yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
10 Ağustos 2020 Pazartesi
SON HABERLER

Seyircilerimiz (Bir Bayram yazısı) Mine Topçu

Zaman zaman “alıp başımı gitsem” deriz ya, gitmek istediğimiz yer, orda bulmayı umduklarımız hep değişir. Değişmeyen, er ya da geç özleyeceğimizin kaçtıklarımız olduğudur.

İnsandır O. Çevremizdeki, hatta sokaktaki fark etmez. Bizi gören, izleyen yargılayan ve sonunda bir şekilde bizimle iletişim kuran insan. Ne onunla ne onsuz durumumuzu hep koruduğumuz en yakınlarımız başta, eksik olmasınlar diyeceğimiz herkes.

Kimi başımızın tacı ailemiz, kimi görevimiz, kimi dostumuz, arkadaşımız, komşumuz, sonunda hepsi seyircimiz. Onların bizi seyretmesi, eleştirmesi ya da onaylaması, hatta sessiz kalsalar da orda olmalarıdır ihtiyacımız olan.

Yaşadıklarımıza tanık olsunlar, bize baksınlar, bizi görsünler, bizi konuşsunlar ve dönüp bize bir şey söylesinler isteriz. Bu, hastalıklı bir gösteriş merakından daha masum, naif bir şey. Bizi seyreden-gören olmadığında, yapayalnızken nasıl bir yaşamımız olacağını hayal ettiğimizde bile kolayca göreceğimiz, itiraz etmeden kabul edeceğimiz bir durum.

Yemeğe davetli yoksa masaya en güzel örtünüzü serip sermediğiniz, salatayı süsleyip özel soslar hazırlayıp hazırlamadığınız, ziyaretçiniz yoksa eve çeki düzen vermek için titizlenip titizlenmediğiniz, duş alıp özenle giyinip giyinmediğinizle bile ölçebileceğiniz bir ihtiyaç söz konusu olan. Bazıları “kimse olmasa da” diyebilir, bu gözlem ve çıkarsamada onlar istisna o zaman.
Etrafta kimse olmadığında kendimize, çevremize özensiz davranıyor olmak ne sağlıksızlık işareti ne de bilinçli bir tercih anlaşılan. Farkında bile olmadan arzuladığımız şey, çok zaman, sadece etrafta biraz insan. Son derece insanca☺.
Gülümseyen ya da kızdıran, usandıran o bakışlar, o süzüşler, seslendirilsin seslendirilmesin o eleştiriler, o onaylar, o yorumlar, o yargılar, o alkışlardır ihtiyacımız olan. O anda bize hissettirdikleriyle bizi kavgaya da, dansa da kaldıran o tezahürattır aslolan.
O tezahüratı duymadığımızda yavaşlar, amaçlarımızı kaybetmiş gibi isteksizce sürükleniriz. Hasta bile oluruz. Yaşam soluklaşır, uzaklaşır nerdeyse. Bizi ayakta, hayatta tutan o tezahüratı yitirdiğimiz olur tabii, neyi kaybettiğimizin farkında isek kolay, orda, yakında, hep ulaşılabilir bir yerde insan. Neyse ki.
Bayramları niye sevdiğimi epey bir zamandır biliyorum artık. Tam da çocukluğumdaki nedenlerle. Daha çok insan, daha çok hareket.
Dip köşe temizlenmiş evler, özene bezene kurulmuş sofralar, zahmetli lezzetli yemekler, bakımlı, şık ev sahipleri ve misafirler. Müzik bile unutulmaz. Havada iyilik etrafta güzellikler…
Her bir yandan tezahüratı, hayatın güç veren, ayağa kaldıran, koşturan sesini en çok duyabileceğimiz kalabalık günler. Bakmayın siz, o kalabalıklara, yaptıklarına çok zaman söylendiğimize, bir şekilde içinde olmayı da özleriz. Bu da insanca.
Bu bayram da birilerinden dinleriz eski bayramların tadını. Kimse düşünmüyor mu o günleri hiç yaşamamışlardan bugünleri esirgediğimizi? Bu sefer de, bir yerlere kaçmışsak bile, bayramı en çok eski bayramları yaşamamış olanları katacağımız daha çok insanla kutlasak diye düşündüm.

Tanımadığımız komşu ziyaretleri, çocuklara mendil (ne işe yaradığını anlatın ama), çorap, azıcık harçlık, şeker ve el öpmelerle. O yaşa gelmişseniz elinizi öpen birinin sizi adeta kutsadığını ve sadece sizin duyacağınız neler neler söylediğini bilseniz… Mutlu bayramlar ☺

Hakkında Mahmut Tolon

2 yorum

  1. Nerde o eski hayranlar, heycanlar. Hiç sevmediğim şeydir “nerde o…” dan sonra gelen özlem cümleleri. Ama çok güzel özetlenmiş yazıda… Tertemiz kıyafetleriyle özene bezene geçirilen, o sımsıcak ailenin hoş sohbetinde demlenen bayramlar. Hep yitiriyoruz aslında birşeyleri. Zamanla insanları yitiriyoruz, hayallerimizi yitiriyoruz, nezaketimizi ve öğrendiklerimizi yitiriyoruz. Küçüklüğümde sabah ezanından önce uyanıp babamın elinin şefkatiyle Cami yolu boyunca süregelen o mutluluk duygusunu anlatamam. Büyüdüğümün kanıtıydı babamla beraber kıldığım ilk namaz. İlk olarak camide bayramlaşırdı amcalar, kuzenler… Sonra sıcacık bir su böreği olurdu kahvaltının en tatlı misafiri. Sevimli bir telaştı yeni ayakkabıların, yeni kıyafetlerin o gün ilk defa giyilmesinin heyecanı. Annemin telaşı hepimizi derleyip toplamaya çalışması halen devam eder ama eskiden o da başkaydı sanki. Yola çıkılırdı. Yolda bir başkaydı söylenen, dinlenen türküler, müzikler. Ananemin özlemle beklediği torunlarıyla kucaklaşması, “bayramda olsa geleceğiniz yok” sitemkarlığı bile güzeldi eskiden (bu hala güzel geliyor). Sonra büyük bir aile cürcünası oluyordu akrabalarımızın ziyaretleri. Yitirdiğimiz insanların büyüsüymüş bu güzel günlerin getirdikleri… Biz beceremiyoruz layıkıyla yaşamayı bu mutlu günleri. Oysa ne çok izlenecek ve kendini izletecek insan varmış hayatımda. Varlığıyla, yokluğuyla iyi ki hayatımdalar. Özlemle içten içe özlenen onca yüreğin hiç umulmadık bir zamanda karşınızda tebessümle belirmesi kadar mutluluk verici birşey yoktur heralde. Bayramlarda bu tebessümler için en güzel vesiledir. Fırsatı değerlendirip kazanca çevirmenin tam zamanıdır. Haydi ruhunuzu besleyin bu bayramda. Hayatınıza giren, dünya telaşından ihmal ettiğiniz o güzel tebessümlerle doldurun bu bayram en yeni pantolonlarınızın ceplerini. 🙂 Mine abla iyi ki yazmışsın bu yazıyı benimde birşeyleri hatırlamama, tazelenmeme, düşünmeme yol açtın. Bütün sözcüklerin için teşekkürler. 🙂

  2. okumakta geç kaldım bu yazıyı ,
    ama ben de

    “bütün sözcüklerin için teşekkürler” diyorum

    🙂

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*