ALTIN 487,38
DOLAR 7,9701
EURO 9,4633
BIST 1.191
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 29 °C
Parçalı Bulutlu

Başbuğ, Özkök, Medeni Cesaret, Cebri Cesaret ve Şehitlik

30.03.2012
220
A+
A-
Reklam

 

Bu hafta telefonla  sınıf ve kürek  arkadaşım, emekli muvazzaf asker, paraşütçü,  Almanya’da Genelkurmay Başkanı olan ünlü Guderian Paşanın torunu,  sonra “Batı” Almanya’nın ilk Tankgeneralinin oğlu,   ABD’de de Nato kapsamında çalışmış olan Günther Guderian ile  “şehit” kavramının  İngilizcesini ve Almancasını uzun uzun konuştuk. Artık bizim de dini içeriği olan bir deyimden (Şehit)  devlet tazminatı türünden bir terime geçmemizde fayda var.

Urla’da Hilmi Özkök Paşa ile geçen ay   tanıştım. Hekim olarak  Başkan ve Kuvvet Komutanları  ile daha önce tanışmıştım.

Hilmi Paşa’ya tanışmamızda önyargılı yaklaştım doğrusu. Daha önce basında  “asker kafam ile  her konuda uzman değilim” türünden bir beyanını okumuştum. Bu beyan bir Türk Paşasının ağzından derin ve kararlı bir medeni cesaretin ifadesi idi. Yani bende çok anlamlı müsbet bir önyargıya neden oldu.

 

Tanıştığımda, sakin,dingin ve bilinçli bir insan gördüm. Doğal olarak ülkenin çok zor bir döneminde, darbe çağırtkanlığının ayyuka çıktığı bir devirde kaptanı olduğu Türk ordusunu ve ülkeyi kavgasız, darbesiz, harpsiz derin sulardan geçirme başarısını göstermişti.  Süreç askerden beklediğim tür bir cesaretin, sukunetin  ve liderliğin ispatı idi bence.

 

Başbuğ ile hiç tanışmadım,  ama görevde iken bir basın toplantısı yapıp bazı medya mensuplarını da çağırmayıp uzun uzun felsefi ve sosyolojik konulara değinmesini yadırgamıştım. Bu konulara meraklı bir insan olarak bende söylediklerini sandığı kadar derin bulmadığım fikri oluştu. Daha da yadırgadığım tarafı tam o zamanlar gündemde olan ve tamamen askeri bir konu olan sınırdaki mayın temizlenmesi konusunda tek bir cümle sarfetmemesi olmuştu.

 

Soyadaşım Hurşit Tolon ile görevde iken  uzun uzun telefonla konuştum. Hiçbir akrabalık yok, sadece isim benzerliği. Epeyce bir kibir sezdim ve kendisine telefonda “Paşam siz emekli olunca daha rahat ayni seviyede konuşabiliriz” türünden bir cümle söyleme ihtiyacı hissettim. Hiçbir askerin , politikacının veya görevlinin diğer vatandaşlardan daha fazla, daha öz, daha derinlemesine ülkesini sevdiğine inanmıyorum.  Eski kıdemli memurlarda, rütbeli askerlerde, politikacılarda sıkça gördüğüm ve kibir olarak adlandırdığım “ben senden daha fazla biliyorum ve daha üstteyim” yaklaşımı sanki basından izlediğim kadarıyla bile  bu iki paşada (Başbuğ ve Tolon) vardı, Özkök’te yoktu özetle.

 

Bu söylediklerim sade vatandaş olarak kendi deneyimim ve bilgilerimle sınırlı izlenimler doğal olarak. Ama söylemeye çalıştığım gibi illa benim deneyim ve bilgim, zekam az, herhangi bir bakanınki veya paşanınki daha fazla gibi bir yaklaşımım da yok doğrusu temelde. Medeni, yani sivil cesaretten; cebri veya kavgacı, baskıcı cesareti ayırmaya çalışmak birçok olayı daha dingin yorumlamaya yetiyor.

 

Doğal olarak devletin üst mertebelerinde görev yapmış ve imkanlarından faydalanmış insanların, tüm tutuklanan vatandaşlarımda olduğu gibi şu an tutuklu olmaları benim onlara sempati duymam için bir neden. Umuyorum aklanırlar ve yakında hürriyetlerine kavuşurlar.

 

Basında ve kamuoyunda bir yanlış var: o da Başbuğ’un ilk yargılanan Genelkurmay başkanı olması.

Halbuki değil.   Kazım Karabekir Genelkurmay başkanı değildi ama Kurtuluş savaşını başlatan paşa idi ve yargılandı. Aklıma sırası ile Nuri  Yamut (lütfen hazır internetteyken kim imiş  okuyun!) ve Rüştü Erdelhun geliyor. Olur da bir “ulusalcı” okurum buraya kadar sabırla okumuş ise (genelde Erdelhun, Özkök ve Doğan Güreş’i anında yargılamaya hazır zihniyette olan değerli okurlarımdan bahsediyorum), Rüştü Paşanın yönlendirmekle görevli olduğu ordudaki disiplin hakkında bir fikir sahibi olmak isterse Dokuz Subay olayını Can Dündar’ın kaleminden okumalarında fayda var. Okumak isteyenler için link burada!  Rüştü Erdelhun Paşa maalesef görevinde başarılı olamadı, bu doğal olarak o anki ordunun disiplinsizliğinden kaynaklandı ve ülke bir kaos ortamına sürüklendi. Kendisini rahmetle anıyorum.

 

Eminim hala bazı okurlarımın “sen kim oluyorsun da Genelkurmay Başkanları hakkında yazıyorsun” diye düşüneceklerdir. Ben vatandaş olarak  torunumun  ünlü olmak isteyen gençlerin harbokuluna kaydolmadıkları, Genelkurmay başkanının ismini bilmeden ve bilmek zorunda kalmadan  yaşadıkları bir ülke için çalışıyorum.  Sorun bakalım Almanya’da, ABD de, Danimarka’da, İngiltere’de yaşayan dostlarınıza acaba oradaki Genelkurmay başkanı kimdir, bilirler mi?

Mahmut Tolon

Reklam
BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. ahmet T dedi ki:

    Başbuğ ve Erdelhun ayni değil…Yassıada ve Ergenekon davalarının taban tabana zıtlığı duruşmalarda da kendini gösteriyor. Dinleyiciler “sanıkları” yuhalamıyor alkışlıyor.. “sanık”lar duruşma aralarında bile tecrit edilmiyor sohbet ediyor… hatta canları isteyince duruşmayı terk ediyor… Ergenekon/Balyoz/Andıç sanıklarının gözleri morarmamış. Maşallah turp gibiler, ama başbakan ve cumhurbaşkanının iktidardayken isimlerini üniversitelere vermeleri üzücü..daha çok yol var önümüzde