yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
21 Ağustos 2019 Çarşamba
SON HABERLER

Hişt hişt… desek gelirmisin? Deniz Barbaros Şarman

Hişt hişt… desek gelirmisin?

Diye sordu ve biz sorgusuz sualsiz severek koşarak gittik.. Hele ben defalarca.. Kim diye merak etmişsinizdir umarım .. Koskoca, anlı şanlı, adalı yazarımız Sait Faik Abasıyanık.. Burgazada’daki heykelinin altındaki bu cümleyle çağırıyor sevenlerini, okurlarını, insanlarını..image
Adaları oldum olası severim.. çocukken başladı bu sevgi , benimle beraber büyüdü, birikimli bir anlam kazandı., büyülü güzelliklerindenmi desem, benimde köklerimin başka bir adadan gelmesindenmi desem.. Tamam bunlar doğruda bir başka çok değerli neden daha var.. Büyük geniş gönüller , yok olmayacak nefesleriyle üfledikleri o güzel deyişleri işlemişler adaların dantel koylarına, tülden ağaçlarına.. Büyükada’da Reşat Nuri, Yahya Kemal Heybeliada’da Hüseyin Rahmi, Burgaz’da Sait Faik .. Ve daha niceleri, hepsi birbirinden değerli., Çocukluğumda ve kızımın eğitimi sırasında bir süre adalarda yaşadığım için bu gönül dostlarımın evlerini, yaşadıkları sevdikleri mekanları iyi bilirim ve sık sık ziyaret ederek tarifsiz bir gönül huzuruna kavuşurum., oralararda bulunmak, civarlarında dolaşıp oturmak sanki bana onların yaşadıklarını yaşatır, duyumsatır.. Ne mutlu bir yaşanmışlıktır bu.. Tarifsiz..

Devam ettiğim Aydın Şimşek atölyesindeki “Dersimizin” konusu olduğundan önce Sait Faik’den başlayalım istedim..

Hişt hişt… desek gelirmisin? Derde gitmezmiyim hiç.. Ada sularında fısıltılarını hep duyduğum, dinlediğim canım Sait Faiğim.. Adayı, adaları böyle güzel sahici anlatarak defalarca yaşattığın içinmi seviyorum seni, yoksa hislerime böyle gerçekçi tercüman olduğundanmı? Seninle adayı gezinmek, Burgaz’ın ıssız yollarından süzülerek Kalpazana gitmek, arka sahilden Kınalı’yı seyretmek bu yerlerin güzelliklerine farklı anlamlar katıyor..

Çağırdı ve biz çok sevgili Edebiyat uzmanı, yazar dostu, yazan severi Hülya Soyşekerci ve onun gibi edebiyat sever yazar çizer dostlarıyla heyecan içinde yollara koyulduk.. Adalı diğer büyük geniş gönüllerden bazılarını ve Sait babayı bir bir dolaşıp onlarla birlikte genişleyerek bir biçimde tekrar var olduk..

Bu arada Sait babayı ziyaret ederken başımıza gelen yaşanmış gerçek ilginç bir hikaye anlatacağım sizlere..
3. Durağımızdı Burgazada ve Sait Faik. Malum önce en uzaktaki dünyalar güzeli büyükada ve orda yaşamış olanlar, sonra Heybeliada gelir dönüş yolunda ve nihayet Burgazada.. Özlemle indik vapurdan.. İskelenin biraz ilerisinde hemen tüm samimiyeti ve sıcaklığıyla karşıladı bizi.. Güzelliğini yansıtan heykeli ve başlığımızı kapsayan cümlesiyle :
” Hişt hişt… desek gelirmisin?.. ” Geldik işte Sait baba” dedik.. O hikayelerindeki gibi canlı konuşan gözleriyle ” hoşgeldiniz” dedi, gülüştük konuştuk, dertleştik..
“Geldinizde biraz erken geldiniz, benim binanın tadilatı bitmedi, şöyle oturun denize karşıda biraz dinlenin, fayton bekleyin, kapıdan bir bakar önündeki Bank’larda oturup bir hikayemi dillendirirsiniz artık dedi konuşan gözleriyle..
Hangi hikayeni okuyalım Sait baba deyincede ” Son kuşlar”ı okuyun, gününüzde ki çevre katliamına bir gönderme olur dilerim, hem bir sürpriz bekliyor hikaye nin ardından sizi diye fısıldadı onu duymak isteyen kulaklarımıza.. Çok meraklanmıştık doğrusu..
Bank’lara oturmak üzere kıpırdanırken, bir fısıltı daha;
” Adaların bankları bir gariptir,, garip şairler yazarlar gibi.., her birinin arkasına dikkat edin sevdiklerinizi bulacaksınız, siz edebiyat severlerin dostları var oralarda, kimi Orhan Veli yi okur size kimi Bedri Rahmi’yi,, resimlerinde var deyişlerinin yanında ha, kimi Yahya Kemal oluverir, kimi Nazım, Fazıl Hüsnü.. Aradıklarınızın sevdiklerinizin çoğunu bulursunuz ada banklarının sırtlarında, tıpkı onca yılın yükünü bir tüy hafifliğinde taşıyan sırtlarımız gibidir ada banklarının sırtları, duygu dolu yaşanmışlık dolu”..
Çok hoşlanmıştık bu bank sırtlarından, beyitçi gibi bir şeydi bunlar;) o bank senin bahtına bu bank benim bahtıma diye diye ada ön sahilinin sonunu bulacaktık nerdeyse.. Bu arada fayton sıramız gelmiş haber verdiler, haydi deh deh güzel atlar doğru Sait Baba nın evine.. aslında yürünülebilir mesafe ama bir ada fayton keyfi yapalım dedik., malum çamlı ıssız yollardan faytonla geçmenin tadı bir başka gerçekten.. image
Ada evlerini özenle yontulmuş zarif dantel işçilikleriyle insanın ruhunu titreten bilboarda benzetmişimdir oldum olası.. İşte bu biblolardan biridir Sait babanın evi.. Geçmişte adalarda yaşarken sık sık ziyaret ettiğim, bana çok şey anlatan bir beyaz biblo..
Buralarda göçünden bir süre sonra müze haline dönüşen, bana hep sıcacık gelen bu anlamlı ev, bizim ziyaretimiz sırasında ziyaretçilere tamirat dolayısıyla kapalıydı. Olsun., bahçesinden içeri baktık, onu balkonundan bize seslenir farzettik, malum biz edebiyatla ilgilenenlerin hayal dünyası geniştir. image
Eve doya doya bakarken içindeki daha önce gördüğüm ona ait eşyaları, kitaplarını, denize bakan yazı masasını anlatmaya çalıştım arkadaşlarıma.. Sonrada evin önündeki parka yerleştik ve sevgili Hülya başladı o nefis hikayeyi okumaya.. Yaşadığımız o ilginç olayın anlam kazanması için size bu hikayeyi aynen aktarmam doğru olur.Aynı zamanda Doğayı düşüncesizce harcayanlarada bir gönderme olur düşüncesiyle..image

