ALTIN 458,90
DOLAR 7,8892
EURO 9,4034
BIST 1.342
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir 17 °C
Parçalı Bulutlu

Adalet Anlayışımızda Adalet Yok

24.01.2014
1.362
A+
A-

Adalet Anlayışımızda Adalet Yok

Adalet, insan olma yolculuğumuzda sahip olmamız gereken bir erdemdir. Dilimizdeki adalet sözcüğü Arapça ayın dal lam ile yazılan “‘adl” kökünden gelir. “Eşitlik, karşılıklılık, dürüstlük, doğruluk” en bilinen anlamlarıdır Türkçemizde. Yine bu kökten gelen “i’tidal”, “mu’tedil” kelimeleri ölçülü, dengeli, bir anlamıyla edepli olmayı işaret eder.
Adaleti sağlamakla yükümlü insanların adaleti sağlamak adına ölçüyü kaçırmaları, “i’tidali elden bırakmaları” onların âdil olmadıklarının açık belirtisidir. İslâm kültüründe “â’delü’l-âdil”in olan, âdillerin en âdili olan Allah, adalet adına adaletsizlik yapana elbette hak ettiği karşılığı verir. Adalet, Anadolu topraklarındaki binlerce yıldır var olan hikmetin merkezinde duran bir kavramdır.
Öyle anlaşılıyor ki, şu an ülkemizde yaşadığımız olayların da gösterdiği gibi, binlerce yıldır ortaklaşa sahip olduğumuz hikmet derinliğimizi yeterince kavrayamamışız. Adaleti, intikam almak olarak anlıyoruz; yüreklerimiz, anlayamadığımız için düşman bellediğimiz insanları hırpalamayı, üzmeyi amaçlayan kin ve nefretle dolu.
Yine öyle anlaşılıyor ki, bu ülkede insan gibi insan olarak yaşamak için olmazsa olmaz bir koşul olan adaletin tâ’dile ihtiyacı var! Ne demek tâ’dil? Farklı anlamlarının yanında eskilerin kullandığı hâliyle, doğru duruma getirmek, düzeltmek demek. Kendisi ölçü olan adaleti ölçüsüz duruma getirirseniz kaçınılmaz olarak tâdîlât gerekir. Adaletsiz adalet olur mu? Adaletsiz adaletin adaletsizliğini kim düzeltecektir? İşimiz â’delü’-âdil”in adaletine kalıyor. Peki, biz insanlar, kendi aklımızla, bize emanet olan bu hayatımızda adaleti bulmakta bu kadar âciz miyiz?
Bu Anadolu topraklarının yüzlerce yıllık geçmişinden gelen hikmetimizin temel kavramlarından olan edep, ölçüyü öğretmiyor mu bize? Ağır telkin altında, duygu dünyasını dizginlemekten yoksun, kendi başına düşünemeyen bir insanın ölçülü olmayı bilmesi olanaklı mıdır? Böyle insanların adaleti uygulamasını nasıl bekleyebiliriz? Ölçüsünü kaçırmış, zıvanadan çıkmış bir Türkiye, geleceğe nasıl taşınabilir? Öncelikle bu ülkenin varlığını korumak isteyen adalet uygulayıcıları, ölçülü olmayı bilmiyorlarsa, karşılarına çıkabilecek ölçüsüzlükleri nasıl önleyeceklerdir? Hakemler, oyunu bozmak için midirler? Onlar ne biçim hakemdirler ki sahip olmaları gereken hikmetten yoksun oldukları halde hâlâ hakem olarak hüküm vermeye devam ediyorlar?
Ve âdil olduğunu iddia eden birçok insan bu ölçüsüzlük karşısında “oh olsun, biraz sürünsünler de akılları başlarına gelsin, kıssınlar kuyruklarını, çekilsinler köşelerine de bir daha seslerini çıkarmasınlar” tavrı içinde kayıtsız kalıyorlar; içlerinden kimleri Almanların schadenfreude dedikleri başkasının üzüntüsüne sevinme hâli içindeler.
Adaleti çarpıtılmış bir Türkiye, Türkiye değildir. Burada, adaleti sağlayacak kurumların, bu kurumları yaşatacak insanların ağır sorumluluğu var. Onlara güvenmekten başka çaresi olmayan her Anadolu insanın kaygılarını görmezden gelmek, adalet sağlığını sağlamada büyük bir engeldir.
Sağlıklı adalet, adalet duygusunu her dem yüreğinde duyan, veriler ışığında yargılama, irdeleme gücüne sahip, savcılar, yargıçlar, polisler yetiştirmekle gerçekleşir. Türkiye’de adaleti yerine getirecek insanlarımızı nasıl yetiştiriyoruz? Onlara nasıl bir insan anlayışı, ahlak duygusu veriyoruz? Eleştirel düşünmeyi, verileri değerlendirip sonuca varmanın mantıksal işleyişini, teorik ve uygulamalı yönleriyle veriyor muyuz? Yoksa onlara sadece malumat dayatarak, yasalar, kanun maddeleri mi ezberletiyoruz?
Elbette yalnız soruşturma ve yargılama alanında değil, hayatımızın her alanında nasıl insanlar yetiştiriyoruz? Ağır biçimde beyni yıkanmış, bağımsız düşünemeyen, duygu hayatında ağır sorunlar olan, dünyaya insana ait bilgilere yeterince ulaşamamış, üstelik bu cehaletinin de farkında olmayan bir insanın adalet sağlığının bozuk olmasından doğal ne olabilir?
Ülkemizdeki adaletin sağlıksızlığından biz eğiticiler de ağır biçimde sorumluyuz. Amfilere doldurulmuş, yüzlerini tanıma olanağı bulamayıp, adlarını bilmediğimiz genç insanların ahlak karakterlerinin oluşumuna, sağlıklı, irdeleyici düşünebilme yeteneklerinin gelişimine yeterince katkımız olmuyor. Sonra bu insanlara adaleti emanet ediyoruz. Hukuk, kendi menfaatimize, inanç sistemimize bir zarar geleceğini düşündüğümüz zaman aklımıza geliyor. Adalet yalnızca beni, benim gibi düşünenleri korusun istiyoruz. Adalet anlayışımızda adalet yok.
Öğrenebilecek mi insanımız adaleti? Biz adalet üzerine nutuk atan yazarçizer takımı biliyor muyuz adaleti? Savcılarımız, yargıçlarımız, polisimiz bilsin istiyoruz. Hepimizin adalet adına masum insanlara uygulanan terör karşısında yüreği titremiyorsa, bilin ki adalet anlayışımızda adalet yok. Ahmet İnam

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.