yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER

Türk Müziğinde Aydınlanma Çağı…Zeki KIVRAK

Bilin bakalım: Yirminci yüzyılda bütün dünyada esip, tüm kültürleri kasıp kavuran Amerikan Müziği ’nin temelinde ne var?
Kültürel çeşitlilik? Zengin Kültürel Altyapı? Eğitim? Özgür fikirlerin dizginlenmemesi ya da bir çeşit yeniden aydınlanma? Holywood etkisi?
Hepimizin dillerinden düşmeyen melodiler, aşklarımızın ve hayallerimizin şarkıları, unutulmayan sesler, müzik standartlarını oluşturan çeşitli akımlar, yepyeni ritimler. 1940 larda film endüstrisi ile birlikte patlayıveren bu inanılmaz evrensel kasırgayı tetikleyen şey neydi hiç düşündünüz mü?
Ya da şöyle sorayım: Müthiş bir tarihsel miras, inanılmaz bir kültürel çeşitlilik, çok zengin bir tonal altyapı olmasına rağmen Türk Müziği, neden 20 inci yüzyıl boyunca doğu ile batı arasına sıkışıp kadük kaldı. Doğu desen doğu ışığından iz yok, batı desen batının o muhteşem çok sesliliğinden eser yok.
Düşünsenize bir yüz yıl boyunca üç müzik türü devlet eliyle empoze edildi: Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Klasik Türk Müziği. İlk iki tür, yine kontrol altında tutulma arzusu ile olmalı, gittikçe yozlaştı. TRT döneminde her iki türün erkekler, kadınlar korolarından gına gelmeyeniniz var ise, gelip ellerinden öpeceğim.
Üçüncü türümüz, senfonik türk müziği diyelim, çünkü bu tür gerçekten klasik bir müzik değildir . Uydurma ve tamamen zorlamadır. Ne derece doğrudur hala şüpheliyim, cennetmekan Atatürk’ümüzün dilekleri paralelinde, Türk kültürü ile batı kültürünün zoraki evliliğidir.
İşin kötüsü bu zoraki evliliğin iler tutar hiç bir tarafı yoktur. Eşler son derece uyumsuzdur, ortak zemin hiç bir şekilde yoktur. Yürüyemezdi, yürümedi, hala da pek yürüyeceğe de benzemiyor. Çocuklar deseniz, genetik uyumsuzluk ta olduğundan şaşı ve kör doğdular. Ne dinleyeni ne de dinleteni zevk almıyor işte. Bu kadar yalın ve açık, ilgilileri hala zorlaya dursun.
Dahası Türk Müzik Eğitimi ‘ni tüm bir asır boyunca bu temele oturttular. Müzik ve estetik yoksunu bir toplum olduk çıktık. Fazla ayrıntıya girmeyelim, hem konuyu dağıtmıyalım, hem de fincancı katırlarını ürkütmeyelim. Sadece şu kadarını belirtelim ki, kesinlikle klasik batı müziğine yönelik bir eleştiri değildir bu satırlar, batıcılık uğruna yapılan vahim hatalardır konu etmek istediğim. (Üstelik tanıyanlar bilir, klasik batı müziğini çok ta severim)
Yirminci yüzyılın tek yüz ağartanı cılız Türk Pop Müziği oldu. Çok yetersiz ekonomik koşullar, devletin müthiş zorlamaları ve yönlendirme çabaları ile serpilmekte çok zorlansa da, bir sentez çıkarmayı doğu ile batı arasında sallantılı da olsa bir köprü kurmayı hafiften başarabildi pop müzikçilerimiz..
Aslında hem doğu hem batı müziğinin temelleri müthiş bir ruhanizm üzerine bina edilmiştir. Doğunun sufizmi ile batının mistizminin ses dalgalarına yansımasıdır müziğin özü. Ruhtur. Sevgidir. Aşktır.
Kiliselerin loş atmosferinde, insanların ve aletlerin ses tellerinden yansıyan armoni kadar etkileyicidir, bataklıktan kesilmiş kargılardan veya minarelerden sabah alacakaranlığında süzülüp döne döne kalplerinize işleyen sesler.
Üstelik hem doğu hem de batı özgünlüğünde bu ruh olduğu gibi durup dururken, ne oldu da koca bir yüzyıl boyunca müziğimiz iki arada bir derede sıkışıp kaldı. Neden?
Neden müziğimizdeki bu ruhu, bu aşkı, bu sevgiyi kaybettik, bileniniz var mı?
Koca bir ömrü bu uğurda harcayan müzik eğitimcisi Yakup Kıvrak ‘ın konu ile ilgili bir fikri var: Der ki: “Biz çocuklarımızın ağzını tıkadık. Blok Flüt gibi uyduruk, ne idüğü belirsiz bir plastik çubuk ile ağızlarını kapatarak şarkı söylemelerini, ruhlarını ifade etmelerini yasakladık!”
