ALTIN 468,90
DOLAR 7,6465
EURO 8,9963
BIST 1.094
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 29 °C
Az Bulutlu

Cumhuriyetimiz Üzerine -Ahmet İnam-

07.10.2013
1.584
A+
A-

Cumhuriyetimiz Üzerine

Cumhuriyet bir yolculuktur. Cumhuriyetin içinde olduğu yolculuk, cumhuriyetle başlamadı. Öyleyse cumhuriyet, bir yolculuğun devamıdır. Başlangıcı yine bir yolculuk olan bu yolculuk, devam ediyor.
Cumhuriyetten önceki yolun, cumhuriyet yoluyla ilişkisi konusunda tartışmalar, cumhuriyetle birlikte başlamış, artan bir yoğunlukla da sürüyor. Biz cumhuriyet yolcuları, geride bıraktığımız yolu nasıl yorumlayacağız ? Bu soru cumhuriyet yolculuğunun geleceği için de çok önemli.
Cumhuriyet yolculuğundan başından beri rahatsız olanlarımız vardır. Bir bölümü içine düştüğümüz yolculuğun cumhuriyet olmaması gerektiğini savunur. Bir bölümü cumhuriyetin bu biçimde olmaması gerektiğini söyler. Bu eleştirileri yapanların bir kısmının gönüllerinde “daha demokratik”, “daha liberal” bir cumhuriyet vardır. İnandıkları öğretilerin doğrultusunda farklı cumhuriyet düşleyenler, kurdukları partiler ya da yayın olanaklarıyla görüşlerini savunmaya çalışıyorlar.
Cumhuriyetin anlamı da budur: Farklı görüşlerin iletişim içinde birlikte yaşaması. Bu anlamıyla demokrasiyle ters düşmez cumhuriyet. Bence paradoks buradadır, isterseniz cumhuriyet paradoksu deyin buna: Cumhuriyeti dönüştürmek, değiştirmek için cumhuriyetin devamı gereklidir. Cumhuriyeti yitirdiğimiz anda, yeni cumhuriyetler kurma olanağımız yok olur. Cumhuriyetimizin durağan, değişmez, kendini yenileyemez bir yapı taşıdığını düşünmek, kuruluşundan bu yana yaptığı yolculuğu görmemek demektir. Tüm eleştirenlerin sahip çıkması gereken değerimiz, kuruluş ilkeleri ve kurucusu Atatürk’ün yolu göz önüne alındığında cumhuriyetimizdir.
Bu toprakların insanları olarak ortak değerlere sahibiz. Bu değerlere bakışımız, hayat tarzlarımız farklı olabilir. Bu ortak değerler, Mezopotamyadan Kafkaslara uzanan Ortadoğu bölgesini içine alıp, Türkî cumhuriyetlere uzanan topraklardaki kültürel renklerin Anadoluda çiçek açmış, yüzlerce yıldır insanımızın gönlüyle yaşadığı hikmetimizden geliyor.
Hikmetinden kopmuş bir kültür geleceği ve geçmişiyle nasıl hesaplaşabilir ? Hikmetinden kopmuş bir cumhuriyet nasıl kendini yenileyebilir ? Demokratik olabilir ? Özgür bireyler yetiştirebilir ? Anadoluda yaşadığından habersiz, bu topraklarda değil de dünyanın herhangi bir yerinde yaşadığını sanan biri, bu ülke ve bu topraklar için nasıl konuşabilir ?
