yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
21 Ağustos 2019 Çarşamba
SON HABERLER
Hukuk -Zeki KIVRAK-

Hukuk -Zeki KIVRAK-

Sayın Kılıçdaroğlu açıklamıştı: “Adalet Mülkün Temelidir” deyimindeki “Mülk” kavramı, devleti işaret eder.
Muhteşem Yüzyıl dizisinden ve Osmanlı Devleti için kullanılan “Mülk-ü Şahane, Mülk-ü Alî, Devlet-i Alî” kavramlarından etkilenmiş olmalı. Yorumu ciddi bir tartışma konusu.
Sümme haşa, Mülk Allah’ın. Hepimizin gideceği yer belli, yanımızda götürebileceklerimiz, sadece ve sadece sevenlerimizin hayır duaları, bu belli. Bunun tartışılacak hiçbir tarafı yok. Ancak modern hukuk ve insan yaşamı açısından mülk ve hukuk kavramını anlamak gerekiyor.
Çünkü eğitim sistemimizde sosyoloji ve felsefe konusunda ciddi bir açık var. Günümüzde, insan hak ve özgürlüklerinin temelini oluşturan “Fasl-ı Kebir (Magna Carta)” ya da “Sosyal Mukavele (Social Contract)” deyimlerini bilen ve hatta duyan insanlarımızın sayısı neredeyse sıfır.
Fasl-ı Kebir, 1215 yılında İngiltere’de derebeylerinin Kral’a karşı yayınladıkları bir belge. Bu belge ile Kralın bazı yetkilerinin kısıtlanması, ve bir hukuk sistemi oluşturulması hedefleniyordu. Adı Monarşi de olsa, Kralın fevri kararlar yerine bir hukuk sistemi çerçevesinde yönetim sergilemesi bu belge ile kayda alındı.
Bu belgenin en önemli maddesine göre, artık (özgür) hiç kimse, ülke kanunlarına uygun olarak yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden cezalandırılamayacaktı.
Magna Carta/Fasl-ı Kebir, sonraları pek çok ülkenin hukuk sisteminin temeli oldu. Avrupa özgürlük hareketleri bu belgeden hareketle yola çıktı. Amerikan Devletinin kurucuları, bu belgeden ilham alarak Bağımsızlık Bildirgesinde, temel insan haklarını üç madde ile özetledi: Yaşama, Özgürlük ve Mutlu Olma Hakları.
Mutlu olma hakkı, 1689 da John Locke tarafından Mülk Edinebilme hakkı olarak tanımlanmıştı. John Locke tarafından ortaya atılan bu tanım, aslında mahkemelerimizden aşina olduğumuz Adalet Mülkün Temelidir deyiminin kaynağıdır.
Sosyal mukavele ise, ilk olarak Eflatun tarafından ifade edilen, sonraki yıllarda pek çok değişik biçimde formüle edilen, (Thomas Hobbes -1588, John Locke-1689) son olarak ta Fransız Jean Jack Rousseau ile modern hukukun dayandırıldığı en temel hukuk kavramı.
En basit ifade ile insanın kendini yönetme yetkisini, bilerek ve isteyerek bir başka otoriteye devretme sözleşmesi. Yetkinin devredildiği otorite ise, bir kişi (monarşi), bir grup (aristokrasi) ya da kendi içinden seçtiği insanlar (demokrasi) olabilir. Yetkinin teslim edildiği otorite, temel insan hak ve özgürlüklerini gözetir, insan mutluluğu için çalışır.
Yetki devrinin bilerek ve isteyerek devredilmediği (yani gaspedildiği) durumlar ise, hukuk sisteminin tıkandığı, insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı rejimlerdir. Böyle durumlarda, monarşi tiran olur, aristokrasi oligarşiye dönüşür. Demokrasilerin hazin sonu ise anarşidir.
Bu kavramlar beşer yaşantısı ile yüz yıllar boyu evrim geçirmiş, zaman zaman da de sık sık geri dönüşlerle birbirlerine keskin geçişler yapmış, bir başka deyişle sistem bir türlü sağlıklı bir zemine oturtulamamıştır.
Hukuk ve hukuksuzluk sistemlerinin böylesine keskin dönüşlerle bir o yana bir bu yana savrulması insanlık tarihinde korkunç trajedilere yol açmıştır, büyük acılar halen de sürüp gitmektedir.
Günümüzde de sosyal mukavelenin kabul görmememesi, bunun sonucunda da hukukun oluşturulamaması nedeni ile insan hakları ihlalleri sürüp gitmekte. Hukukun en temel kuralı olan yaşama hakkı bütün insanlar için garanti edilememekte. Ne yazık ki, sosyal mukavelenin geçerli olmadığı, dolayısı ile ‘state of nature’ dediğimiz doğal kargaşa ortamı özellikle uluslar arası arenada sürüp gitmekte.
Bu nedenle Sayın Erdoğan’ın Birleşmiş Milletlere yönelttiği “işlevsiz” ya da “misyonunu yerine getiremiyor” eleştirileri ve “uluslarası alanda yeniden yapılanma” çağrıları son derece haklı temellere dayanıyor.
Bu noktada hukuk konusunda kafaları karıştıran bir ayrıntıyı vurgulamakta yarar var: “Güç, kudret”in hukuk sisteminin oturtulmasındaki önemi. İngiltere Kralı Magna Carta ‘yı, insanların kara kaşı kara gözü için, ya da insan hak ve hürriyetlerine gerçekten saygı duyduğu için kabullenmedi. Belge, zor kullanımı ile kendisine dayatıldı.
Bir başka deyişle güç-hukuk ilişlisi dikkatle gözetilmeli. Eğer güçlü iseniz hukuk kuralları oluşturulurken söz sahibi olursunuz. Güçlü değilseniz konulan kurallara uymakla yetinirsiniz. (Zor kullanımının “State of nature” dan farkını anlayamadığım için bu konu benim hep kafamı karıştırmıştır. Ama ne yazık ki durum bu.)
Peki, bu kadar malumatfüruş bir yazıyı neden yazdım? Öfkelerimizden, kırgınlıklarımızdan ve acılarımızdan başımızı kaldırıp iç ve dış politik gelişmelere daha sakin ve akılcı bakabilmemize biraz yardımcı olabilmek umudu ile.
Son AİHM tazminat kararını, Yüzyıllık yalnızlığımızı ve Ermeni Sorunumuzu, Kürt kardeşlerimizle yaratılmak istenen sorunlarımızı ve ülkemiz güçlendikçe ellerindeki gücü kaptırmak istemeyen dış güçlerin gittikçe artan saldırılarını bu çerçevede yeniden ve yeniden düşünmek gerekiyor.
Ne olursa olsun güçlü olmamız gerekiyor.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*