yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
18 Kasım 2019 Pazartesi
SON HABERLER
Türkiye Manzaraları: Frigya… Zeki KIVRAK

Türkiye Manzaraları: Frigya… Zeki KIVRAK

20150624_100139
Efsanevi belediye başkanı Badagözoğlu Mehmet Saffet Devrim hayatının ilk ve tek kitabını 1970 li yıllarda yazdı. Benim gibi yazarlık hülyası kuran sıradan insanların hazin sonuna uğramaktan kurtulamadı ama. Kitabı satmadı, eşe dosta dağıtılmaktan öteye gidemedi.

Halbuki 1970 ‘li yıllarda böylesine bir kitap yazabilmek, bu kitabı bastırabilmek, bu kitapta açık seçik sergilediği olağanüstü muhteşem bir hazinenin farkına varabilmek için deli olmak gerekiyordu. Evet Mehmet Saffet Devrim deliydi. Tıpkı, ayda bir kratere ismi verilen Urla’lı Anaxagoras ‘a sahip çıkmaya çalışan Deli Tolon Mahmut Paşa hazretleri gibi.

Toplum, kendi deliliklerine ayak uydurmayan, kendine özgü düşünce biçimleri olan olağanüstü insanları, namı diğer dahileri kabullenmekte hep zorluk çekmiştir, çekmeye de devam ediyor. Tolon ve Devrim işte tam da bunlardan.

Badagözoğlu’nun bundan yaklaşık 40 sene önce farkına varabildiği Frigya hazinesini yaklaşık on sene kadar önce bir başka deli daha farketmiş. Bağışlasın, bu yazının üçüncü delisi Cem Yılmaz, bu müthiş hazineyi farkedince hemen işe koyulmuş, ses getiren iki filmini, AROG ve GORA yı peşpeşe bu muhteşem doğal dekorda çekivermiş.

Geçen sene uğradığımda, film çekimlerinde kullandığı uçan daireyi köye, köy meydanına bağışlamış, gözlerimle gördüm. Ne var ki, dedim ya, delileri anlamak zor olduğu için olmalı ki bu uçan daire bakımsızlıktan çürümüş, şimdi yerinde yeller esiyor.

Övünmek gibi olmasın, Saffet Devrim’in Frigya’nın başkenti hakkındaki derleyebildiği bilgiler ile yörenin örf ve adetlerini, çok ta klasik bir deyimdir ama hoşuma gider, anlatmaya çalıştığı “Şu Bizim Belde: Döğer” isimli kitabının ilk okurlarındanım. Çünkü Frigya ‘nın bu olağanüstü başkenti benim doğup büyüdüğüm topraklar.

Bayram’da derininden nostalji takıldım. Yüce rabbim uzun yıllardır özlemini çektiğim tozlu sokaklarını, çamurlu yollarını, sığır boku kokan topraklarını, yüzmeyi öğrendiğim bol sülüklü Emre Göletini, Aslanlı Kaya’sını, çocukluğumda havuç, erik, ceviz, fındık çaldığım bahçelerini, tüm görkemi ile mezarlığın orta yerinde hala dimdik duran dedemin kitabeli mezarını görmeyi yine nasip etti, binlerce şükür. Yollarını yine tozuttum, eriklerinden yine çaldım, tazecik haşhaşlarından yine yedim. Olağanüstü bir bayramdı velhasıl.

Frigya, Kütahya, Eskişehir ve Afyonkarahisar sınırları boyunca uzanan, vakti zamanında yüzbinlerce insanın kayalara oyulmuş konutlarda yaşadığı, ölülerini yine bu kayalara oyduğu mezarlara defnettiği bir inanılmaz vadi. El değmemiş diyemem ama, gelip görenleri büyüleyeceğine inandığım, keşfedilmeyi bekleyen bir bakir vadi.