Nedir hikmet ? Eski Yunanlının sofia dediği, bir kültürün yarattığı yaşam bilgeliği. Yaşamın anlamı, insanın evrendeki yeri, hangi değerlerle yaşamamız gerektiği konusunda yüzyıllarca yaşanmış deneyimlerden devşirilmiş görüşlerden süzülen bilgilerle oluşan, içinde dilin, düşüncenin, araştırmanın, sanatın, hakikat arayışının, inanç düzenlerinin yer aldığı bir yaşama ustalığı birikimi.
Bu topraklar, dünyanın en eski kültürlerini derinlemesine içinde taşımış, kıyılarında felsefenin doğduğu topraklar. Deyim yerindeyse bilge topraklar. Cumhuriyet bu bilgelik üzerinde yaşıyor. Buna bigâne kalmış insanların evrensel olduklarını sanarak Batıdan yüzeysel görünüşleriyle devşirmeye çalıştıkları “teori”leriyle tanzim etmeye uğraştıkları, tarihsiz, geleneksiz bir cumhuriyet hiç olmadı, olmayacak da. Bu hikmet, onu anlamayanlara direnir. Cumhuriyet üzerine kuram geliştirmeye çalışanların görmedikleri önemli nokta budur.
Öte yandan yaşadıklarını düşündükleri dini yaşamın hikmet tabanını kavramaktan yoksun bir kısım dindar insanımız, Türkiye’deki özgürlük sorununu başörtüsü sorununa indirgeyerek düşünüyorlar. Özgürlük, ufuk genişliği ve derinliğiyle düşünebilmeyi sağlayacak özgür akılla başarılır. Aklın özgürlüğü kin ve nefretle, öfkeyle, ön yargılı damgalamalarla sağlanamaz. Aklın özgürlüğü, sağlıklı iletişimle başlar. Karşımızdaki bizden farklı düşüneni anlama çabamızla sürer. Şekle indirgenmiş özgürlük, o şekil elde edilince, o şekilde olmayan öteki insanlar üzerinde bir baskıya dönüşür. Şekle indirgenmiş özgürlük anlayışı, “özgürlüğe kavuşulduğunda”, özgürlüğü şekil olarak anladığı için, şeklin tutsağı kılar insanı.
Cumhuriyet yolculuğu sürüyor. Bu yolculuğun yönü konusunda kavga da yolculuğa eşlik ediyor. Kavga sürecektir. Gönül, bu kavganın düşünce boyutunun, hikmet derinliğimiz üzerine kafa yorularak da geliştirilmesini istiyor. Hikmeti bir ritüel düzeyinde ya da bir folklorik öğe olarak görmemek gerekiyor. Körü körüne yaşadığı geleneği, alışkanlıklarının perdesini aralayarak, arkasında yatan zenginliğiyle yorumlayabilecek gücü olan insanımızın keşfedeceği anlam dünyasıdır hikmet. Demokrasi de, özgürlük de, bu hikmet ikliminde ortaya çıktığında sağlıklı biçimde yaşanabilecektir. Cumhuriyet, bunun gerçekleşmesi için tek olanaktır.

