ALTIN 458,62
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
BIST 1.124
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 27 °C
Parçalı Bulutlu

Ege’de bir Zeytin ve Badem Bahçesi ve Ege’ye Yerleşmek-Mahmut Tolon- 1-

23.08.2013
3.316
A+
A-

Ege’de bir Zeytin ve Badem Bahçesi ve Ege’ye Yerleşmek-Mahmut Tolon- 1-

Akhisar Pınarcık köyündeki zeytin ve badem bahçesi hikayesi geçen yıl Sabah Ege ekinde yayınlandı, orada yazdıklarıma bazı ilaveler yaparak tolons. com için hazırladım. Burada yayınladığım biçimi ise biraz daha genişçe. Ege benim için hiçbir zaman çok uzak olmadı. Yazları 2-3 ay Çeşme lıca’da büyük teyzelerimin evlerinde geçirirdik. Babam epeyce eski bir İstanbullu aileden geliyor ama bir kök Bergama’dan oraya gitmiş. Ben de, gare bu yazıları toparlarken 14 yıldır Urla’da yaşıyorum.

İstanbul’da bir hastamın böbrek taşını kırarken bir yandan laflıyorduk. Batı ülkelerinde tarım yapılan 2000 dönümün altındaki araziye küçük işletme, ikibin-onbeşbin dönüm arasındaki araziye orta boyutta işletme ve ancak 15bin dönümün üstündeki araziye büyük işletme denildiğinden bahsediyorduk.

Bizde ise miras hukuku nedeniyle araziler bölüne bölüne küçülmüştü. Küçük arazi de traktör ve ekipman parasını bile çıkartmıyordu. Çiftçi giderek borçlanıyor ve sonunda sisteme karşı pes ediyordu.

Anne tarafım alaylı çiftçi babam mektepli çiftçi. Halkalı Ziraat mektebinde okumuş sonra Berlin ve Breslau’da doktora yapmış. Babam, Nurullah İhsan Tolon ilk traktörlerin yurda girişinde, ilk silaj çukurlarının kurulmasında hizmeti olan bir ziraatçı. İstanbul Erenköylü bir aileden geliyor. Bir dönem Zirai Donatım Umum Müdürlüğü yapmış, sonra DP Milletvekili olmuş. Anne tarafım Filibe ve Mora Yenişehir’de ( Larissa) çiftçilik yaparlarmış. Sonra Bursa’ya göçmüşler ve Soğanlıköy’de çiftçilik yapmışlar. Ben Soğanlıköy Çınarlıtarla’da çiftçilik yaptım- ama hep hekimliğin yanı sıra. Besicilik, İngiliz atı yetiştiriciliği, kavak ve şeftali ziraatı ve tabii Trilye yakınında Kumyaka köyünde zeytin ile tanıştım.image
Çınarlıtarla Bursa: Kızım ve oğlum ve naciz kulunuz bir zamanlar genç ikenimage

Daha genişçe bir arazide tarım yapmayı hayal ediyordum ama toplu arazi bulmak ve satın almak ne mümkün! Hastam bir bankanın çok çorak, bin dönümün üstünde bir araziyi bir kredi sonunda devralmak zorunda kaldığını ama beş yıldır da tarıma pek elverişli olmadığından kimseye satamadığını söyledi.

Akhisar’da Badem

Yurtdışında bir kongreye gidecektim. Urfalı, gençliğinde tarım yapmış bir avukat dostumdan rica ettim, gidip baktı ve bana araziyi tarif etti. Dört adet ağaç varmış içinde onun dışında kısmen taş çölü gibi bir arazi. Bir kenarında ince parmak kadar su akıyormuş. Sürülebilir gibi görünen 300 dönüm kadar bir yer varmış ama civar çiftçiler pek bir verim alamamışlar bankadan kiraladıklarında. Urfalı dostum Av Erol kendi memleketinde bu tür arazide hayvancılık olsun, tahıl veya yem ziraatı olsun bir şeyler yapılabileceğini söyledi. Ben de heyecanlanmıştım bu denli toplu bir araziyi Ege bölgesinde ve ödeyebileceğim bir paraya alabilme olasılığından!

