15 Aralık 2017 Cuma
Son Haberler
Meryem Mirzahani: Acıyı Bal Eyledik

Meryem Mirzahani: Acıyı Bal Eyledik

3 Mayıs 1977 Tahranda bir melek dünyaya gelir, gözleri boncuk boncuk, ışıl ışıl, adı Meryem. Ama Tahran için sıradan bir kız çocuğudur. Sekiz yıl süren İran-Irak savaşında (1980-88) yitip giden yüzbinlerce genç insanı görür. Çocukluk yılları karatma geceleriye geçer. Bu anlamsız kardeş savaşını nasıl unutabilir ki, yürüdüğü her sokakta, her bulvarda şehitlerin boy boy resimleri vardır. 1979 İran’daki molla devriminden dolayı Tahran sokaklarında başı açık dolaşma şansı hiç olmaz. Kız Lisesi birinci sınıfında kötü bir matematik öğretmeni onu en çok sevdiği, derinlemesine ve soyut düşünmeyi gerektiren matematik dersinden soğutur. Ne kümeleri sever ne de fonksiyonları. Müdüre hanımın kitaplara olan ilgisi, okul yolundaki bulvarda kitapçılara öğrencileri alıp götürmesi, rastgele seçilen bir kitabın satın alınıp okunması Meryem’i çok ama çok etkiler. Kendini okumaya verir. İran edebiyatı ve tarihi su gibi akıp gider bilgi dağarcığında. Tam da yazar olmaya karar vermişken ağabeyi ona 1 den 100 kadar sayıların nasıl toplandığına dair bir yöntemi gösterdiğinde bu akıl oyunu karşısında büyülenip kalır. Lise 2. sınıfta çılgın bir matematik öğretmeni ona matematiksel düşüncenin en temel kuralını öğretir (bir konu üzerinde yılmadan usanmadan düşünmek, emek harcamak, heyecan duymak , merak etmek). Uzay geometrisi dediğimiz Euclid geometrisi ona dar gelir ama dile getiremez.

Lisedeki en yakın arkadaşı Roya Beheshti’yi de yanına alıp dayanır müdire hanımın kapısına; “Biz dünya matematik olimpiyatlarına katılmak istiyoruz” diye haykırır. Yeter ki iste, yeter ki hayal et. Sonuçta oluyor işte. 1994’de takım olarak Hong Kong’da 42 sorunun 41’ine doğru cevap verip ülkelerine ilk altın madalyayı getirirler. Böylesine coşkulu bir yüreği kim tutabilir ki. Ertesi yıl, Meryem Mirzakhani yine matematik olimpiyatlarında 42 sorunun tamamına doğru yanıt vererek üstün bir başarı ile bir kez daha altın madalya kazandırdı dünyadan izole edilmiş ülkesine. Matematiğin bu parıldayan yeni yıldızı, Tahran’da Şerif Teknik Üniversitesi’nde Matematik Bölümünü erkeklerle birlikte okur. Egemen erkek kültürünü yerle bir edip birincilikle bitirir bölümünü. Böylesi bir deha için yüksek lisans bursu bulmak hiç de zor olmaz. ABD’de Harvard Üniversitesi’nden burs bulur. Eğitim sistemlerindeki farklılıklar nedeniyle Kompleks Analiz, Topoloji vb. dersleri lisans öğrencileriyle birlikte almak zorunda kalır. Hocalarından Curtis McMullen’in sıra dışı seminerlerine düzenli olarak katılır. Konuşulanların çoğunu dil farklılığından dolayı tam olarak anlayamaz ama inat eder. Curtis hocanın problemlere sihirli dokunuşları onu bambaşka dünyalara götürür (Adam ne de olsa Field madaylasına sahip). Korkusuzca soru sormayı bu seminerlerde öğrenir.

2004 yılında hocası ona doktora cübbesini giydirirken o artık Cebirsel Geometrinin, Moduli uzaylarında eğriler, Reimann uzayları ve Hiperbolik yüzeylerin geometrisi filozofu ünvanına sahiptir. 2004–2008 yıllarında Clay Mathematics Institute’da araştırmacı olarak, Princeton Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışır. 2008 yılında Stanford Üniversitesi Matematik bölümünde, henüz 31 yaşında matematik profesörü olur. Evlenir, bir kızı olur, adını Anahita koyar. Lise arkadaşı Roya’nın da aynı üniversitede olması ona ayrı bir motivasyon verir. Geceli gündüzlü çalışır. 200 sayfalık makaleler yazar. “Matematikte bir konu üzerinde ne kadar çok zaman geçiriyorsam, düşünüyorsam o kadar keyif alıyorum, heyecan duyuyorum” diyen bu naif bilim insanı ile, bizde bir yılda onlarca 5-10 sayfalık makale yazıp bilim ödülü alan yeni kuşak “matematikçilerini” gel de yan yana koy şimdi.

