yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER

İSKELE URLA’DA TANJU OKAN, EFSANESİ İLE YAŞIYOR

Evet biz İskelelilerin bir efsanemiz daha oldu. Tıpkı şarkıda olduğu gibi… “Bir efsaneydi , efsaneydi İskele’de onunla olmak, lacivert gözlerinin derin, anlam dolu tonlarında, İskele denizini görmek… Gönüllerimizden, kulaklarımızdan asla silinmeyecek sesinin, eşsiz tınısıyla rüyalarda, hayallerde dolanmak. Bizim yaşanmış en güzel efsanelerimizden biriydi, Onunla İskele sahillerinde yıldızlı gecelerin, melodilerle dolu tadına varmak… ” Evet gerçekten şanslı insanlar değil mi bu Urla’lılar, İskele’liler? Kimler gelmiş kimler geçmiş bu diyardan… Hepsiyle zaman dönemlerinden dolayı karşılaşamasalar da, havasında suyunda anlatılan efsanelerde bir kokusunu, düşünce kırıntılarını, tavrını tarzını, dolaşan möleküllerden alıverir bu Urla’lılar ve kendini Urla’lı hissedenler. Ünlü yazarlar, tarihin en eski filozoflarından Anaksagoras, İskender gibi dönemler açan imparatorlar, Edebiyat Nobel ödüllü diplomat Seferis , Neyzen Teyfik adını bu satırlara sığdıramıyacağımız, ama günü gelince anacağımız bir çok değer ve Tanju Okan.. Geçtiğimiz günler onu anma günleri olduğu için şu anda onunla çok doluyuz, onu yazıp çizmek, onu dinlemek istiyoruz. Geçtiğimiz Anma törenlerinden birinde çok değerli Tema gönüllümüz, çok sevdiğim dostum Mürüvvet Tosun, “Deniz, seninde Tanju Okan hakkında söyliyeceklerin, anıların vardır diyerek, beni bu satırları yazmak için teşvik etti, kendisine teşekkür ediyorum. Her Urla’lının özellikle İskele’lilerin onunla ilgili yaşanmışlıkları, sıcacık anıları vardır. Çünkü insan severdi, gerçek bir sanatçı hassaslığı ile yaklaşırdı çoluğa çocuğa, manava, balıkçıya… Özellikle İskele balıkçılarıyla limanda akşamcı sohbetlerine başladımı etraflarındaki katılımcılar dairesi büyüdükçe büyür bazen bulundukları yere sığamaz olurlardı… Ama onun ve etrafındakilerin gönülleri öylesine genişti ki, alanlara sığamasalar bile gönüllerde yer bulurlardı. O güzel şarkılarla beslenen bu hoş sohbetleri Urlalılar ve konuklar asla unutamazlar. Arastada uzun uzun oturup esnafla muhabbeti sever, şen kahkahaları ve gür, anlamlı sesi Arasta’nın eski duvarlarında yankılanırdı. Gelip geçen, biraz olsun yanında oturup sıcaklığını hissetmek için sıra beklerdi. Urla’lılarda kıymet bilen taraflarıyla onu bağırlarına basmışlar, ” Urla’nın fahri hemşehrisi ” ilan etmişler, belediye başkan adayı yapmışlardı. Ama o kısa bir süre sonra sanatçı kimliğinin ağır bastığını, politika ile ilgilenmenin onun kişilik yapısına pek uygun olmadığını öne sürmüştü. O zaten gönüllerin başkanıydı. O zamanlar İskele sahilindeki evi ile doğduğum ev arasında yedi ev vardı, “Kadınım” adlı efsanevi teknesini sıklıkla evinin önüne biraz açığa demirlerdi. Rahatsız etmeden, uzaktan etrafında dolanırdık. Keyfi olursa müsaitse çağırır sohbet eder, çok coşunca şarkılar söylerdi, sevinçten mest olurduk. Bazı sabahlar çok erken kalkar, denizin dibindeki kayalara oturur, dalar dalar giderdi. Ben de çok erken saatlerde yüzerdim. Yüzünün ifadesinden, mırıldanmalarından bir beste ve güfte ilhamı içinde olduğunu sezer, su şırıltıları ile bile rahatsız olup melodisi bozulmasın diye bir balık misali sessizleşirdim. Ve sessiz su