Ben bu saptamaya mandolini de eklemek isterim. Nesilleri batılılaşma adına, batı müziğine uygun sesler çıkaran bu enstrümanlara zorlayarak koca bir yüz yıl boyunca çocuklarımızın, insanımızın kendisini ifade etme özgürlüklerini engelledik.
Yazarken kuru eleştiriden ziyade nedenlerini sorgulamaya çalışmaktır amacım. Bu nedenle ömürlerini konservatuarlarda harcayanlara, bir iki güzel tını için saatlerce uğraşanlara selam olsun, onlara yönelik bir eleştirim asla olabilemez.
Sadece sorgulayıp problemlerin kök nedenlerine inebilirsek, belki bundan sonrasını daha doğru yönlendirmek, temel sorunlarımızdan birisi olan eğitime daha değişik yaklaşımlar üretmek mümkün olabilir.
Bu çerçevede de yine tersten başlayarak ilk baştaki soruya kişisel yanıtımı vereyim.
Fazlaca siyasete ve hamasete girmeden (devlet etkisini, kontrol altında tutma çabasını gözardı edelim), müzik eğitimi özelinden giderek Türk Eğitim Sistemi’ndeki temel problemlerden en önemlisinin kaynak sorunu olduğunu düşünüyorum.
Genç cumhuriyetin kaynakları yetmediği içindir ki, iki kuruşluk mandolin ve beş paralık plastik parçası ile çok uzun yıllar müzik eğitimini götürmeye çalıştılar herhalde.
Türk pop müziği devletten bağımsız, liberal zeminde filizlendi. Doksanlı yıllrda, radio yayıncılığının serbest bırakılması ile de ciddi bir sıçrama yaşadı ama bu sıçrama ABD deki gibi bir patlamaya dönüşmemişti: Ta ki ikibinli yıllara kadar.
Amerikan Müziğinin altyapısı, 1865 te biten Amerikan iç savaşının ertesinde oluştu: Evet, Amerikan müzik patlamasının kökeninde o yıllardaki masum hırsızlık olayları yatıyor. İç savaş sonrası serbest kalan köleler, çoğu afrika kökenli siyahiler, savaşta yanmış yıkılmış malikanelerden ses çıkaran ne varsa arakladılar. Tabi bir ihtimal, öğretmensizlikten dolayı uzunca süre ses çıkarmaya çalıştılar, Afrika ‘dan hatırlayabildikleri tınıları, tonları üretmeye çalıştılar.
Tecrübe ile sabit, yanınızda bir müzik enstümanı var ise, eninde sonunda o enstrümanı çalabilirsiniz. Zenciler de öyle yaptılar ve o müthiş kasırganın zeminini hazırladılar.
Şunu düşünüyorum: Acaba çok mu zordu, okullarımıza o iki uyduruk enstrüman yerine daha eli yüzü düzgün ve biraz da kendi kültürümüzle barışık enstrümanlar empoze etmek?
Ve bundan sonrası için, çok mu zor her okula ciddi miktarda çalgıya benzer enstrümanlar vermek. Her öğrenciye Tablet verebilen bir devletin bunu yapamaması için hiç bir neden yok. Yaylı Çalgılar, üflemeliler, sazlar, aklınıza gelen ne varsa, bunlarla büyüyen bir çocuk alamaz mı dersiniz o estetik duygusunu. (Benzeri öneri spor için de geçerli elbet. Kur bir fabrika, her okula tenis raketleri, toplar, patenler, görün bakın türk sporundaki sıçramayı)
Tabi kültür uyumunu da asla göz ardı etmeden, çünkü gerçekten başka hiç bir ülkede olmayan muhteşem bir altyapı zenginliği ve çeşitlilik var.
Genç nesil bizlerden daha şanslı. Biraz teknolojinin de yardımı ile kaynak sorununda ciddi aşama kaydedilmiş. Kafayı takan herkes artık kaliteli alet edevata sahip olabiliyor. Müzik yapmak isteyen evine basit bir stüdyo kurabiliyor.
Doğu müziği ile batı müziğini müthiş bir başarı ile buluşturabilenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bundan sonra da bunun çığ gibi gelişeceğini düşünüyorum. Çünkü her iki kültür de çok derin kökleri olan derya derin zenginliklere sahip. Buluşma da geçen yüzyılda olduğu gibi zoraki değil, artık gönüllü. Çeşitlilik ihtiyacından, arayışından çıkıyor. Çocuklar kör topal değil, her iki kültürün de bakmaya, dinlemeye doyamayacağı güzelliklere sahip melezler. Evrensel bir dönüşüm çok yakın, bunu gören görüyor, göremeyenler de çok yakında görecektir.
Internette bugün bu yazıyı yazmama vesile olan birisine rastladım. Doğu ile batı müziği arasında iletişim kurabilecek bir gitar geliştirmiş var, microtonal Gitar. İnanılmaz başarılı, dinlemenizi öneriyorum:

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*