yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER

Türkiye Manzaraları:Eskişehir… Zeki KIVRAK

1970 li yıllar.

Afyon, Kütahya Eskişehir il sınırlarının kesiştiği noktadaki köy irisi kasabamızda elektrik yok, Derslerime titrek mum ya da gaz lambası ışığında çalışabiliyorum. Evlerde su yok, kanalizasyon yok, tuvalet yok, sokaklar çamurlu, ortaçağ koşulları. Her üç il merkezine çok uzak olmamasına rağmen, karayolu ulaşımı da yok. Sadece Afyon’a, asfalt değil stabilize yol, şose var.

İlçeye sabah gidip akşam dönen at arabalı posta tatarı dışında dünya ile tek bağlantımız, demiryolu. Gündüz iki defa geçen motorlu tren, bir de gece sabaha karşı geçen kara tren, taa Ankara’lardan, buharlı lokomotifin kömür dumanınmdan yüzleri simsiyah olmuş abilerimi getirirdi. Bazen de babam ile bu sabaha karşı trenine biner, komşu şehirlere gezmeye giderdik. Bunlardan Eskişehir Kütahya’dan sonra gördüğüm ilk şehir.

Hayal meyal, beş altı saati bulan uzunca bir kara tren yolculuğu sonrası, babamın elini sımsıkı tutmuş, ürkek gözlerle gardan çıktığımızı hatırlıyorum. Çok sisli anılarımda, çok etkileyici, çatısı kavisli devasa gar binası haricinde, sonradan bir çok benzerini göreceğim klasik bir bozkır şehri var. At arabalı faytonla ulaştığımız Odunpazarı ‘nda yanyana, iç içe sıkışmış daracık sokaklarda baharatçılar, kapkacak, soba-soba borusu imalatçıları, nalburiyeciler, bakır kap kalaycıları, raflarında top top basmalar tıkılı kumaş kokulu manifatura dükkanları, ayakkabıcılar, ayakkabı tamircileri, sokaklarda dükkanlarda taşradan gelmiş köylü kılıklı, kılıksız müşteriler, yırtık pırtık elbiseli sakal traşı gelmiş mesli lastikli amcalar, şalvarlı, örtmeli kadınlar, bitmez tükenmez kebap kokuları, köşe başlarında saç üzerinde pide arası ciğer satanlar o silik filmin sonsuza uzayıp giden kareleri arasında.

Geçmişe saplanıp kalmış hatıralarımın arasında bir de Eskişehir’in insanın iliklerine, bıçak gibi saplanan kış ayazı var. Yine o aklımdan hiç çıkmayan sevimli gar binasında, fakat bu sefer müthiş sıkıcı ve soğuk, altı yedi saatlik bir bekleyiş var. Seksenli yıllara doğru, berbat yollar, berbat otobüsler nedeni ile annem binemediği için zorunlu olarak Ankara’dan Afyon’a yolculuk için treni seçiyoruz. Trenler de berbat ve hep gecikmeli ama en azından çok sallamıyorlar, otobüs yolculuğu çok tuttuğu için, annem tahta, rahatsız banklar üzerinde saatlerce beklemeye dünden razı.

İşte yıllar önce annemle bir soğuk kış günü sabahtan akşama beklediğimiz salonda, evvelsi gün yarım saate yakın oturdum, ama banklar artık tahta değil. Trenin daha ne kadar gecikeceğini öğrenmeniz için yarım saatte bir hareket memuruna gidip sormanız da gerekmiyor. Yumuşak, şık görünümlü ve tertemiz sandalyeler, karşı duvarı boydan boya kaplayan dev bilgisayar ekranlarında trenlerin geliş gidiş bilgileri, üstelik saniyesine kadar doğru. Ve artık günde bir iki tren değil, onbeş yirmi dakikada bir gelip giden çoğu hızlı modern trenler.

Gar binasından çıkışta sizi karşılayan şehir de artık pek çok Anadolu şehrinde olduğu gibi kasaba irisi bozkır şehri değil. Çok katlı modern binalar, teknoloji harikası şıkır şıkır tramvayların akıp gittiği tertemiz geniş caddeler, çimene çiçeğe boğulmuş yol kenarları, hele petunyalar, hele petunyalar. Porsuk çayı boydan boya islah edilmiş, bakımlılığı, yeşillendirilmiş kıyıları öylesine göz alıcı. Gondolları Venedik’i, kanal tur tekneleri de Amsterdam’ı kıskandırıyor, bundan da adım gibi eminim.

Tüm şehrin olduğu gibi Odunpazarı’nın da çehresi değişmiş. Ortada genişçe bir cadde yayalar için taşıt trafiğine kapatılmış, havuzlar, fıskiyeler, yemyeşil ağaçlar, ağaçların serinliğinde modern rahat banklar, şık alışveriş ve dinlenme mekanları, çimler, çiçekler, hele petunyalar, hele petunyalar. Amma illa ki insanlar.

Hep söylüyorum. Türkiye bugün, dikkatinizi çekerim, gelişmekte olan filan değil, artık gelişmiş bir ülke. Bunun en belirgin göstergesi de tertemiz, ışıl ışıl bakımlı insanlar. Eskişehir sokakları yine tüm Anadolu’da olduğu gibi, bakılası insanlarla dolu. Eskiden çöpçü deyince, elinde kırık dökük bir süpürge etrafı temizlemekten çok batıran, çoğu belediye başkanının şefkatine veya torpiline mazhar olmuş kirli sakallı, eksik dişli, giysileri de çöpü andıran insanlar akla gelirdi. Artık öyle değil. Pırıl pırıl turuncu üniformaları ile işini ciddiyetle yapan, tüm mesleklerde olduğu gibi artan oranda bakımlı hanımların, güleryüzlü insanların mesleği oldu çöpçülük.

Yıllar önceki çarşaflı şalvarlı örtmeli hanımlar artık yok. Yerine çok gözlerinin içi gülen, kimisi başı açık kimisi türbanlı ama hepsi çok ama çok şık, çok güzel hanımlar. Budur. Türkiye’nin esas dönüşümü budur işte. Kimseciklerin farkına varamadığı insan kalitemizdeki gelişmedir Türkiyenin esas değişimi.

Yolunuz Odunpazarı’na düşerse Çi-Börek deneyin, çok lezzetli. Dünyalar tatlısı arkadaşım önermişti. Yalnız dikkatli olun. Çekinerek bir tane ile başladım. İkinci porsiyondan sonra, toplamda on tane, zor durabildim…

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*