daireleri ile ona dua gönderip bestesini, gönlündeki melodiye en yakın olarak seslendirmesini dilerdim. Bilirdim ki o güzel gönlündeki melodisini tam olarak yansıtması, kullandığımız bu tınılara dökmesi zordu. Büyük sanatçıların gönül seslerini ancak gönül kulakları duyabilirlerdi, yansıtmaları hep biraz eksik kalırdı, o eksikliği de bakışlarındaki masumluk tamamlardı. Onun içindir ki lacivert gözlerindeki ifade hiç aklımdan gitmez. Baba Tanju… Lakabı böyleydi… Bizden bir hayli büyüktü ama babalığı yaşından kaynaklanmazdı. Zaten Urlalılar ona “baba” demeye başladıklarında daha ellisine varmamıştı. Bir gün çok hastalandı baba Tanju… Hepimiz çok üzülüyorduk, hastalığı ona hiç yakıştıramıyorduk, Urlalılar omuzlarında hastahaneye taşıdılar onu ama maalesef almaya geldiklerinde babalarının bir parçasını hastahanede bıraktılar. Olsun biraz eksik olsun.,. Vücudundaki eksiklik onu daha da tamamlamıştı sanki. Şimdi gözlerinde daha büyümüş çok daha önemli bir tahta oturmuştu… Hastahanede kalmak istememiş, hemşehrilerinin yanına dönmek istemişti. Urlalılar tarafından evine getiriliş töreni, İzmir basınını günlerce meşgul etmiş, şaşkınlık yaratmıştı. Hastane kapısında kurban kesilmiş, davul zurna, halaylarla karşılanmıştı. Çok zor olmasına rağmen, onu dimdik oturtmuşlar şarkılarını hep bir ağızdan içtenlikle haykırmışlardı. Evine bu son seyahati muhteşemdi. O günden sonra Urlalılar onu hiç yalnız bırakmadılar, son gününe kadar güle oynaya sevgiyle başında nöbet tuttular… Onu memnun etmek için yakınları ,eşi dostu, sanatçı arkadaşları ve bilhassa komşuları seferber oldular. En sevdiği yemekler, yarış edercesine yapılıyor, ağzına besleniyordu. İşte onu son görüşüm bu sevdiği yemekler bahanesi ile oldu. Annem bahçemizin yeni süren asma yapraklarından dolma sarmıştı, ” en son geçen hafta götürmüştüm, bunları çok seviyor ” deyince, ” bu seferde ben götüreyim, hem görmüş olurum ” dedim. Zar zor kabul etti, belli ki kendi götürmek istiyordu. Tüm bu insanların bağlılık ve sevgileri ile iftahar ediyordum. Bu içtenliği yaşayıp saptamak çok güzeldi. Dolma tabağı elimde güle oynaya kapısını çaldım , yatıyordu, çok az konuşabildi, sevincim bir anda derin bir hüzne dönüştü, içimi bir sıkıntı kapladı. Kapıdan çıkmadan dönüp baktım, o çok değer verdiğim lacivert gözler bu kez bambaşka bir veda melodisinin hüznüyle bakıyordu. Bu ifadeyi hiç görmemiştim gözlerinde. Veda ediyordu… Hiç bir şey söylemeden, başka bir kaç kişiye de sadece gözleriyle veda etmiş, birkaç arkadaşımla aynı anıyı paylaştım. Evinden çıkar çıkmaz iki adım ötedeki denize koştum, elimi yüzümü bolca suyla yıkadım, yıkadım. Şu anda beni ancak deniz suyu avutabilirdi. Hepimizin derdine derman, birlikte yüzüp avunduğumuz denizin tuzlu suyu… Kısa bir süre sonra aramızdan ayrıldığının haberi geldi, İzmir’de işimdeydim. Cenazeye zar zor yetişebildim. Gördüğüm en muhteşem cenazeydi. Sanatçı arkadaşları İstanbul’dan akın akın gelmişlerdi , ama şu vefalı Urlalılar…. Onlar bambaşka hüzünlüydüler, artık öksüzdüler, “baba”larını kaybetmişlerdi. Biz onu sevdik ve gönül dolusu sevildik. Bir efsaneydi, efsaneydi seni sevmek… O güzel şarkılarınla beslenip büyümek.


Hakkında Deniz Şarman

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*