yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
6 Haziran 2020 Cumartesi
SON HABERLER
YENİ BİR YAŞAMI SEÇ

YENİ BİR YAŞAMI SEÇ

Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım.” sözü ile hepimizin aşina olduğu ve hızlıca akıp giden zamana karşı çaresizliğimizin özeti gibi bir şarkı vardır malumunuz. Ben de her yılın Mart ayı geldiğinde: “Bu yıl da bitti!” derim biraz şaka biraz da gerçeklikle. Çünkü yılın sonu geldiğinde ve bu cümleyi hatırlattığımda herkes arada geçen zamanın gerçekten de ne kadar hızlı olduğunun ve koca bir yılın, bir sürü hengamenin içinde akıp gittiğinin nazik şaplağı ile kendine geliverir.

Hemen hemen hepimizin, her yeni gelen yıl için, her yılın gelişinde olduğu gibi ama yine bir önceki yılla benzer şekilde; dilekleri, niyetleri, sözleri ve kararları olur. “Bu sene her şey farklı olacak!”, “Bu yıl benim yılım olacak!”, “Bu sene başka bir ben olacak!”, “Bu yıl, o yıl olacak!”… Tabi herkesin hayatında bu cümlelerin binlerce alt kırılımları var, ancak yazmaya sayfalar yetmez. Ve fakat, aslında hepsindeki belirgin bir ortak beklenti vardır: akan zamanın bu sefer kontrol altında olması, izin vermemek habersizce akıp gitmesine bu sefer!

Durduğumuz yerden ileri doğru bakınca yaşam öylesine uzun ki, bitmeyen bir doğa yürüyüşü gibi; taşlı, eğimli, ıslak, soğuk, sıcak, rüzgarlı, uçurumun kenarında, denizin kıyısında, kuş sesli, çiçek kokulu, duygu dolu, mutluluk verici ve yorucu. Ama bir de geriye doğru bakınca, işte o zaman işler karışıyor, zaman algımız darbe alıyor. Sanki, içimiz geçmiş de kısa bir şekerlemeye daldığımızı düşündüğümüz fakat uyandığımızda aradan saatlerin, bazen koca bir günün geçtiğini fark ederek dehşete düştüğümüz uykuların mahmurluğu gibi hissettiriyor.

Ne gelmezmiş gibi duran anları yerinde tutmak mümkün oluyor ne de geçmezmiş gibi gelen anıları geri getirmek. Hiçbir zaman mümkün olmadı ve bundan sonra da mümkün olmayacak geleni tutmak, gideni geri getirmek. Herakleitos’un “Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.” sözündeki gibi aslında, o nehir her defasında bir kere akıyor, o akan nehir hep başka bir nehir. Zaman ve zamanı oluşturan her an özel, bir tane ve yeniden yaşanması da mümkün değil. Öte yandan, insan da bir an evvelki ile aynı değil. Ne zaman geri geliyor, ne kişi aynı oluyor, ne koşullar ne de sonuç. Aynı anı bir daha yaratmak mümkün olmuyor işte.

Bu yıldan da hepimizin bir sürü beklentisi vardı şüphesiz. Aş, iş, eş, ev, araba… Bu liste de uzar gider elbette, eklenebilecek soyut ve somut bir sürü hayalle. Ama sanırım en çok da “sağlık” dileniyor her yeni yıla ve her yeni yaşa girerken. Kıymetini bildiğimizden mi dersek, bence bazen biraz klişe bir tavırla, “mutluluk, huzur, başarı…” sıralamasının vazgeçilmezi olduğu için ekleniyor listeye. Bazıları için başarı ile verilmiş geçmiş sınavların bilinci ile kimileri içinse mümkün olabileceklerin ön koşulu olarak yerini alıyor dileklerde.

“Her kışın bir de yazı vardır.” denir hep; karanlık, zor, sıkıntılı günleri atlatmak için kendimizi ve başkalarını güdülemek için söylediğimiz. Bir de dünyanın malum döngüsünün bir neticesi olarak beklediğimiz; güneşin daha çok ısıttığı, daha çok aydınlattığı, çiçeklerin açtığı, enerjisi daha yüksek günlerin sahibi mevsim, hasretle beklediğimiz. Ama önce, habercisi zamanlar gelir, tüm doğayı diğer aşamaya hazırlayan. Bir anda olmaz her şey, olması gerektiği zamanda, olması gerektiği koşullarda, olması gerektiği gibi… Mükemmel çalışan bir düzen, onda hayat bulmuş milyarlarca mükemmel hücrenin vücut bulmuş hali, milyarlarca yıl boyunca hep yeniden mükemmeli doğurmuş olan.

Geçmişte kalmış birçok kışın ardından geldiği gibi geldi bu sene de bahar aslında. Soğukları ılıtan, zaman zaman bolca ıslatan yağmurlarla, uykusundan uyanan, yaşama yeniden gözlerini açan çiçeklerle, umut taşıyan bulutla, mutluluk fısıldayan rüzgarla geldi bahar. Fakat bu bahar ilk defa yeni bir şeyler daha getirdi yanında öncekilerin aksine, pek de alışık olmadığımız türden, ayrıca kendisine de pek yakıştıramadığım. Yarattığımız düzenin kaçınılmaz sonucu olduğu için mi, düzene cevap olarak mı, bizimkine karşı yeni bir düzen olarak mı onu bilmem ama, bu sefer baharın gelişine yeterince sevinmemize izin vermedi doğa. Biz tüm dileklerimizde aksatmadan yer verirken sağlığa, birçoklarımızın hayatlarında ilk defa karşılaştığı bir şeydi salgın hastalık. Hem de dünyanın öbür ucunun, geçmişte ancak ülkenin diğer yarısına ulaşılabileceği bir sürede ulaşıldığı bir zamanda. Uzağın yakın, yakının komşu kapısı olduğu, sınırsız sınırlılığın tadına varıldığı bir çağda.

