yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
6 Haziran 2020 Cumartesi
SON HABERLER
LUCRETİUS İLE             “CARPE DİEM”

LUCRETİUS İLE “CARPE DİEM”

Kör karanlıkta nasıl ürkerse çocuklar,

Üstlerine bir şeylerin yürüdüğünü sanırlarsa,

Bizler de bir o kadar temelsiz korkuların

Ne günün ilk ışıkları işler bu kuşkulara

Pençesinde buluruz kendimizi duru gün ışığında.

Ne ergen gün. Alt edilebilir bunlar ancak

Akıl erdirmekle doğanın işleyişine ve yapısına.

M.Ö.1. yy.’da yaşamış Lucretius!a ait bir pasaj yukarda verilmiş olan. “De Rerum Natura”(Doğanın Niteliği” adlı eserinde “Doğa”yı dert edinmiş büyük ozan ve filozof. Temele aldığı ana konu doğa olsa da Epikürcü bakış açısıyla “mutluluk” kavramı ana teması olmuştur. 41 yıllık hayatına sığdırmaya çalıştığı derin bir “materyalizm” ile karşı karşıya kalıyoruz. “Hiçbir şeyden hiçbir şey oluşmaz” şeklindeki anti-dinsel bakış açısıyla bir bakıma yeni yüzyılın Nietszche’sine bir basamak teşkil etmekte. “Ölümden korkmanıza gerek yok. O geldiğince biz zaten olmayacağız.” Sözü her ne kadar Epikür’e dayandırılması gibi bir yanılgıya sahip olsak da başlı başına aittir Lucretius’a. Epikür’ün hayranlığını dahi kazanmış büyük ozan!

Demokritos ve Epikür’de görmüş olduğumuz “Atom” öğretisini, farklı bir şekilde de olsa görebilmekteyiz. Tabi “boşluk”a özel bir önem atfederek! Boşluk, olmazsa olmaz O’nun gözünde. Doğanın tüm olup bitmeleri bu kavrama göre ele alınır. Çok önemli mi bu boşluk? Bu aralar fazlaca yaşadığımıza bakacak olursak! “Boşluk” ile kendine dönen, kendini bulan doğa ile yüzleşmekteyiz. Sanırım hayatımız boyunca kendimizle en fazla “yüzleşme” şansını bulduğumuz bir dönemden geçiyoruz!

Çocukların kör karanlıktan korkması kadar aydınlıktan korkuyoruz biz yetişkinler. Çırılçıplak “yalnızlığımız” bizi utandırıyor mu? Aydınlıkta gün yüzüne çıkan nelerimiz var ki birden afalladık? Kalabalıkta kaybolup kendimize karşı korkumuzu yendiğimizi düşünüyorduk. “Çırılçıplak”lığımızın gün yüzüne çıkması bizi endişelendiren! Ama “sen busun!” yüzümüze tokat gibi çarpmakta.

Şöyle bir sonuca varabilir miyiz? Ölüm endişesi kadar yalnızlık endişesi de yabana atılacak türden bir korku değildir! İnsana özgü çok ama çok önemli bir nitelik “korku”. Neyin peki? Ortaya çıkartan durumlar nelerdir? Lucretius(Lucres de denir) neden bu konuya özel bir önem vermiş olabilir? Cevabı zaten içerisinde saklı bir soru. “Hayatımızı yönlendiren” benzersiz duygu. “Korkmayın!” diye çırpınıp durmuş zavallı Lucretius.

Peki siz hiç düşündünüz mü en çok sizi korkutanı? Ve irdelemeye vakit buldunuz mu? Benim açımdan tüm korkuların temeli “Belirsizlik” olmuştur. Mesela ölüm korkusu. Devamı…Belirsiz.. Gelecek kaygısı… Devamı? Aynı değil mi? Peki pandemi günlerimiz? Ah bizim vaz geçilmezimiz oldu! Yine korku ve sebep “belirsizlik”. Lucretius, boşa kafanızı yormayın bunlarla der. Bak hayatını yaşamaya! “Carpe diem” temel hayat felsefen olsun. Nasıl mümkün olur sorusuna vereceğimiz cevabı görmek için denemeler şart. “An”ı düşünerek. “Yarına çıkacağımız ne malum” şeklindeki kaba söylem çok derin felsefe izi taşır bence. Tıpkı filozof Sokrates’in “Kendini bil!” söylemi gibi.

