yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
18 Ağustos 2019 Pazar
SON HABERLER
Jean-Jacques Rousseau… Zeki KIVRAK

Jean-Jacques Rousseau… Zeki KIVRAK

Napolyon, “Rousseau olmasaydı Fransız Devrimi olmazdı!” der.
Özgürlük, kardeşlik ve eşitlik kavramları üzerinde inşa edildiği iddia edilen 1789 devriminin fikir babası Jean-Jacques Rousseau, 28 Haziran 1712 de doğdu.
Her dahi gibi, sorunlu (ve/veya noksan ebeyenli) geçen bir çocukluk sonrası, yine zor geçen gençlik döneminde hayatını idame ettirecek işler yaparken bir yandan da seyahat etti.
1726 ‘da yolu bir şekilde Madame De Warens ile kesişti. De Warens Rousseau ‘ya, müzik dahil ihtiyaç duyduğu eğitimleri temin etti. Başlangıçta anne-oğul gibi gelişen ilişkileri bir süre sonra, büyük ihtimal De Warens ‘in talebi ile, cinsellik boyutu kazandı, sevgili oldular.
Gençlik yıllarında dehasını, enerjisini müziğe yönlendirdi. Ünlü müzisyen Gluck ile diyalog kurdu, besteler yaptı, hatta bir ara, numaralandırılmış müzik-nota yazımı üzerine tezler hazırladı ancak tezini kabul ettirmekte zorlandı.
Yirmili yaşlarında ciddi hipokondria (hastalık endişesi) problemi yaşadığı bilinmektedir.
İlk ciddi başarısı, 40 yaşlarda yazdığı “Bilim ve sanat üzerine bir konuşma” kitabı ile geldi. Beş yıl sonra ise “İnsanların Eşitsizliği” kitabı ile yine önemli bir başarıya imza attı, artık tanınan, ünlü birisi olmuştu. Sonrasında Avrupa’da ses getiren yapıtları ardarda geldi.
1762 de yazdığı “Sosyal Sözleşme Üzerine” kitabı bir dönüm noktasıdır. Bu kitabında Jean Jacques Rousseau, İngiliz düşünür Thomas Hobbes’un “Sosyal Sözleşme” kavramını masaya yatırır. Hobbes ‘un yüzlerce yıl önce “Leviathan” kitabında ortaya koyduğu teorilere meydan okur.
İşte bu meydan okuma Fransız Devrimi’ne zemin hazırlayan düşünce biçimlerinin gelişmesine yol açmıştır. Özellikle de Hobbes’un sevimli göstermeye çalıştığı Monarşi kavramının sevimsiz görünen imajını sergileyerek “kardeşlik, özgürlük ve eşitlik kavramları” ile müthiş bir başarı kazanır.
Bu başarı ulusal kimlik fikirlerinin ilk filizleri olarak algılandı. Devrimle birlikte, “halk egemenliği” (popular sovereignity) kavramı, etnik kimliğe bürünerek Fransız milliyetçiliğinin serpilmesine yol açtı.
Jean-Jacques Rousseau yaşamının geri kalan kısmını, yazdığı kitaplar nedeni ile kazandığı ünün keyfini çıkaramadan tamamladı. Çünkü ruhsal açıdan ağır hastaydı, 66 yaşında yaşama veda etti.
Rousseau kimilerine göre dünya tarihinin kilometre taşlarından birisidir. Kimilerine göre ise yetenekleri tartışmalı bir düşünür. Açık olan şu ki pek çok düşünüre, politikacıya ilham kaynağı olmuş, ölümünden sonraki iki yüz yıl boyunca dünya tarihini etkilemeye devam etmiştir.
Fransız devriminin etkileri ve özellikle milliyetçilik akımları Fransa ile sınırlı kalmadı, tüm Avrupa’ya dalga dalga yayıldı. Bu dalgaların ilk hedefi, büyük imparatorluklar oldu, Avrupa ‘daki tüm imparatorluklar çöktü. Yerlerine, İngiltere ile Fransa ‘nın fırsatçı teşvik ve aktif destekleri ile ulus devletlerden oluşan küçük cumhuriyetler kuruldu.
İnsan hak ve özgürlükleri açısından görünürde çok cazip bu müthiş dönüşümün bedeli aslında çok ağır oldu ve olmaya devam ediyor. Bugün Avrupa’daki tüm devletlerin (ve dünyadaki ulus-devletlerin) tarihleri kan ile yazılmıştır. Hem bu devletlerin kuruluş hikayelerinde, hem de dünya savaşlarında milyonlarca insanın kanı var.
Avrupa devletleri bugün etnik kimliklerinden vazgeçerek bir birlik oluşturmaya çalışıyorlar. Peki öyleyse Balkanlarda, Transilvanya’da , Anadolu’da, Normandiya da, dünyanın her tarafında bunca insan niye öldü?
Bazen diyorum Rousseau, Thomas Hobbes ile didişmeyip müzik ile uğraşsaymış dünya tarihi açısından daha mı hayırlı olurmuş?
Doğuda Osmanlı ile birlikte Prusya, Alman veya Avusturya gibi Avrupa’da bir iki büyük imparatorlukla insanlar daha bir barış içinde yaşamazlar mıydı acaba? Tıpkı bugünün etnik kökene dayanmayan büyük devletleri gibi.
Zaten Jean-Jacques Rousseau ‘da ölümüne yakın, milliyetçi kökenden ziyade inanç üzerine yoğunlaşmaya başlamış ve hayata öyle veda etmiştir. Öylesine ki, inanç konusunda ayrımcılık yapılmaması yolundaki tezleri üzerine, kitapları kilisenin afarozuna uğramış ve lanetli bir birey olarak terki dünya eylemiştir…

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*