Baharla samimi olma isteğimiz, hastalıkla yersiz samimiyetten kaçınma çabamızın kurbanı oldu. Ayçiçekleri gibi güneşi takip etmek isterken, esen rüzgarın taşıdığı korku ile evlerde havasız kalmaya razı olduk. Sanki bu kışın ardından yaz gelmeyecek gibi hissettirdi ilk defa. Kimileri biz ne kışlar gördük fütursuzluğundayken kimileri de, ilk olması gerekenin kimlerin sonbaharı olacak endişesi ile dört duvarın mahkumu oldu. Tedirginlik yağdı, endişe tomurcuklandı, korku açtı bu bahar ruhlarımızda. Geride bıraktığımızdan çok daha iyi olmasını, çok daha güzel şeyler getirmesini beklediğimiz yılın ilk baharı koruk tadında oldu. Yüzler ekşidi, dilde buruk bir tat bıraktı. Üzüm gibi değildi tadı, tatlı değildi, yumuşak hiç değildi.

Zorunlu oldu belki kendimizle baş başa kalışımız. Ben seviyorum ama belki birçoğumuz için enerjisini düşüren, karamsar ve çok da yan yana gelmekten hoşlanmadığı biri ile baş başa kalmak gibi oldu. Sürekli geçmiş defterleri açan, yaşamın can sıkıcı bölümlerini yeniden izlemek isteyen, seçimlerinin sonuçlarını kabullenememiş ikiziniz hep yanınızdaymış gibi. Yarın olmadan öbür günün uykusuna yatan, olmamışlar denizinde koca koca kulaçlar atıp belirsizliğin girdabında umutsuzlukla boğulan ruhumuzun karanlık tarafı ile ev arkadaşı oluvermek gibi. Hep dediğim gibi, hepimizin içinde iyi birer senarist var; olmamış zamanlarda, yaşanmamış anlarda, hiçbir araya gelmemiş kişilerle hiç gerçekleşmemiş diyaloglar üreten. Ve sadece, kendisine yük olmuş; üzüntüler, kırgınlıklar, korkular ve tedirginlikler yaratan. Geçmişte yaşanmışlar ile gelecekte hiç gerçekleşmemişlerden üretilmiş suni korku ve tedirginlikler ile elindekinin de uçup gitmesine izin veren de, bu döngünün içine kendini kapatıp üstüne kapıyı kilitleyen de biziz.

Yaşamın, her biri şimdi olan anların bir toplamı, hayatımızın da her an yaptığımız seçimlerin bir bütünü olduğunu hatırlamak, aslında kim olduğumuzu, bu yaşamdaki amacımızı, bizi mutlu eden şeyleri, keyifli kılan anları keşfetmek ve her an akıp giden şimdilerde ötelenmemiş, pişmanlıklar yaratmamış seçimleri yapabilme fırsatı olarak değerlendirmek gerekir kendimizle baş başa kaldığımız zamanları. Kırgınlıklarımız, pişmanlıklarımız ve üzüntülerimizle hesaplaşmayı bir kenara bırakıp, sadece öğrenmemiz gerekenleri heybemize yükleme zamanıdır bu günler. Heybemizdekilerle her an yeniden yaratacağımız, gücümüzün farkına vardığımız ve kendimizi gerçekleştirdiğimiz bir yaşamı filizlendirme vaktidir. Artık, yepyeni bir bakış açısıyla, yeni bir düşünme biçimi ile öncekilere benzemeyen davranışlarla akışına bırakılan bir yaşamın zamanı gelmiştir bence. İşte böyle bir yaşamda, ne korku vardır ne endişe, sadece ve sadece mutluluk ve sevgi vardır.

Arman TAKAN

12.04.2020, 14.51

Hakkında ARMAN TAKAN

Farklı alandaki kısa bir iş deneyiminin ardından tanıştığı eğitim ve danışmanlık alanında ilk önceleri “Hizmet Geliştirme ve Pazarlama Sorumlusu” olarak çalışmaya başladı. İlerleyen süreçte ise önce eğitim daha sonra ise danışmanlık alanlarında görev almaya başladı. Girişimcilik eğitimleri ile başladığı eğitmenlik serüveni hem aynı alanda hem de daha sonrasında yüksek lisans eğitimine de konu olan pazarlama ve alt konuları olan pazarlama iletişimi, pazarlama planı, marka vb. alanlarda yoğunlaştı. Hem kişilerin hem de işletme ve kurumların, netleşmeye ve bir yol haritasına muhtaç hedef ile sorunlarının çözümünün yine kendi içlerindeki potansiyelde olduğu düşüncesine dayalı koçluk yöntemini profesyonel hizmetleri arasına katmak için bu alanda kendini geliştirmeye karar verdi. Aldığı, Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) tarafından onaylanmış koçluk eğitimleri ile; kariyer, yaşam, yönetici ve işletme koçluğu başlıklarında kendisi ve bu vesile ile de kurucusu olduğu Feylesof Okulu İzmir’deki profesyonel koçluk faaliyetlerine başladı. Arman, hem iş hayatına hem de yaşama ilişkin sohbetlerin ve yine zaman zaman, kendi alanında başarılı, söyleyecek sözü olan kişilerin konuk oldukları video serileri ile de Feylesof Okulu Youtube kanalında ve yazdığı blog yazıları ile fikir ve bilgi paylaşımlarında bulunmaya devam ediyor.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*