yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
19 Ağustos 2019 Pazartesi
SON HABERLER
Osmanlıca: Büyük Bedel – Zeki KIVRAK

Osmanlıca: Büyük Bedel – Zeki KIVRAK

konyaAşağıdaki yazıyı Temmuz ortalarında Haber35 te yayınlamıştım. Osmanlıca’nın zorunla hale getirilmesi tartışmalarıyla konunun daha yenice gündeme gelmesi nedeni ile bir kez daha yayınlamaya karar verdim. Osmanlıca’ya ek olarak Kürtçe’nin de tüm okullarda zorunlu olması, Kürt sorununun yegane çözümünün de bu olabileceğini yaklaşık 12 sene evvel dile getirmiştim:
Kültürümüzde şecere-soyağacı tutma alışkanlığı pek yok.
Dedemin babasının adını bilmiyorum. Hakkında en küçük bir kayıt yok. Mezarı var mı ondan da emin değilim. Büyük ihtimalle vardı. Ancak mezar taşı eski yazı ile olduğu için unutuldu ve kayboldu gitti.
2012 Sonbaharında Manisa Müzesini dolaşmak istedim. O kadar kaynak ayrılıp para harcanmasına rağmen son derece bakımsız ve sergileme teknikleri açısından sıradan bir müze. Tek ziyaretçi bendim. Onlarca müze çalışanının ilgisiz bakışları altında eski mezar taşlarını okumaya çalıştım.
Taşlar hakkında son derece yüzeysel bilgiler ve özensiz açıklamalar vardı, cazip gelmedi. Mezar taşlarından birisi ters yerleştirilmişti. Kırılma şekli ve ilgililerin büyük ihtimal eski yazı bilmeme nedeni ile taş tepetaklak konmuştu. Söyledim, ilgisizce, ‘tamam hallederiz’ dediler, sonrasını bilmiyorum.
1928 Harf devrimi, Türkiye ‘nin, gelişmiş ülke konumuna gelmesine neden olan olaylardan birisi. Bu devrimin, batı ile uyum açısından önemli, hem de çok önemli kilometre taşlarından birisi olduğundan pek kuşku yok. Özellikle teknolojik bilgi birikimine kapı açması, bilgi kaynaklarına erişim kolaylığı sağlaması açısından değerine paha biçilemez bir dönüşüm.
Öte yandan, Türkçe’nin ses özellikleri galiba Latin harfleri ile daha rahat ve kolay ifade edilebiliyor. Örneğin Arap alfabesindeki Ha, Tı , Zı, Dal, Zel ve Peltek Se gibi harfler, Kur’an Kursu öğrencilerimiz için hep zor olagelmiştir, kendimden biliyorum. Ayrıca Kef harfinin Ğ olarak veya Nazal N denilen ve bugün Anadolu’nun kimi yerlerinde (Mesela Afyon, Denizli) kullanılan biçimi, artık edebiyat dilimizde pek yoktur. Ama bunların daha detaylı analizini dilbilimcilere bırakmak gerekir diye düşünüyorum.
Benim gelmek istediğim nokta, esas vurgulamak istediğim, bu büyük devrimin, bu çarpıcı değişimin oldukça büyük bir bedeli olduğunu, kültürümüzde, geçmişimizle bir kopukluğa neden olduğunu belirtmek.
1900 lü yılların başları, Türk Edebiyat tarihinde çok önemli bir atışmaya tanıklık etti. İki büyük şairimiz, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif, inanç ayrılıkları yüzünden birbirlerine girdiler. Önce Tevfik Fikret Tarih-i Kadim isimli uzun bir şiir yazdı. Aslında ateist olmayan Fikret, birazda şairliğin verdiği bir mağrurlukla, beşerin Din uğruna, Allah adına giriştiği savaşlarda nice canlara kıyıldığını çok uzun ve galiba çarpıcı bir şiirle manzume etti.
Mehmet Akif buna ciddi biçimde itiraz etti. Fikret’i dine ve kutsal değerlere küfretmekle suçlayan karşı bir manzume yazdı. Sonrasında Tevfik Fikret, ilk şiirine bir Zeyl (Ek) yaparak karşılık verdi.
Bu atışmanın derinliklerini daha iyi anlamak ve hatta her ikisini de İngilizceye çevirmek istedim. Ciddi bir sorunla karşılaştım. Dikkat ettiyseniz, yukarıda Tevfik Fikret’in şiiri için “Galiba Çarpıcı” ifadesi kullandım. Çünkü gerçekten çarpıcı olup olmadığını henüz anlayabilmiş değilim, şiirin orijinaline henüz ulaşamadım. Ulaşabildiklerim çeviri şiirlerdi ve kesinlikle orijinal şiirin ses güzelliklerini yansıtmaktan uzaklardı. Düşünebiliyor musunuz, eski Türkçe den yeni Türkçeye şiir tercüme ediliyor. Ve bu çeviri esnasında şiirin bütün özellikleri kayboluyor.
Ne yazık ki, önemli dönüşümler, büyük gelişmeler sancısız olmuyor. Her güzel şeyin bir bedeli var, bu bedel bazen çok ağır olabiliyor. Toplumumuz olarak, bu bedeli kültürümüzden, edebiyatımızdan epey koparak ödemişiz.
Edebiyat tutkusu insana her şeyi yaptırıyor. Şimdi, 54 yaşımda eski yazı okumaya çabalıyorum ama kolay değil. Çünkü eski yazı, biraz kelime bilgisine dayanıyor. Eğer kelimeyi bilmiyorsanız, eski yazı okumak çok ama çok zor. Osmanlıca’da, Arapça ve Farsça kelimeler hayli yaygın. Bunun ucu da Arapça ve Farsça öğrenmeye kadar gidiyor. Yaşım nedeni ile benim için bu oldukça zorlu bir yolculuk.
Ancak, yeni kuşaklar için bu çok çekici ve heyecan verici bir hobi, uğraşı olabilir.
Batı kültürlerine gösterdiğimiz özeni doğu kültürlerine de gösterebilirsek, ki göstermeliyiz, o zaman hem geçmişte bıraktığımız kültürümüze yeniden bir merhaba diyebiliriz, hem de şu anda bize çok uzak gelen doğu kültürleri ile yeniden bir köprü kurabiliriz. Bunun, bölgede ve dünyada tam anlamı ile bir soft power olma anlamına gelebileceğini vurgulamaya herhalde gerek yok ve ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*