O zamanlar İstanbul’da böbrek taşı kırma tedavisini özel olarak ülkeye getirmiştik. Hekim olarak epey faal bir mesleki yaşamım vardı. İki yıl sonra ilk Üniversite olarak Dokuz Eylül de bir böbrek taşı kırma merkezi açmıştı. Biz de İzmir’deki ilk özel böbrek taşı kırma merkezi olarak Cantıp’ı açmıştık. Arada İstanbul’dan İzmir’e geliyordum. Üniversite kurma gibi hayallerimiz vardı. Birkaç yıl sonra İzmir’in bir Belediye Başkanı Vakıf diye kısmen bizde çalışan elemanlarla bir böbrek taşı kırma ve bilgisayarlı tomografi merkezi kurdu. Belediye otobüslerinde bizim ulaşamayacağımız boyutta reklamlar. Ortağımız olan Alman bankası “biz ilk olarak bu ülkede sağlık işine girdik bir iktidarda olan Büyükşehir Belediye Başkanı ile rekabet etmek bizim görevimiz değil” diye hisselerini sattılar. Ben de Cantıp’ı İzmirde çalışan meslektaşlara Selim Amato, Serdar Farmaka ve Salih Mertan’a sattım onlar sonra kısmen ayrılarak Kuşadası Hastanesi, Gazi Hastanesi gibi çok başarılı işlere imza attılar.

Akhisar’daki araziyi bundan 23 yıl önce işte İzmir’deki taş kırmaya giderken gördüm. Emekli olunca 2000 yılında yaşayacağım yerin seçiminde Akhisar Pınarcık köyündeki bahçe etkili oldu. Dört adet ağaç vardı arazide ikisi çitlembik biri irice bir Ahlat bir de suya yakın bir yerde bir söğüt türünden ağaç. Bundan önceki sahiplerinden biri atına altın diş taktırmış. Onun beş bin dönüm kadar arazisi varmış kala kala kızlarına benim aldığım 1100 dönüm çorak taşlı arazi kalmış. Tarla vasfı olan yerleri ayırıp hep satmışlar, bir damat da ipotek ile kredi almış ve kaybolmuş diye duydum. Banka el koymuş ama satacak insan bulamamış en sonunda tek talip ben olmuşum.

Badem Bahçesi

Akhisar’da badem ekme fikri Türkmenistan’da doğdu. Türkmenistan’a ilk gidişim İstanbul’daki komşum, o zamanki Frankfurter Allgemeine Zeitung Türkiye ve Orta Doğu temsilcisi Dr Rainer Hermann ile beraber Türk dünyası hakkında bir kitap yazma fikri ile oldu. Yazılan kitaplar ya sadece Türk tarafını ya da Alman tarafının bakış açısını yansıtıyordu. Hem Türk hem Alman bakış açılarını yansıtan bir kitap ilginç olur dedik. Rainer bütün Türk Cumhuriyetleri’ni gezmişti. Türk dünyası deyince benim yetmişli yıllarda Afganistan’da sınırdan bir Özbekistan’a bakış dışında hiçbir deneyimim yoktu. Azerbeycanı, Türkmenistanı ilk elden tanımalıyım diye bir Bakü Aşkabad bileti aldım. Aşkabad da Ulu Pazar denilen taş çölü denilebilecek bir düzlükte kurulan ve Marko Polo’nun bile gittiği rivayet edilen pazar çok ilginç idi. İlk gidişimde orada tek bir badem ağacı görüp çok etkilenmiştim. Sonra Aşkabad’a zirai bir proje nedeni ile birkaç kez gittim.

Akhisar Pınarcık Köyü

Akhisar’daki araziyi alınca, önce üç gün boyunca uyku tulumunda uyuyarak arazinin çevresini Tapu kadastroya tespit ettirdim. Almadan önce gördüğüm 4 ağaçtan bir ağacı kayda değer boyutta bir çitlembik ağacını bir gece operasyonunda civardan gelip kesmişler. Odun olmuş. Onu da almışlar tabii. Kaldı üç ağaç. Kilometrelerce tel çektik. Türkiye’deki yasaya göre tel çekmezseniz zarar veren hayvanlardan bir ziyan talebiniz olamıyormuş. Bu teori. Pratikte ise durum bambaşka.

