yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
19 Ağustos 2019 Pazartesi
SON HABERLER
Saldırı Atlındaki Türkiye Cumhuriyeti – Emre Oktay –

Saldırı Atlındaki Türkiye Cumhuriyeti – Emre Oktay –

SALDIRI ALTINDAKİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Fransa, Paris Sen Lazar Metro İstasyonu’ndan geçenler ayaklarının altında dev bir haritaya basmakta olduklarını fark ederler. Haritanın ne ifade ettiğini anlamaya çalışan özellikle Türk yolcuların dikkatini, Türkiye’nin üzerindeki, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun
resmi çeker. Ayrıntılara baktıkça haritada Kıvrıkoğlu ile birlikte, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, Küba lideri Fidel Kastro, Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad, Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Jıank Zemin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Kim Jonk
İl’in yer aldığı görülür. Haritanın yerleştiriliş tarihi 9 Mayıs 2002, sahibi de ‘Sınır Tanımayan Gazeteciler’ örgütüdür. Biraz düşününce Genel Kurmay Başkanımızın da dâhil edildiği haritada
ki liderler, ABD’nin yayılmacı politikaları önünde engel teşkil eden ülkelerin liderleri olduğu anlaşılır. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü de Amerikan Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Komisyonu tarafından finanse edilen bir örgüttür. Aksi takdirde Paris gibi bir yerde Metro’nun zeminine böylesine bir harita
yerleştirebilmek iznin kim alabilirdi ki?

Anlaşılan yedi düvelin Sevr rüyası henüz bitmiş değil. Bu ülkeler için, amaçlarına engel teşkil eden bir ülkeye saldırmak, askeri müdahale ile parçalamak için bahane yaratmak hiç de zor değil. Afganistan terörizmin yuvasıdır, dediler ve Afganistan işgal üstüne işgal yaşadı. Irak’ın elinde kitle imha silahları var, dediler. Irak’ta bir milyon sivil öldü ve ülke parçalandı. İran nükleer silahlanmaya başladı, dediler. İran ambargo altında. Şimdi de Türkler soykırım yaptı diyorlar. Allah korusun, çok dikkatli olmalıyız. Tehlikenin nereden geleceği belli olmaz. Bakınız Asala belası biter bitmez PKK belası Türkiye’nin
başına musallat edilmiştir. Taşnaklar’dan beri uygulanan ve daima başarılı olan bir yöntem vardır. Kargaşa yarat, sokaklara dökül, polise karşı gel, polis mutlaka bir hata yapacaktır. Ya sertleşecek, ya da yanlışlıkla ölümler olacaktır. O zaman mazlum rolünü oyna, tüm dünyaya haykır. Taksim gezi parkı
olaylarında bu yöntemin uygulanmak istendiğini açık seçik görmedik mi? Polis, kandırılmış halk kitlesi ve arada bir görünüp kaybolan, ellerinde Molotof kokteylleri illegal terörist örgüt mensupları.

Sokak olaylarının dışındaki daha da tehlikeli yöntemler de Türkiye’ye karşı acımasızca işletilmektedir. Zira Türkiye’ye yapılan soykırım suçlaması sadece Ermeniler için söz konusu değil. Emperyalist ülkeler son derece sabırlılar ve uzun vadeli planlar yaparlar. Bizim İstiklal Savaşımızı bile soykırım olarak
nitelemiş durumdalar. Bu devletlerin maşalarından Yunanistan Parlamentosu, Türkler tarafından soykırıma uğratıldıkları kararını 8 Mart 1994’te aldı bile. Yunanistan’ın bu kararına ilk destek hiç gecikmeden ABD’den geldi. New Jersey, South Corolina eyaletleri, Yunanistan’ın Pontus Rumlarına soykırım yapıldı iddiasını kabul ettiler. Pontus Rumları soykırımı başlangıç tarihi de 19 Mayıs 1919 olarak, yani Milli Mücadelemizin başlangıç tarihi olarak kabul edilmiş. İddialara göre, 1914’de Osmanlı
idaresi Pontus Rumlarına sistematik baskı uygulamaya başlamış, 1918’e gelindiğinde 250.000 Pontuslu Rum, Osmanlı Türkleri tarafından öldürülmüş. 19 Mayıs 1919’da soykırımın ikinci
dönemi başlamış. Ermeniler Erzurum’da yenilince Pontuslular yalnız kalmışlar. Türkiye de Sovyetlerle yapılan anlaşma ile sınırlarını garanti altına aldıktan sonra, Pontus katliamı yeniden
başlamış. İnanılır gibi değil, değil mi? Hani dalga geçme derler ya. Dalga geçmiyorlar çok ciddiler. Yunanistan 2006 yılında, Selanik’te 2 tane Pontus Rumları Soykırım Anıtı açmış ve konu
Avrupa Birliği gündemine girmek üzere. Amerikan Temsilciler Meclisinin Türkiye’nin cezalandırılması
gereklidir, şeklinde bir karar tasarısı var

