yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
12 Kasım 2019 Salı
SON HABERLER

Urla, n’olur markalaşma, kendin ol yeter!

Ercan SEVER

Metrekareye en fazla ülkemizde düştüğü anlaşılan pazarlama ve yaşam gurularının dilimize pelesenk ettiği ‘marka şehir’ kavramı aslında görgüsüzlüğü tanımlıyor. Gofret, gazoz markası yaratır gibi kentlerin markalaşmasını savunan ‘gurular’ kendilerine hayli kalabalık taraftar kitlesi de bulmuş görünüyorlar. Daha vahimi bu ‘marka tarikatlarının’ imanlı müritleri arasında kentleri yönetenler de var. Kentlere ve uygarlık birikimlerine pazarlamacı ruhu ile bakan guruların, sadık müritleri, ekonomi ve medya çevreleri ile sınırlı kalsa önemsemeyebilirdik. Ancak vapurda traş bıçağı, limon sıkacağı satan çığırtkanlar gibi sabah akşam ‘marka şehir’ nakaratını tekrarlayanların etkinliği tüm kentlerimizi tehdit eder hale geldi.

Anlamak mümkün değil bir kent neden markalaşsın? Kentin pazarlanması amaçlanıyorsa buna neden gerek duyulsun? Avrupa kentlerinin en az çeyrek yüzyıl önce geride bıraktığı, marka şehir saçmalığını bizlere yeni fikir gibi dayatanlara gülüp geçelim ama marka şehir projelerini yere göğe sığmayarak parlatan belediye başkanlarına ne demeli?

Piyasa terminolojisi ile kent kimliği yaratılmaz

Kentler uygarlığın sahne aldığı yaşam sığınaklarıdır. O’nu var eden sınırsız insani ve doğal vasıf var. Sanat var, edebiyat var, felsefe var, ticaret var daha ötesi sokaklarını dolduran ete kemiğe bürünmemiş ruhu var. Kentin her sokağının farklı bir dokusu, tınısı hatta gizemi vardır. Kentte yaşanan ve insana dair ne varsa yüzyılların arasından süzülerek günümüz sokaklarına rengini, tonunu verir. Kent kimliğini, kent belleğini,  pazarlama terminolijisi ile anlatılamaz, pazarlayamazsınız. Eğer amacınız kent rantlarını motive etmek ise buyurun markalaştırın şehrinizi. Müteahhitlerinizi gönendirmek istiyorsanız her gün yeni bir marka şehir hikayesi peşinde koşunuz. Ancak n’olur kentlerden ve uygarlık birikiminden elinizi çekin. Adına konferanslar, paneller, fuarlar düzenlenen markalaşma saçmalıklarını uygulayacağınız yerler bulursunuz ama en genci 3-5 bin yıllık tarihe sahip Anadolu, özellikle de Ege kentlerinden uzak durun. Biliyoruz ki siz kentleri markalaştırdıkça bizleri sınırlıyorsunuz. Daha düne kadar gezip, sokaklarında kaybolduğumuz Bodrum’u, Çeşme’yi, Alaçatı’yı bize dar ettiniz. Markalaştırdığınız kentlerin sokaklarından ruhlarını söküp atarak sevimsiz markalarınız ile doldurdunuz. Markalaşma ideolojinizin adı konmamış koşulları bizleri uzak tutuyor kendi kentlerimizden. Markalaştırdığınız şehirlerin maliyetleri altında eziliyoruz. Anlıyoruz sizin marka şehirleriniz, markalı konfeksiyon, mobilya ürünleri gibi dar bir kitlenin kullanımına sunuluyor.

Diren Urla!

Yerleşim alanı olarak son 5-10 yılda popüler olan Urla, özellikle gelir ve eğitim seviyesi yüksek kesimlerin tercihi nedeni ile sosyolojik tabir olarak dilimize yerleşen “Beyaz Türkler” in mabedi haline geldi. Ankara yüksek bürokrasisi de, İstanbul sermayesi de yaşamak için Urla’yı tercih ederek dikkatlerin Yarımada’ya çevrilmesine yol açtı. Aslında bu sığ ilgiye ihtiyacı yoktu ama çok okunan bazı yazar ve çizerlerin sıklıkla Urla’ya değinmesi tartışmalı popülariteyi beraberinde getirdi. Gazetelerin hafta sonu ilavelerinin ‘ görülecek, yaşanılacak 10 yer ‘ anketlerinin vazgeçilmezi oldu Urla ve tüm Yarımada. Kentsel kazanımları illaki oldu ve olacak ama kent rantını gıdıklayan bu popülarite binyılların beslediği Yarımadanın kentsel belleğine, kimliğine üç-beş numara dar gelir.

