçireceğim bu köyden ayrılışım çok daha hazin ve Milli Eğitimin içindeki bir çok kadın öğretmeni kıskacına alan çirkin insanlardan birinin  yardımı sayesinde oldu .İşte bu acı  gerçeği gelecek haftaya anlatmak istiyorum. Sevgiyle kalın,sağlıkla geçsin her gününüz.

Nilgün Göçük 14.05.2020 URLA

Reklam
NİLGUN GOCUK
Öğretmenlik mesleğine yıllarını vermiş emekli İngilizce Öğretmeni. Urla Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı. 5 yıldır Urla Kent Konseyinde gönüllü İngilizce eğitimi vermeye devam ediyor.
YAZARA AİT TÜM YAZILAR
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.