yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
20 Kasım 2019 Çarşamba
SON HABERLER
KARANLIĞA DOĞAN IŞIK

KARANLIĞA DOĞAN IŞIK

“Şiir kalbin dilidir. Ben bir kadınım. Kalbimle duygularım bir erkeğinkinden elbette farklıdır; eğer bir erkeğin sesiyle konuşursam yürekten konuşmamış olurum.” der Füruğ Ferruhzad. En beğendiğim şairler arasında sayabileceğim şair, 1934 yılında İran’da, orta sınıf bir ailenin yedi çocuğundan üçüncüsü olarak doğar. Lise eğitimini bitirememiş, teknik okulda resim ve kostüm eğitimi almış; bir yandan da şiirler yazmış, gazeller bestelemiştir. Ferruhzad, ataerkil toplumun savunucularından olan albay babasının evinde, kendisini dış dünyadan soyutlayan duvarlar ardındaki kasvetli tutsaklığından kurtuluş olarak ilk uçma denemesini yaptığında on altı yaşındadır. Kendisinden on bir yaş büyük olan karikatürist ve ressam Perviz Şapur’a aşık olur; uzaktan akrabası olan bu kişiyle evlenmesine başta ailesi karşı çıkmış olsa da, daha sonra babasının desteği ve bir yıl bekleme koşuluyla, on yedi yaşına girdiğinde evlenir. Bir yıl sonra oğlu Kamyar doğar; oğlunun doğumuyla birlikte eşiyle arasında anlaşmazlıklar başlar. Bir eş ve anne olarak yüklendiği geleneksel rollerin esaretiyle, özgür bir şair olarak sınırları aşma isteği arasında, gerilimli çelişkiler ve derin ızdıraplar yaşar ki bu ruh hali ilk üç kitabına açık bir şekilde yansır. Profesör Farzeneh Milani’nin ‘Yayımlanmamış Mektuplar Eşliğinde Edebi Bir Biyografi’ kitabında belirttiğine göre, onun şiirine hakim olan bu yarı karanlık hal, adının anlamı ‘ışık’ olan bir ruhun iyi ve kötü, esaret ve özgürlük, bireysel ve toplumsal, yeryüzü ve gökyüzü gibi zıtlıklarla bezeli, ‘kimsin sen’ sorusunun ardı sıra örülmüş, tabularla sınırlanamayan bir yaşamdır. Füruğ’a göre de, bu yaşantının öznesi eğer şairse, şiiri ve yaşamı birbirinden ayrılamaz bir bütündür; şairin şiiri kendi yaşamına göbek bağıyla bağlıdır. “Bir şeye daha inanıyorum; o da yaşamın her anında şair olmaktır. Şair olmak insan olmak demektir. Şiirleri günlük yaşamlarıyla bağdaşmayan kimilerini tanıyorum. Yani sadece şiir yazdıklarında şairdirler. Sonra bitiyor… Kendi kendime, ‘sakın bir tabak pilav için bağırmış olmasınlar’ diyorum.” “Şiir… Yaşamıma vermem gereken yanıttır. Benim şiire duyduğum saygı, inanmış bir insanın dinine karşı duyduğu saygı gibidir.” diyerek gerçek Tanrısını ilan eden Füruğ, oğlunu ve anneliğini şiir Tanrısının sunağına kurban eder, oğlunun velayetini babaya verir ve bir daha oğlunu göremez çünkü içinde bulunduğu dönem itibariyle, bir kadın kocasından ayrıldığı takdirde çocukların velayetini babaya vermek zorundadır.

Hiçbir kadın örgütünün içinde yer almaksızın, bireysel olarak ataerkil geleneğin nüfuz ettiği toplumsal sorunlara isyan ederek ördüğü şiir-yaşamı, bu başkaldıran örgünün saldırıya uğradığı yerden yani kadınlığından gerçekleştirdiği öz savunması onun sınırsız var-oluşudur.

İlk şiir kitabı ‘Esir’, İran’daki bireyin uymak zorunda olduğu bir takım kurallar ve sosyal hayat hakkında bilgi verir. Füruğ, toplumun anlamını yitirmiş sözde değerler ve geleneklerle ördüğü duvarlar arasında bir mahkum olarak görür kendini ve bu tutukluluktan tek kaçışı aşktır ve bu duygularını gizlemeye gerek duymadan, bütün içtenliğiyle dizelere dökmüştür.

İkinci şiir kitabı ‘Duvar’, üçüncüsüyse ‘İsyan’dır. Bu süreçte, yönetmen ve aynı zamanda modern İran edebiyatının öncülerinden olan İbrahim Gülistan ile tanışır; Gülistan Film Stüdyosunda çalışmaya başlar.

1954 yılında bir dergiye göndermiş oldugu mektupta şu satırları yazmıştır: “Benim arzum, İranlı kadınların özgürlüğü ve onların erkeklerle eşit haklara sahip olmalarıdır. Ben bu ülkede bacılarımın uğradıkları haksızlıkları ve adaletsizlik/eri, çektikleri sıkıntıları tamamıyla biliyorum. Bu yüzden eserlerimin yarısını onların sıkıntılarını dile getirmeğe, problemlerini tasvir ederek gözler önüne sermeğe ayırıyorum.”

Tebriz’de cüzzamlıların tecrit edildiği bir evde farklı ezilmişliklere, dışlanmışlıklara tanık olur. Toplumun onu tutsak kılan yasalarına karşı duruşuyla dışlanmış ‘günahkar’ biri olarak cüzzamlıların kendi vatanlarında sürgün olmalarını, tutsaklıklarını çok iyi anlar ve onların yaşamlarını anlatan ‘Ev Karadır’ diye şiirsel anlatımlı bir belgesel çeker; böylece toplumun karanlıkta kalan bir yüzü gün ışığına çıkar. Burada tanıştığı cüzzamlılardan birinin çocuğunu, Hüseyin’i kendi oğluna benzetir ve onu evlat edinir. Ancak en verimli çağında, otuz üç yaşında bir trafik kazasında yaşamını yitirir.

Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet Bayramını kutladık. Belki de bir İran’lı kadın şairin yaşamı üzerinden, Türk kadınının mücadele etmeden, acı çekmeden kazanmış olduğu hakları nasıl kullandığını, toplumun genelinde kadının ataerkil baskıdan ne kadar özgürleşebildiğini, geleneksel yapıdan kurtularak ne kadar eşitlikçi ve demokratik olduğunu sorgulamamız gerekiyor. Biz kadınlar 25 Kasımlarda hala ‘Kadına Şiddete Hayır’ diye yürüyorsak ve her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor ve tacize uğruyorsa, hala kadın bir birey olarak dünyaya gelme nedeni olan özgür iradesiyle yaşamını seçme ve yönlendirme hakkını kullanamıyor ve hatta her geçen gün haklarını kendi iradesiyle geri veriyorsa belki de bu İranlı kadın şairin kendi kalabilmek uğruna verdiği mücadeleyi ve çektiği acıları tekrar hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor!

”ve bu benim yalnız bir kadın

soğuk bir mevsimin eşiğinde

yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın başlangıcında

ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu

ve bu beton ellerin güçsüzlüğü”

Füruğ Ferruhzad

Hakkında Müge Buluç

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Wordpress Tema

Escort Eskişehir

Adana Escort

Adana Eskort

Escort Ankara

Escort

Kayseri escort

Mersin escort

escort Adana

Bodrum escort