Urla’nın derin kent birikimi ve kimliği var. Doğasından, yaşanmışlıklarına, alışkanlıklarından kültürüne bu muazzam uygarlık adası,  medyada, kamuoyunda Urla’ya yüklenen popüler algıyı yetersizleştiriyor. Mitolojik öykülerin kurgulandığı, Zeus’un aşkları ile flört ettiği, en güzel şarapların, zeytinyağının limanlarından tüm Akdeniz’e dağıldığı coğrafyayı, markalı sayfiye kenti kimliği ile sınırlamak affedilmez yanlıştır. Bin yılları aşan bu birikimi markalı konut projesi gibi pazarlayamazsınız. Kaldı ki rant kollayan müteahhit mantığı ile bu anlamda hayli popüler olan beldelerin hali ortadayken Urla’da aynı rotayı takip etmek anlamsızdır. Neyse ki Urla ve güzel insanları, kentlerine rant kaynağı olmanın ötesinde bakarak değerlerine sahip çıkıyor. Üstelik sadece Urla’da doğanları ile değil farklı bölgelerden savrulup gelen, Urla’yı kimliği ile içselleştiren güzel insanlar her ortamda Urla’nın değerlerine atıfta bulunmaktan, katkı yapmaktan geri durmuyorlar.

Eğer coğrafya tarihin sahnesi ise uygarlık en güzel oyunlarını Urla’da sahneledi. Lidya, Pers, Makedonya, Roma, Bizans, Selçuk, Ceneviz, Aydınoğulları, Rodos Şövalyeleri ve ardından tekrar Türk egemenliği… Farklı kültürler kendinden bir şeyler katarak Urla bilgeliğini yarattı. Her zeytin ağacının gölgesinde, muhteşem şaraplara dönüşen her asmanın altında yaşanmışlıklar var. Farklı kültürlerin bir birini içselleştirerek geliştirdiği Urla adeta bir yaşam okuludur. Urla’nın genel geçer değerler ile trend haline gelmesinin, kentin tarihsel arka planı için taşıdığı riskler var. Popülizmin sığ ve kısa ömürlü konforuna kapılmak ne kadar yanlış ise tüm birikimini kullanarak insanlar üzerinde bir Urla farkındalığı yaratmak o kadar elzemdir. İnsanların 4000 bin yıl önce sokaklarında felsefe, sanat yaptığı, limanlarının zengin ticarete sahne olduğu Urla’nın tüm tarihsel iddiaları ile çelişmek istemiyorsak toplumsal Urla algısının, konut projeleri ve ikram kültürü ile sınırlı kalmaması için çaba göstermeliyiz.

İşte bu çabanın sonucudur ki Urla’da insanlar, entelektüel emeklerinin en güzel ürünlerini şölen havasında tüm insanlar ile paylaşarak Urla’yı hak ettiği derinlikte tanıtıyorlar. Urlalıların özgün, entelektüel üretimlerinin sonucu olarak Urla ve tüm Yarımada festivaller kenti olma yolunda ilerliyor. Kent kimliğini zenginleştiren festivallerin Urla’da yakaladığı başarı Urla’nın salt lüks konut kenti olmanın ötesinde değer olduğunu insanlara hatırlatıyor. Korkuluk Festivali de Urla’nın bin yılları aşan uygarlık serüveninin yeni ama sevimli bir kazanımı. Belki ilk duyanlar için meraklı soruları peş peşe sorduran Urla Oyuk Festivali, Urla özelinde aslında tüm ülkemize başarılı bir model sunuyor. Kentleşme sürecinin kayıp değeri olan korkulukları en masum halleri ile Urla’dan tüm toplumsal belleğimize tekrar sokan Urla Oyuk Festivali’nin tüm emekçilerini selamlıyorum.

Ercan Sever tarafında yazılan bu makale www.egedefestival.com internet sitesinin Barbaros Oyuk Festivali için hazırladığı özel gazetede yayınlanmıştır.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Wordpress Tema

Escort Eskişehir

Adana Escort

Adana Eskort

Escort Ankara

Escort

Kayseri escort

Mersin escort

escort Adana

Bodrum escort