On bin kadar badem ve ondan sonraki yıllarda yirmi beş bin kadar zeytin ve diğer fidanlardan diktik. Kısmen taş çölü olarak adlandırılabilecek bir arazide ben çocukluğumdan beri duyduğum erozyonla savaş özlemini giderebilecektim. Kardak adası için Yunanistan ve Türkiye milyon dolar mertebesinde para harcamamışlar mıydı? İşte daha büyük ve erozyonun kısmen taş çölü haline getirdiği arazide uğraşabilecektim kana kana.

Kısmen de kanaya kanaya oldu bu uğraş. Badem ile aklımda kalanı özetleyeyim:
O zamanlar söylenene göre ülkedeki en büyük badem bahçesini kurmuşum. Salihli’de doğru anımsıyorsam 4-5000 fidanlık bir bahçe vardı. Datça’da ise badem gayet yaygındı ama genelde birkaç yüz fidanlık bahçelerde üretim yapılıyordu.

image

On bin Fidandan Dört bin Fidana

Geçen yıllarda diktiğimiz on bin fidandan bugün dört bin fidan kalmamıştır. Sadece Akhisar’da ormandan 49 yıllığına kiralanan arazilerde binlerle dönüm mertebesinde badem dikildi. Güneydoğu Anadolu’da on binlerle badem fidanı olan bahçeler kuruldu.

Neden mi on binden dört bin badem kaldı? Büyük çoğunlukla hayvan zararından, kısmen sulamayı yetiştiremediğimizden. Arazide kuyu açmak, yaklaşık 8o km damlama sulama borusu döşemek, çatlayanla, patlayanla, çalınanla uğraşmak, yoğun bir mücadele de ondan. Badem kazık köklü taşlık arazide fazla gelişemiyor, hayvan tepedeki filizi yiyince de ölüyor. Zeytin saçak köklü ve tepesinden yense bile yaşam mücadelesi veriyor. Dört beş yıl kaybediyorsunuz sadece. Verimli arazide 4-5 yılda meyve veren ağaç çorak yerde 10-15 yılda anca gelişiyor.

Bahçe kurmayı hayal edene önerim kararlı olup olmadığını, yapmayı hedeflediği şeyi sevip sevmediğini iyice düşünmesi. Uzun soluklu bir sevgi söz konusu ise en güzel iş bahçecilik. Her adımını atarken parayı düşünen insanı çalıştırırken siz emeğinizi düşünmeden vereceksiniz, düşünürseniz durursunuz, inat edemezsiniz. Yıllar içinde ağaçların büyümesini görmek inanılmaz bir mutluluk. Ben Akhisar’daki bahçeyi bir ibadethane olarak gördüğüm için sebat ettim. Şanslı bir kul olarak ta bahçeyi oğlum Dr. Kaya Tolon ve oğlum gibi olan Mehmet Bayındır ile beraber işliyorum veya 63 yaşımda güzelce hariçten gazel okuyorum gare. Mehmet ve Yeliz 14 yıldır Pınarcıktalar. Onları bulana kadar epey insan değişti. Oğlum ABD de okuyordu, doğrusu zor zamanlar geçirdim. Tek başıma ilk başta araziye giren sürülerle mücadele, kırtasiye ile uğraşmak hele hele İstanbul gibi uzak bir diyardan oldukça yorucu oldu.
Devam edecek..

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Merih Yücel dedi ki:

    Emeklerinize sağlık Mahmut bey, köy çocuklarına yönelik hazırladığınız etkinliği İzmir Genç TEMA’larımızla birlikte izledik. Zeytin ve badem bahçelerinizi izledik. Doğaya sahip, çıkarak onu tedavi ederek verimli kılmak yaşama yapılan en büyük katkıdır. Deneyimlerinizin Urla’da sürmesi bizleri çok sevindirecektir. Kolaylıklar diliyorum. Yolunuz açık olsun.

  2. Ragıp Topal dedi ki:

    emeğinize sağlık keyifle okudum ve bilgilendim.

    Comment by ragıp topal