Kızılırmağın Ürkek Tebessümü – Artun Ünsal

Genel


Yıllar önce yazdığı bir makalesinin 'ayrı basım' ını almak için randevulaştığımız emekli öğretim üyesinin evinde karşılaştım bu ürkek tebessümle ilk kez. Yaşına rağmen dinçliğini ve zerafetini koruyan profesör beni içeriye davet ederken, o, hafif gerisinde duruyordu kapının eşiğinde. Bu olağanüstü tebessümün sahibi ufacık tefecik yaşlı bir hanımdı. Önce, eşi sandım.

El sıkıştığımızda hiç konuşmadı, başını hafifçe eğmenin dışında. Doğrusu biraz tutuk hatta tuhaf görünüyordu. Belki önemli bir hastalık geçirmiştir diye düşünmedim değil.” Eşimin bir göz rahatsızlığı var , doktora gitti; bu hanım bizim altmış yıllık emektarımızdır . Kusuruna bakmayın , doğuştan işitme ve konuşma özürlüdür ” … Nazik hocamız beni karşılayan hanımın bakışlarındaki gizemi açıklıyordu, aklımdan geçenleri okumuşcasına …
——————————————————————————–

Bir dönemler , küçük yaşta ' evlatlık ” olarak aileye dahil edilen ve büyütülen yoksul çocuklar vardı . Zamanla, evin vazgeçilmemez bir üyesi olurlardı. Yaşlılara bakan , temizliğe yemeğe yardımcı ,yeni doğanlara cici annelik eden , onları sevgiyle ve şefkatle büyüten kişilerdi . Kiminin hayırlı bir kısmeti çıkar , evlenip ayrılırır ,kimi de emektarı olduğu aileden ayrılmayı istemez, ömür boyu kalırdı …

Altmış küsur yıl birlikte yaşamak , dile kolay . Aileden biriydi bu ufak tefek sessiz ve yaşlı kadın. Aradığım makaleye kavuşmanın sevinci yaşıyorum . Yaşlı profesör de araştırmalarının hala ilgi görmesinden haklı olarak hoşnut , bana başka yayınlarını ve kitaplarını gösteriyor . ” Efendim , kahvenizi nasıl içerdiniz ? ” ” Sade rica etsem “… Yaşlı bayana yalnız ev halkının bildiği el işaretiyle, kahvemin şekersiz olması söyleniyor . Tamam, anladım gibisine , gene o çocuksu ve ürkek tebessüm yüzünü aydınlatıyor.

Kendimizi konuya kaptırdık .Kahvelerimiz geldi , kallavi fincanlarda ve inci köpük . Teşekkür için sağ elimi göğsümün üzerine kesip gülümsüyorum ona.Kabul ediyor teşekkürümü , bakışlarıyla.Sonra geliyor , usulca profesörün yanındaki koltuğa oturuyor . Bizi dinler gibi… Oysa , bir şey istenirse hemen anlasın diye . Öyle ya , çağırsalar nasıl duyacak ? İşte zerafet bu …

Sessiz , bizi izliyor . Doğrusu, merak ediyorum bu yaşlı hanımın geçmişini .Ev sahibimin içine mi doğdu ne ,başlıyor eskiden söz etmeğe, ben sormağa çekinirken.Yıllar önce , Çorum'un Kızılırmak'la komşu bir ilçesinde avukatlık yaparmış babası. Bir gün sokakta dört beş yaşlarında minicik bir kızın bir grup erkek ve kadın tarafından adeta çiğnendiğini görür ve araya girer . Sağır ve dilsiz çocuğun yediği tekme ve tokatlardan her tarafı yara bere içindedir. Çevrede sevilen ve sayılan avukat bey kızacağızı mutlak bir ölümden kurtarır kısacası .Neymiş suçu? Anasız babasız bu yoksul ve özürlü kızcağızın kollarına kundakta bir bebeği tutuşturmuşlar , biraz bakıver diyesi. Kızılırmak kenarında dolanırken , minik bedenine ağır gelmiş ola ki düşürüvermiş onu suya . Bebek boğulmuş . Sesi çıkmaz ki biçarenin bebek suya düştü diye bağırmaya…

Bir karış özürlü çocuğa oyuncak değil, gerçek bir bebeği teslim edecek kadar düşüncesiz olanlar,tüm hınçlarını bu kimsesizden alıyorlarmış …Bir kaçgün sonra ,onu alıp evlerine getirmiş annesi ve babası . Geliş o geliş . İlk kez sevgi ve ilgiyi bulan bu küçücük insan onlara sıkı sıkı sarılmış.O zaman ortaokula giden hocadan,bugün yurtdışında öğrenim gören torununa, herkesin üzerinde emeği varmış.

Sessiz ufak tefek hanım bana bakıyor . Ev sahibim gene imdada yetişti : ” Sade kahve olmaz , çay kek bir şeyler getireyim mi diye soruyor” …Elimden geldiğince , mimiklerle ona teşekkür ediyorum sessizliğin alfabesini bilmesem de .Kırışık yüzünde gene o ürkek ve gizemli tebessüm , ” ama olmaz ki , kahveden başka bir şey ikram edemedik” dercesine…Hocamıza bana zaman ayırdığı için teşekkür ediyor ve izin istiyorum . Beni uğurluyorlar birlikte.Kızılırmak kıyısından Ortaköy 'deki bu apartman dairesine , neler görmüş neler hissetmiş ? Anlatabilmesi zor , okuma yazmasıysa yok . Ama özürlü olsa da , yüzünde hep o sevimli ve ürkek tebessüm.

Güzel insan…