Cumhuriyet bir yolculuktur. Cumhuriyetin içinde olduğu yolculuk, cumhuriyetle başlamadı. Öyleyse cumhuriyet, bir yolculuğun devamıdır. Başlangıcı yine bir yolculuk olan bu yolculuk, devam ediyor.
Cumhuriyetten önceki yolun, cumhuriyet yoluyla ilişkisi konusunda tartışmalar, cumhuriyetle birlikte başlamış, artan bir yoğunlukla da sürüyor. Biz cumhuriyet yolcuları, geride bıraktığımız yolu nasıl yorumlayacağız ? Bu soru cumhuriyet yolculuğunun geleceği için de çok önemli.
Cumhuriyet yolculuğundan başından beri rahatsız olanlarımız vardır. Bir bölümü içine düştüğümüz yolculuğun cumhuriyet olmaması gerektiğini savunur. Bir bölümü cumhuriyetin bu biçimde olmaması gerektiğini söyler. Bu eleştirileri yapanların bir kısmının gönüllerinde “daha demokratik”, “daha liberal” bir cumhuriyet vardır. İnandıkları öğretilerin doğrultusunda farklı cumhuriyet düşleyenler, kurdukları partiler ya da yayın olanaklarıyla görüşlerini savunmaya çalışıyorlar.
Cumhuriyetin anlamı da budur: Farklı görüşlerin iletişim içinde birlikte yaşaması. Bu anlamıyla demokrasiyle ters düşmez cumhuriyet. Bence paradoks buradadır, isterseniz cumhuriyet paradoksu deyin buna: Cumhuriyeti dönüştürmek, değiştirmek için cumhuriyetin devamı gereklidir. Cumhuriyeti yitirdiğimiz anda, yeni cumhuriyetler kurma olanağımız yok olur. Cumhuriyetimizin durağan, değişmez, kendini yenileyemez bir yapı taşıdığını düşünmek, kuruluşundan bu yana yaptığı yolculuğu görmemek demektir. Tüm eleştirenlerin sahip çıkması gereken değerimiz, kuruluş ilkeleri ve kurucusu Atatürk’ün yolu göz önüne alındığında cumhuriyetimizdir.
Bu toprakların insanları olarak ortak değerlere sahibiz. Bu değerlere bakışımız, hayat tarzlarımız farklı olabilir. Bu ortak değerler, Mezopotamyadan Kafkaslara uzanan Ortadoğu bölgesini içine alıp, Türkî cumhuriyetlere uzanan topraklardaki kültürel renklerin Anadoluda çiçek açmış, yüzlerce yıldır insanımızın gönlüyle yaşadığı hikmetimizden geliyor.
Hikmetinden kopmuş bir kültür geleceği ve geçmişiyle nasıl hesaplaşabilir ? Hikmetinden kopmuş bir cumhuriyet nasıl kendini yenileyebilir ? Demokratik olabilir ? Özgür bireyler yetiştirebilir ? Anadoluda yaşadığından habersiz, bu topraklarda değil de dünyanın herhangi bir yerinde yaşadığını sanan biri, bu ülke ve bu topraklar için nasıl konuşabilir ?
Nedir hikmet ? Eski Yunanlının sofia dediği, bir kültürün yarattığı yaşam bilgeliği. Yaşamın anlamı, insanın evrendeki yeri, hangi değerlerle yaşamamız gerektiği konusunda yüzyıllarca yaşanmış deneyimlerden devşirilmiş görüşlerden süzülen bilgilerle oluşan, içinde dilin, düşüncenin, araştırmanın, sanatın, hakikat arayışının, inanç düzenlerinin yer aldığı bir yaşama ustalığı birikimi.
Bu topraklar, dünyanın en eski kültürlerini derinlemesine içinde taşımış, kıyılarında felsefenin doğduğu topraklar. Deyim yerindeyse bilge topraklar. Cumhuriyet bu bilgelik üzerinde yaşıyor. Buna bigâne kalmış insanların evrensel olduklarını sanarak Batıdan yüzeysel görünüşleriyle devşirmeye çalıştıkları “teori”leriyle tanzim etmeye uğraştıkları, tarihsiz, geleneksiz bir cumhuriyet hiç olmadı, olmayacak da. Bu hikmet, onu anlamayanlara direnir. Cumhuriyet üzerine kuram geliştirmeye çalışanların görmedikleri önemli nokta budur.
Öte yandan yaşadıklarını düşündükleri dini yaşamın hikmet tabanını kavramaktan yoksun bir kısım dindar insanımız, Türkiye’deki özgürlük sorununu başörtüsü sorununa indirgeyerek düşünüyorlar. Özgürlük, ufuk genişliği ve derinliğiyle düşünebilmeyi sağlayacak özgür akılla başarılır. Aklın özgürlüğü kin ve nefretle, öfkeyle, ön yargılı damgalamalarla sağlanamaz. Aklın özgürlüğü, sağlıklı iletişimle başlar. Karşımızdaki bizden farklı düşüneni anlama çabamızla sürer. Şekle indirgenmiş özgürlük, o şekil elde edilince, o şekilde olmayan öteki insanlar üzerinde bir baskıya dönüşür. Şekle indirgenmiş özgürlük anlayışı, “özgürlüğe kavuşulduğunda”, özgürlüğü şekil olarak anladığı için, şeklin tutsağı kılar insanı.
Cumhuriyet yolculuğu sürüyor. Bu yolculuğun yönü konusunda kavga da yolculuğa eşlik ediyor. Kavga sürecektir. Gönül, bu kavganın düşünce boyutunun, hikmet derinliğimiz üzerine kafa yorularak da geliştirilmesini istiyor. Hikmeti bir ritüel düzeyinde ya da bir folklorik öğe olarak görmemek gerekiyor. Körü körüne yaşadığı geleneği, alışkanlıklarının perdesini aralayarak, arkasında yatan zenginliğiyle yorumlayabilecek gücü olan insanımızın keşfedeceği anlam dünyasıdır hikmet. Demokrasi de, özgürlük de, bu hikmet ikliminde ortaya çıktığında sağlıklı biçimde yaşanabilecektir. Cumhuriyet, bunun gerçekleşmesi için tek olanaktır.

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.