Toplumsal etkinin sonucu değil midir bir çok şey? Ve bir o kadar gereksiz sayılabilecek şeyler. Tıpkı korkularımız gibi. Lucretius’un yukarıda değinmiş olduğu gibi “Duru gün ışığının pençesinde bulmak.” Bundan kaçınma adına “toplum”a atarız kendimizi. Ve kurtuluruz o “değerli yalnızlığımızdan”. Ama şu an ne yapsak boş değil mi? “Kaçacak yerin kalmadı. Teslim ol!” diyerek ensemizde biter doğa. Der ki bize “Kendinden kaçamazsın! Beyhude şimdiye kadarki boş uğraşıların.”

Ne kadar çırpınıyoruz değil mi doğadan kaçmak için? Yüzyılların birikimi bu tabi. Hepimiz için geçerli olan bir gerçek. Bir an önce bitse de dönsek topluma! Bir an önce bitse de dönsek değer-li (-siz) yalnızlığımızdan!

Belirsizlik..belirsizlik.. Bizi dertten derde sokan. Filmin sonunu hep merak ederiz. Tıpkı hayat gibi. Belki o yüzden ölmek istemeyiz. Filmin sonunu görmek için. Ama der Lucretius, boşa beklemeyin. Sonlu bir şey yok. Doğa hep akıp gider. Burada biterse yeni  sezonla tekrar karşımıza çıkar. Ama öyle ama böyle. Şanslıysak güzel bir tarihte.. Şanssızsak…Yok! Şans ve şanssızlık da bizim yargımız. Lucretius bunu da kabul etmezdi muhtemelen. “Seize day”. Kendin ol ve kendinle mutlu ol!

Biraz karartılı bir yazı olduysa özür! Amaç “sıyrılmak” ise “gerçeğe” “burnumuzu tıkamadan” dalmak gerekir inancındayım. İlk başta yaptığımı sonda da yapmak isteyerek sözü Lucretius’a bırakıyorum. Sağlıcakla…

Oysa yüreklerimiz arınmamışsa,

Ne yıkıcı bir çatışma sürecektir içimizde

Ne kaygılar, ne korkular! Hele korkular

Tutku nöbetine tutsak düşeni nasıl hırpalar!

Kibir, düşkünlük, kösnü, bolluk

Ve bunalım, ne belâlar hazırlar!

Bu düşmanların tümünü alt eden, ruhundan

Kovabilen-hem de silâhla değil sözcüklerle-

Tanrılar katında bir yer hak etmiştir elbetteI

ENGİN YILMAZ

02.05.2020 URLA

Hakkında ENGİN YILMAZ

ENGİN YILMAZ 18-02-1974 İzmir doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi İzmir’de tamamladım. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde okudum. Mezun olduğumdan itibaren özel kurumlarda felsefe öğretmeni ve rehberlik-psikolojik danışman olarak çalıştım. Halen İzmir’de özel bir okulda felsefe öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Önceden yayınlanmış bir kitabım daha vardır. SİSTEM Yayıncılık tarafından 2004 tarihinde “ÖĞRENCİLER VE ÖĞRETMENLER İÇİN NLP” adlı kitabım 6.ayda 2.baskı yapıp beklenenin üzerinde ilgi görmüştür. İKİNCİ KİTABIM METİN ÇÖZÜMLEMELERLE FİLOZOF ATATÜRK yayınlamıştır. Eğitim camiasına felsefe öğretmeni olarak hizmet etmekle beraber, ulusal ve uluslararası projelerde çalışmalarda yer almaktayım. 1 erkek çocuk babasıyım. Atatürk’ün İzinde sonsuza kadar gitmeye and içmiş bir kişi olarak, ülkemize ve toplumumuza hizmet etmekten şeref duyuyorum. Mail: kartezyen2006@gmail.com

2 yorum

  1. Bütün mesele vicdan azabı duymadan başını yastığa koyduğunda uyuyabilmek.Eğer bunu başarabiliyorsan ne mutlu.Yunus ne güzel ifade etmiş:
    Bir kez gönül kırdın ise/Bu kıldığın namaz değil.
    Yetmiş iki millet gelse/Elin yüzün yumaz değil.
    Bizim dünyamız gönül dünyası.Kırmadan incitmeden baki kalan kubbede hoş bir seda bırakabilmek…Bu ânı yakaladığımızda korkularımız da,endişelerimiz de anlamsız kalacaktır.
    Düşündüren ve kendimizi sorgulamamızı sağlayan yazışarınızı ilgiyle okuyoruz.
    Sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*