ALTIN 458,62
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
BIST 1.124
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 27 °C
Parçalı Bulutlu

Bilgeliğin sevgisi olduğu kadar sevginin de bilgeliği olmalı

15.02.2014
1.306
A+
A-

GÖK, MUTLULUK, BİLGELİK

“Göğün değerini ancak şaşkınlar bilebilir” diyorsunuz bir yazınızda. Neden?
“Şaşkın olayım” diye şaşkın olunmaz. Şaşkınlık çok doğal bir şeydir. Siz, siz olduğunuz için şaşkın olursanız o şaşkınlığın bir değeri vardır. Hesap eden insanların da hesapları tutmadığı için içine düştükleri bir şaşkınlık vardır ki bu daha çok hesabilikten doğan kötü bir şaşkın olma durumudur. Şaşkınlık insanın kendisinden yola çıkarak yaptığı yolculuklarda karşılaştığı doğal bir şeydir. Bu Aristoteles’in hayretidir aslında; şaşkınlık değildir, şaşmadır. Şaşan, bu anlamda hayret eden insan, göğün renginin neden mavi olduğu üzerine düşünmeye başlar ve onun hiçbir optik teorisiyle açıklanamayacağını da bilir. Çünkü göğün neden mavi olduğunu açıklayabilirsiniz ama göğü ilk defa görme gücü… İşte bu müthiş bir şeydir. Göğü küçüklüğümüzden beri gördüğümüz için hiç şaşmayız. Yaşımız ilerledikçe her şeyi biliriz, her şey bize doğal gelir. Şaşmaya şaşmaya, şaşmamanın getirdiği şaşkınlık içinde ölüp gideriz.

“Mutsuzluk ahlaksızlıktır” diyorsunuz. Mutluluk nedir? Mutsuzluk neden ahlaksızlıktır?
Mutluluğun bir karakter olduğunu düşünüyorum. Mutluluk gelip geçici hazlarla yaşanan gelip geçici yaşantılar değildir. Mutluluk bir insanın yaşadıklarına karşı duruşundan kaynaklanan bir şeydir. Başıma acı veren çok şey gelebilir, ama mutlu karakterli biriysem bu acılarla baş edebilmem, bu acıları büyük bir şansızlık ve ceza olarak değerlendirmememle olanaklıdır. Başıma gelen belaların Nietzsche’nin dediği gibi “çok iyi öğretmenler olabileceğini” düşündüğümde kendimi aşma olanağım olabilir. Benim “mutsuzluk ahlaksızlıktır” sözüm Nietzsche’nin amor fati’sinden çok da farklı değildir; yani yazgımızı sevme, kendimizi öyle kabul etmedir. Mutsuz olduğum takdirde bakın ne gibi haksızlıklar yapıyorum: Önce kendime haksızlık yapıyorum. Problem çözme gücümü zayıflatıyorum, ilişkiye girdiğim insanlara acı vermeye başlıyorum; böylece hem kendime hem birlikte yaşadığım insanlara “ahlak” anlamında kötülük yapmış oluyorum. Mutsuz olmak çok kolaydır, çok ucuzdur. Dünyada dönen üç kağıda, çirkinliklere karşın güzel yanını görme ve mutlu olma çabasının insana yakışır bir çaba olduğunu düşünüyorum.

Felsefe için “bilgeliğin sevgisi olduğu kadar sevginin de bilgeliği olmalı” diyorsunuz. Açıklayabilir misiniz?
Türkçe’de bilgelik sevgisi felsefe diye yazılıyor; yani “philia” “sophia”. Oysa “sophia” “philia” olabilir. Yani sevginin bilgeliği… Felsefenin içinde hem sevgi hem bilgelik var. Demek ki felsefe dediğimiz çaba, sevgi ve o sevgiyle yaşanan bilgece bir yaşamı gerektiriyor. Bilgece yaşanan bir yaşam yalnızca bilgiyle yaşanan bir yaşam değildir. Bilgiyi özümseyerek, içselleştirerek, bilgiyle mutlu olmaya çabalayarak yaşanan bir yaşamdır. Bunu anlayabilmek için sevginin bilgeliğini anlamak gerekir. Sevmenin büyük bir bilgelik gerektirdiğini düşünüyorum. Herkesin birbirinden kolayca nefret ettiği, tiksindiği bir dünya düşünün. Bunu bireyler arasındaki ikili ilişkilerden tutun da uluslararası ilişkilerdeki “ben seni yerim, sen beni yersin” gibi Hobbescu bir dünya düzenini içinde düşünün. Sevmenin anlamı büyük ölçüde kaybolmuş. Elbette bu dünyada bilge insanlar var ama bilge toplumlar, kültürler yok. Oysa bilge kültür ve toplumlara ihtiyacımız var. Maalesef toplumlararası ilişkiler çok acımasızca, çok hesabi ve insana yakışmayacak düzeyde birbirinin kuyusunu kazma ve birbirini bir tehdit olarak görme doğrultusunda yürütülüyor. Bunu insan aşabilecek mi? Çok kısa vadede olanaklı olduğunu düşünmüyorum. Ahmet İnam

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.