yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
8 Ağustos 2020 Cumartesi
SON HABERLER

Kemalpaşa-Güzelbahçe-Urla- Murat Fatih ÜLKÜ

Kemalpaşa’daki duruşmalar heyecanlandırır beni. Kemalpaşa dönüşü, Belkahve’den İzmir’e doğru inerken, çirkin beton yığınlarına rağmen, halen o gizemli güzelliğini koruyan İzmir’e bir kez daha hayran olurum.

Tepelerden denize doğru inmenin heyecanını yaşatır İzmir. Ege’nin diğer kentleri, kasabaları gibi. Denize doğru inmek, başka bir tattır her zaman. Coşkudur, gözyaşıdır, tutkudur, sabırdır, umuttur, aşktır.

Belkahve’den her inişimde, 9 Eylül 1922’yi, İzmir’in kurtuluşunu düşünürüm. Türk ordusunun İzmir’e girişini. İzmir’e; denize doğru inerken yaşadıkları coşkuyu hayal etmeye çalışırım. O tertemiz duygularını, yurdu kurtarmaya kilitlenen beyinlerini, duygularını, ruhlarını.

Kurtuluşun dayanılmaz heyecanını gözyaşları ile yaşayan, Türk askerini sokaklarda yerlere çiçekler sererek karşılayan İzmirliler gelir gözlerimin önüne. Türk’ün günün birinde mutlaka kurtulacağına, galip geleceğine inanıp, yanılmadıkları için Tanrı’ya şükreden insanlar…

Tam 3 yıl, 3 ay, 24 gün Yunan işgalinde yaşayan İzmirliler için doğum günüdür 9 Eylül. Sonbaharın o tatlı başlangıcında, artık önlerinde yeni hayaller vardır. Artık özgürdürler, sahibi oldukları toprakları geri almışlardır.

Türk Ulusu’nun kaderine çizilmeye kalkılan elbiseyi yırtıp atan büyük önder Mustafa Kemal Paşa’nın, “İlk Hedef Akdeniz” emri yerine gelmiştir.

“Vatan”, “millet” ve “bağımsızlık” ülküleri için, olanaksızlıklar içinde savaşan, savaş kazanıldığında hiçbir şey beklemeden, yüzyıllardır büyük bir fakirlik içinde yaşanan köylerine dönen o asil Türk askerlerini düşündükçe, günümüzde yaşanan minik çıkar savaşlarından utanırım kendi adıma. Safiye Ayla’nın o muhteşem sesiyle “övünmeden yaşayan” Yanık Ömer’lerdir onlar.

Gerçi anlayabilen, hissedebilen için, o asil insanların taşıdıkları İstiklal madalyaları kadar, yeryüzünde değerli bir şey de yoktur.

Bornova ovasına indiğimde gözlerim nemlenmiştir. 87 sene sonra, gözyaşlarımla o asil insanların önünde saygıyla eğilirim.

Her seferinde de, İzmir’e daha güçlü indiğimi hissederim. Bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha inanırım Türk Ulusu’nun, Türk insanının gücüne.

2009 Türkiye’sinde; içinden çıktıkları Türk Ulusu, ekmeğini yedikleri Türk Yurdu aleyhine konuşmayı aydınlık ölçütü kabul eden, bir eli yağda bir eli balda olan sözde aydınlar (!) ve akademisyenler (!) artık sadece gülümsetir beni. Onları fazla ciddiye aldığımızı düşünürüm.

Bir odadan ibaret evlerinin girişine, Türk bayrağı asan o nasırlı ellerdir bizim umudumuz yüzyıllardır.

Adli yıl ve duruşmalar da başladı. Ama içimdeki coşku, beni büroya değil, Güzelbahçe köyünün girişindeki kahveye doğru götürüyor. Kahveyi kısık ateşte yapmasını isteyeceğim kahveciden. Karayeli hissedeceğim kahveyi beklerken. Ufka doğru açılan İzmir Körfezi ile bakışacağım. Yaklaşan yağmurları hayal edeceğim.

İşlere, büroya, İzmir’e dönme vakti geldi. Çatalkaya bulutlanmış. Yağmur, akşam beni yine Güzelbahçe’ye, Urla’ya ve hayallere çağıracak.

Hakkında Mahmut Tolon