Son Kuşlar -Sait Faik Abasıyanık-

Kış, Ada’nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dıramudana, gündoğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pılısını pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu Ada’da seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. –Övünmek için değil-

Herkesin yeni başlayacak olan altı-yedi aylık soğuk hayata kendini şimdiden alıştırmak ve hazırlamak için bir şeyler yapmaya çalıştığı öyle günlerde ben, tembelliğim, hep kaçanı kovalama huyumla yazın, o güzel göçmenin peşine düşmüşümdür. Nerede yakalarsam orada kucaklarım onu. Kimi bir çamın gölgesinde durgun ve güneşsizdir. Kimi bir çalılığın kenarındaki çimenlikte bütün eski ihtişamıyla daha yeni başlamıştır.

Yazın daha parça parça, lime lime, bohça bohça eşyalarıyla gitmek için fazla telaş etmediği Ada’nın bu yakasında, hiçbir ev yoktur. Yalnız bir tek kır kahvesi vardır.
Kahvecinin kendisi sevimsiz bir adamdır. Kahveciden çok, ters bir devlet memuru hüviyeti taşır. Hastalıklı olmasa, doktorlar fazla yorulmamasını salık vermemiş olsalar, dünyada kahveci olmazdı. Tersine, ben ömrümce iyi bir kahve bulamadığım için, kahveci olmamışımdır. Bir kır kahvesi, bir köyün kahvesinin üç-beş gediklisi… bundan güzel bir ömür mü olur, elli-altmış senelik yaşam, bundan güzel .

Kahvecinin kendisi sevimsiz bir adamdır. Kahveciden çok, ters bir devlet memuru hüviyeti taşır. Hastalıklı olmasa, doktorlar fazla yorulmamasını salık vermemiş olsalar, dünyada kahveci olmazdı. Tersine, ben ömrümce iyi bir kahve bulamadığım için, kahveci olmamışımdır. Bir kır kahvesi, bir köyün kahvesinin üç-beş gediklisi… bundan güzel bir ömür mü olur, elli-altmış senelik yaşam, bundan güzel .

Bir küçük koyun hemen beş-on metre yukarısında, bir apartman terası kadar ufak bu kır kahvesinin tahta masaları üstünde, hâlâ karıncalar gezer. Hâlâ sinekler kahve fincanının etrafına konarlar. Bütün sesler kesilmiştir. Kimi gökyüzünden bir uçak homurtusu gelir. İçindeki, şimdi Yeşilköy’e inecek yolcuları düşündüğüm, yalnız bu yazıyı yazarken oldu. Ondan evvel de uçaklar geçmişti. Ama, hiç içindeki Yeşilköy’e neredeyse ineceklerini, daha şu iki satırın sonunda inmiş bile olduklarını düşünmemiştim.

Ağaçtan ağaca serilmiş beyaz çamaşırlar bu kadar durgun, güneşsiz, ıslak bir şekilde ılık havada hiç kurumayacaklar. Bu kedi, tahta masanın üstüne çıkmış, köpeğime durmadan homurdanacak mı? Sandalyenin üstündeki vişneçürüğü rengindeki delik çoraplar… Asmanın yaprakları daha yemyeşil. Bizim bahçedeki kurudu bile.

Devam edecek..

Hakkında Editör

Bir yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*