Sevr hülyası, Milli Mücadele ile önlenince, Emperyalist devletler asla Türkiye’yi parçalama niyetlerinden vaz geçmemişlerdir. Biraz dikkatli bakınca görüntü bu. Emperyalistler Dicle, Fırat’ın
sularının uluslararası bir örgüte verilmesini bile tartışıyorlar. Türkiye’yi suçlayanlara ödül yağdırıyorlar. Orhan Pamuk’un Türkler Ermenileri ve Kürtleri katlettiler anlamındaki sözlerinden
sonra Nobel Edebiyat Ödülünü alması çok manalıdır. Türkiye batılılaşmaya, küresel dünya ile bütünleşmeye, AB’ye girmeye çalıştıkça sürekli önüne engeller çıkartılmaktadır. Gizli amaç Türkiye’yi önce federasyonlara sonrada, ABD’nin Orta Doğu’daki karakolu İsrail’in, başa çıkacağı şekilde Ermenistan, Kürdistan ve Türkiye olmak üzere üçe ayırmaktır. Eski Alman başbakanı Helmut Schmidt, 6 Ağustos 2006 tarihinde Alman Phoenix TV’de şu sözleri boşuna sarf eder mi?

“ABD Türkiye’yi bölecek. ABD bu hedefini önümüzdeki 20 yıl içinde gerçekleştirecek. Türkiye’de Kürdistan ve Ermenistan kurma planları var.”

Böyle düşünenler şunu unutmasınlar ki, bu toprakların her karışı kan dökülerek alınmıştır, Türkiye Cumhuriyetinin sınırları Mehmetçiğin kanıyla çizilmiştir. Çok şükür Türkiye bu konuda süratle bilinçlenmeye başlamıştır. Ermeni soykırım iddiasının asıl nedeninin Türkiye Cumhuriyetini çökertmek olduğu artık açık seçik ortadadır. Şu anda siyasal saldırı yapılmakta olduğuna göre, Türkiye’nin de
siyasal mücadele yapması gerekmektedir. 76 milyon nüfusa sahip Türkiye güçlüdür. Yurt dışında, kalbi Türkiye ile birlikte atan 5 milyon Türk yaşamaktadır. Başta Azerbaycan olmak üzere Türki Devletler, Irak Türkmenleri Türkiye’nin yanındadırlar.

Türkiye’de resmi kuruluşlar oluşturulmuş ve çalışmaya başlamıştır. ‘Ermeni Belgeleri ile Ermeni Soykırımı Yalanı Büyük Proje 2006 Danışma Kurulu’ 2. Toplantısını yapmıştır. ‘Talat Paşa Komitesi’ 2005 tarihinde kurulmuş. Ermeni meselesini karara bağlayan Lozan Antlaşmasına dokunulamayacağı hususunda, 250 aydın ve yurt dışındaki işçilerimizle birlikte, İsviçre’de büyük bir eylem yapmışlardır. Türkiye Cumhuriyetine karşı tezgâhlanmaya çalışılan Ermeni Soykırımı meselesi üzerinde
asla gaflet ve dalalet içinde kalınmamalıdır. Doğu illerimizde tarihi bilgilere, anlatımlara istinaden yapılan kazılarda birçok toplu mezar bulunmuştur. Bu mezarlar tehcir öncesi milletimizin nasıl bir zulümle karşı karşıya kaldığını gözler önüne sermektedir.

Sade bir vatandaş olarak bizlere düşen, sürekli öğrenmek, düşünmek ve Milli Birliğimizin yaşamsal önemini baş tacı etmektir. Türkiye Cumhuriyetinin kalkınmasını, huzurunu gündelik, basit siyasal tartışmalara feda etmek, bu güzel ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

KAYNAK: “TÜRK TARİHİNİN KAYIP YILLARI, ERMENİ SORUNU, TEHCİR Mİ SOYKIRIK MI? “ AKİS YAYINLARI, H. EMRE OKTAY

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*