Meryem Mirzakhani disiplinli çalışmalarının ilk ödülünü, 2009’da Amerikan Matematik Derneği’nden Blumenthal Ödülü ile aldı. Onu o dönem kendi alanı içinde çalışan insanlar dışında kimse bilmiyordu bile. Kendisini bu derece matematiğe adıyan Meryem için matematik yapmak, yolu ya da bir patikası bile olmayan bir dağa tırmanmak gibi birşeydi. Ancak bu yol uçsuz bucaksız da olabilir. “Ahaaa” dediğiniz an problemle başetmeye başlamışsınızdır. Çözüme ulaştığınızda artık dağın doruğundasınız. Herşey gözünüze ve aklınıza o kadar net ve güzel görünürki. Bu duygular içindeki bir insan işte bedenini dinlemeyi unutuyor. 2013’de rutin kontrollerinde doktoru “Göğüs kanserisiniz, agresif bir tümörünüz var, maalesef metastas yapmış” der. Bir grup bilim insanı da bu zaman diliminde  toplanmış onun  kuramsal geometrisine dair çalışmalarını: teorik fizikçilerin kara deliklerinin, solucanlarla paralel evrenlerine geçişin geometrik yapısı üzerine önemli sonuçlarını değerlendiriyorlardı. 1936 yılından beri her dört yılda bir 40 yaşın altındaki matematikçilere verilen Field Madalyonu (yani matematiğin Nobel ödülü) 2014 yılında Seul’deki Dünya Matematik Kongresi’nde ilk kez bir kadın matematikçiye veriliyordu. Bir anda bütün dünya tanıdı Meryem Mirzakhani’yi. Günlerce gazete manşetlerinden eksik olmadı. Kendisi ile her gün bir medya kuruluşu röportaj yapıyordu. Kanser kemiklerine, ciğerlerine sıçramış olmasına karşın o kimseye belli etmeden sabırla sorulara yanıt veriyordu:

Efendim matematiğe yeni başlayan lise öğrencilerine, araştırmacılara neler önerirsiniz?

Türünden salak sapan sorulara (tabi magazin haberleri yapmaya o kadar alışmış, bilgi dağarcıkları kurumuş bu yeni kuşak gazeteciler başka ne sorabilirdi ki ). Meryem’in yanıtı o kadar naif ki “Kendimi böyle bir nasihatta bulunma posizyonunda göremiyorum. Doğrusu ben Avusturalyalı matematikçi Terry Tao’nun web adresindeki öğütleri takip ettim. Herkesin kendi stili vardır, birşey sizin için işleyebilir ama başkasında böyle olmayabilir.”

Meryem’in hastalığı ağırlaşınca herkes duydu onun kanser olduğunu. Ülkesi hakkında tek bir kötü söz çıkmayan bu güzel insan için İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, ”Dünyadaki tüm İranlılar, Meryem Mirzakhani’nin ruhu için dua ederken, dahi matematikçinin gururunu taşıyor” diyordu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Gasemi, günümüz matematiğinin önde gelen isimlerinden birisi olan Dr. Meryem Mirzakhani’nin tamamen iyileşmesi için umutlu olduklarını ve İran İslam Cumhuriyeti olarak bu konuda, her türlü yardımı yapmaya hazır olduklarını söylüyordu.

Takvimler 15 Haziran 2017’yi gösterdiğinde Meryem’in kansere yenik düstüğü haberiyle yediden yetmişe hepimiz bir kez daha sarsıldık. İran basını ilk kez bir kadının türbansız resmini manşetten veriyordu. Doğrusu ben onun son bir yılının her anını merak ettim. Kızıyla ve eşiyle neler konuştu? Endişeleri nelerdi? Matematiğe ne kadar zaman ayırdı?  Kafamda bu sorularla geçen yıl erken yaşta kaybettiğimiz matematikçimiz Aydın Tiryaki’nin Urla’daki evine taziye ziyaretine gittim. Eşi ve oğlu Sinan ile uzun uzun onu konuştuk. Aydın abinin de kanseri bütün bedenine yayılmış, son haftasında bir meslektaşımızla üzerinde çalıştıkları makaleye son şeklini vermeye çalışıyorlarmış, acısı dayanılmaz olunca “Adil benden bu kadar, bundan sonrasını artık sen halledersin” diyor. Bir hafta sonra da hayata gözlerini yumuyor. Biz matematikçiler böyleyiz işte düşündükçe problem çözeriz, yeni problem yaratırız, “Ahaaa” dedikçe çocuklar gibi seviniriz, daha çok çalışırız. Acılarımızı bal eyleriz. Bu koşullarda ölüm gelmiş ise sefa gelmiş hoş gelmiş kimin umurunda.

Ünal Ufuktepe
Ağustos, 2017
Urla-İzmir

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*