ALTIN 460,71
DOLAR 7,7017
EURO 8,9858
BIST 1.103
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 27 °C
Az Bulutlu

Basın Kartı ve Urla -Öcal Uluç

09.09.2015
1.135
A+
A-

Öcal Uluç’un Gözlem Gazetesindeki yazısından:

“Bugünün genç gazetecilerine acıyorum; yani 20 – 40 yaş arası gazetecilere!..

“Siyaset peşinde koşanlar” hayatlarını Recep Tayyip Erdoğan – Ahmet Davutoğlu – Devlet Bahçeli – Kemal Kılıçdaroğlu – Selahattin Demirtaş, “spor peşinde koşanlar”, Aziz Yıldırım – Dursun Özbek – Yıldırım Demirören – Fikret Orman – İbrahim Hacıosmanoğlu arasında sıkışmış olarak geçiriyorlar; işkencelerin en büyüğü!..

Daha da “kötüsü”, bu acı tablonun ne anlama geldiğini biliyorlar ve de “zorunlu olarak” tam tabiriyle “Zehir içip, ‘Kızılcık şerbeti’ diyorlar”; ah şu ekmek parasının gözü kör olsun!..

40 yaş üzeri olanlar ise, “durumun farkındalar”; içlerinden “masanın gazeteciler tarafının karşısına geçmiş” ve de “tuzu kuru” olanları gruplara ayrılmış!..

“Sınıf atlamış” bir grup, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyor!..

“Sınıf atlamamış” ama “hayatını düzene sokmuş” bir grup, “Erkekliğin onda dokuzu kaçmak, onda biri de hiç görünmemektir” oyununu oynuyor!..

Bir başka grup ise, “sınıf atlamak için” her türlü taklayı atıyor!..

“Sayıları giderek azalan” bir grup ise, “demokrasi, vatan, millet, hukuk devleti, laiklik, cumhuriyet ve Atatürk ilkeleri için” kelle koltukta mücadeleyi göze almış, savaşıyor!..

İşte böyle bir ortamda, basın kişisel olarak da, kurumsal olarak da, “korkutma / baskı altına alma / caydırma / ekmek parasıyla oynama gibi” her türlü silah kullanılarak, susturulmaya çalışılıyor!..

Daha da kötüsü, “basın ve basın mensuplarının halk nezdinde itibarının düşürülmesi için” devletin bütün mekanizmaları kullanılıyor!..

Düşünebilir musunuz, İstanbul’un “en müptezel barlarında” içkiden ve kim bilir belki de uyuşturucudan ayakta duramayacak kadar kendinden geçip, masaların altına yuvarlananların cebinden “devletin Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından dağıtılan bir kimlik” çıkıyor; “Sarı basın kartı!..”

Adam gazeteci değil, adam “gazetecilerin sarı basın kartı alabilmesi için konulan hiçbir vasfa uymuyor”, ama cebinde “sarı basın kartı var!..”

Nasıl almış; “Devlet kontenjanından!..”

Mesela “devletin televizyonuna yapılan bir dizinin bir kenarından tutmuş”; onun için sarı Basın Kartları Komisyonu’na başvurulmuş, “Devlet kontenjanından işlem tamam!..”

Bunu sağlayan yönetmelik maddeleri yetmedi, şimdi “tam bir darbe” geldi; “Basın kartlarını veren komisyonda meslek kuruluşlarının temsilcileri çoğunlukta iken”, 15 üyeli komisyonda artık, “devlet 10 üyeyle temsil edilecek!..”

Yani, “muhalif gazetelerin mensupları, sarı basın kartını rüyalarında görecekler!..”

“Devlet”, evet devlet, istediğine “gazeteci” diyecek, istemediğine de “değil!..”

Buyrun, “demokratik hukuk devleti ve onun hür basını ne hâle getirildi” görün!..

* * * * *

Bu yazıyı yazmıştım ki, TV ekranında Bugün Gazetesi ile Kanaltürk/Bugün TV kanalları ve de Koza-İpek Grubu’na karşı girişilen operasyonun haberleri akmaya başladı. Ortada idi ki, ülkemde “Sarı Basın için” en büyük adım atılmıştı. Bu adım Türkiye’de artık demokratik bir rejimin ve hukuk devletinin olmadığının en büyük göstergesi idi.”

xXx

“Diktatör kim?..

“Gazeteciler, kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır.” (1923) / “Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz.” (1923) / “Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.” (1925) / “Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.” (1929)…

Bu sözler Atatürk’ündür. Atatürk’e “Diktatör” diyen yalakaların, bir bu sözlere, bir de “Basın” başlıklı yazımdaki tabloya bakıp, utanmaları gerekmiyor mu?..

xXx

Sözün Özü

Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış bir Anayasa Hukukçusu, hiç yüzü kızarmadan diyor ki; “Cumhurbaşkanı’na hakaret eden Yarbay ettiği yemine baksın!..”

Yarbay’dan önce sayın Burhan Kuzu’nun “kendi ettiği” yemine,Cumhurbaşkanı’nın da “kendi ettiği” ettiği yemine bakmaları gerekmiyor mu?..

“Yeminlerini çiğneme” oranı, Yarbay’ın “yüzde bir” ise, onların ki belki de “ yüzde bin!..””

xXx

“İzmir – Urla Hattı

Hayvanlar ve insanlar!..

Hayvan Hakları Kurulu üyeleri (Anadolu Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Nesrin Çıtırık, Marmara Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı Şebnem Aslan, Ege Hayvan Hakları Federasyonu Genel Sekreteri Fevziye Kanat Özkan) Urla’ya geldiler, Urla Hayvan Barınağı’nı gezdiler, hayretler içinde kaldılar ve Urla Belediye Başkanı’na, “lisanı münasip ile” gördükleri üzücü tabloyu ve “Neyin, nasıl yapılması gerektiğini” anlattılar!..

Kuş uçmaz, kervan geçmez yerdeki “içler acısı” Barınak, Urla Belediyesi’nin yüz karası ve yaptıran da “önceki” Belediye Başkanı idi. O zamanlar gidip gördüğüm bu barınak hakkında,” Nazilerin gaz odalı ölüm kamplarından farksız. Köpekler orada yaşatılacaklarına, uyutulsalar çok daha iyi” diye yazdığımı hatırlıyorum.

Onca yıl geçti, “değişen” bir şey yok; “Yeni Başkan” göreve başlayalı 500 gün oldu, acaba “orayı gidip de bir defacık gördü mü?”

Dahası, yanı başımızdaki Seferihisar Belediye Başkanı’ndan ve onun yaptırdığı “4 yıldızlık” hayvan barınağından dersler aldı mı?..

“Hayvan Hakları Kurulu üyelerinin ziyaretlerini anlatıyordum arkadaşlara, biri dedi ki; “Öcal ağabey çok safsın, bizleri, insanları düşünmeyenler, festival, eğlence, konser, şenlik, TV ekranları peşinde koşanlar, hayvanları mı düşünecekler? Laf ola beri gele konuşmuşlardır. Göreceğiz, bir yıl sonra bile değişen bir şey olacak mı?..”

Diyecek lafım yoktu, sustum!..

Sonradan aklıma geldi; “Soruna Büyükşehir Belediyesi el atarsa, ne âlâ, yoksa…” dedim, kendi kendime, gene sustum!..”ocal uluc

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.