Atalarım bu topraklara sonradan gelip yerleşmiş. Kıvrık iri boynuzları ile kapkara, ama dillere destan yağlı sütü ve bundan yapılmış Afyon Kaymağı ile meşhur Manda’larımız, göçebemsi yaşam tarzımız ve daha da önemlisi hafif çekik gözlerimiz ile Orta Asya’dan göçtüğümüz her halimizden belli. Ancak, yörede kökü ta frigyalılara uzanan insan sayısı hiç az değil.

ABD de yaşarken kökenlerin nasıl olup ta genlere bu kadar işlediğine, bu genlerin dışavurumlarının bu kadar belirgin olabileceğine hep hayret etmiştim. Latino’lardaki ağır Maya etkisi gibi. Kısa bacakları, ablak suratları, tipik kaş göz yapıları ile maya kökenlileri kilometre öteden anlamak mümkümdü, ya da bana öyle geliyordu.

Aynı hayretim bölgeyi gezerken insanlarda gözlediğim fiziksel özelliklere tanık oldukça depreşti. Emin değilim ama, sanki insanları gördükçe “senin kökenin Orta Asya”, ya da “yaa, sen buralardanmışsın hemşerim” diyesim geldi.

Yengem Afyon il merkezinden. Belirgin vücut yapıları, rahmetli dünür anneden hatırladığım sevimli paytak yürüyüşleri, özgün konuşma biçimleri ile tipik Frigya’lılar. Tabi bunu Afyon genelindeki insanlar ile kıyaslayarak söylüyorum. Bir de Kaya Mezarı adetlerinden. İlginçtir, Afyon’da Türkiye’nin başka hiçbir yerinde olmayan bir defin adeti vardır: Aile Mezarlığı ve Mezar Odaları.

Aileler asri mezarlıkta bir oda yaptırırlar. Birisi mevta olunca, cenazeyi bu odaya defnederler. Sonra kapısını toprak ile örterler. Bir süre sonra birisi daha ölünce basitçe kapıyı açarlar, cenazeyi diğerlerinin yanına uzatırlar. Tabi bunun için aradan bir süre geçmesi gereklidir. Daha erken sürede ölenler için geçici defin yapılır.

Uzun lafın kısası, bölge olağanüstü sıradışı, çarpıcı. Ne yazık ki çirkin politikacılar “oylar nasıl olsa çantada keklik!” düşüncesiyle bu bölgeyi hep sömürmüş. Yatırımlar nedense anlık kararlarla hep komşu illere kaydırılmış. Tıp fakültesinin son anda, hatta binalar bile yapıldıktan sonra Isparta’ya, maden yatırımlarının fizibiliteye aykırı olmasına rağmen komşu köye kaydırılması gibi. Bunun sonucunda uzun yıllar ortaçağ koşullarında yaşamaya mahkum edilmiş.

Senelerdir kendi kaderine terkedilen Frigya Başkenti Döğer makus talihini kırmaya çalışıyor. Bunun için müthiş bir uğraş veriyor ama bocalıyor.

Frigya sakinleri bunun da çaresini bulmuş, bakmışlar siyasilerden fayda yok, köycek çelik konstrüksiyon işine girmişler. İnanmıyacaksınız ama Türkiye’de ve Kuzey Irak ‘ta neredeyse tüm çelik konstrüksiyon sektörü onların elinde. Epey para kazanabilmişler.

Ama hala desteğe ihtiyaçları var.

Vakit bulabilirseniz gidin, Frig vadisini boydan boya dolaşın. Gözlerinizin yuvalarından uğrayacağından eminim. Bir de evlerden birisinin kapısını çalın, “Hadi bize mercimekli bükme yapın” deyin.

Şaşıracaksınız…

Not:Resimde sadece Orta Asya’nın mandaları var (ön plandaki dahil), bölge ne yazık ki resimdeki kadar yeşil değil…

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Wordpress Tema

Escort Eskişehir

Adana Escort

Adana Eskort

Escort Ankara

Escort

Kayseri escort

Mersin escort

escort Adana

Bodrum escort