yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER

Himalayalar’ın Gölgesinde: Nepal’den… Zeki KIVRAK

20150627_072516

Yüce rabbim dünya gözüyle, mermerden değil, etten kemikten, kanlı canlı bir tanrıça görebilmeyi de nasip eylemiş.

Mihmandar önce salladı, “Saat dörtten önce çıkmazmış!”.

“Olsun, beklerim!” Sen şimdi tüm hayatın boyunca aklında kur, rüyasını gör, 5000 kilometre yol tep, sonra da nazlı hanımefendiyi göremeden kös kös geri dön. Tabi ki olmaz, değil yarım saat yarım gün beklemezsem namerdim.

Yüzlerce yılın yorgunluğunu 25 Nisan depremi kötü yakalamış. Sarsıntı sonrası meydandaki ahşap oymalı tapınaklar külliyesini oluşturan tarihi yapıların çoğu, değneğe mahkum olmuş kötürümler gibi, payandalarla ayakta zorlukla durabiliyorlar artık. Binaların çoğu boşaltılmış ve içindeki müzelerle birlikte kapatılmış.

Külliyenin tam ortasına oturtulmuş, sanki sırf “Hey bakın! Ben ahşap değil, betonarmeyim.” diye bas bas kendini gösterebilmesi için beyaza boyanmış ingiliz zevksizlik abidesi, sömürge dönemi kumandan mansiyonunu değnekler de kurtaramamış, binanın sağ kanadı çökmüş.

İşte bu çöküntünün tam karşısındaki iki katlı tahta oymalarla süslenmiş tapınağın loş avlusunda mihmandarımla dimdik, inatla bekledik, muradımıza erdik. Saat tam dörtte ikinci kattaki küçük karanlık pencereden sanki bir nur doğdu. Rengarenk elbiseler içerisindeki tanrıça, sağ profilden şuh eda ile aşağıdaki kalabalığa, yani mihmandarımla bana, tepeden şöyle bir bakış attı. Öylesine bir nazardı ki bu, kendimi bir an birazcık küçük ve küçültülmüş hissettim. Sağıma soluma baktım, başka kimse olmadığını görünce mihmandarımın itirazlı bakışlarına rağmen, iki elimi de yolcu uğurlar gibi sallayıp “hello!” diye bağırdım. Aslında iki elimin avuçlarını çenemin altında birleştirip dua etmem gerekiyormuş.

Arınmışlığın sembolü olan biricik değerli tanrıça Kumari, henüz ergenliğe erişmemiş kız çocukları arasından seçiliyor. Mükemmel ilahi kadında olması gereken otuziki özelliği taşıması gerektiği için bulması zor olmalı ki, bulunca cennete girmişçesine bayram ediyorlar. Nasıl sevinmesinler. Öyle kadını ben bulsam kırk gün kırk gece düğün yaparım. Uzun narin parmakları, dümdüz etten dolgun bedeni, berrak parlak gözleri, “en kalite ineğinki” kadar delici kirpikleri, saf kırmızı dudakları, ince yumuşak dili, güzel siyah saçları, lotus şekilde göbeği, kaplumbağa sırtına benzer göbekaltı (tövbe tövbe, burada dursam iyi olacak, yoksa adamın aklına bektaşimizin bu sıcak mübarek günlerde soğuk şarabı götüren papaza attığı laf geliyor “dinlerinin kıymetini bilsinler!”) ve dahi dikkatinizi çekerim otuziki değil tam kırk adet inci gibi dişleri olan bir ilaheden söz ediyoruz. Hadi dişleri sonra çıkar diyelim de, burada saymaya utandığım diğer kadınsal özellikleri, henüz ergenliğe ulaşmamış bir kız çocuğunda nasıl bulabildiklerini anlamadım doğrusu.

Kendim bulamadım ama inanırım, böyle bir kadın bu yeryüzü cennetinde var olmalı. Çünkü Allah mutlaka yaratmıştır. Geçen de söylemiştim ya, tekrarlıyorum. Nepal’de, kul yapısı olan herşey alabildiğine çirkin, Yüce Yaradan’ın yarattıkları ise gözalabildiğine güzel, inanılmaz muhteşem.

Kathmandu’dan kamyondan bozma hint malı Tata marka otobüse bindim. Yolun kötü olduğunu duymuştum da böylesini ancak yüz yüze gelince anlayabiliyor insan. Eski Demre yolunu hatırlayanlar bilir. Arka tekerlerden birisi uçurumda havada giderdiniz, döne kıvrıla. Karşıdan bir araç gelince, iki araç ta durur, dağ tarafındaki iyice yanaşır, uçurum kenarındaki dikkatlice geçerdi. İşte öylesine bir yol.

Hoplaya zıplaya tam 200 kilometre. Nehir boyunca, çoğu zaman dik yamaçların tepesinde yemyeşil bir vadiden akan daracık yoldan yedi saat sonra ancak varabiliyoruz Pokhara namlı bir başka cennete. Kademeli pirinç tarlaları, meyvesi üzerinde mango, muz ağaçları ve dağı taşı sarmış rengarenk mine çiçekleri. Tek tük maymun, bolca tavuk ile başıboş kutsal inekler. Manzara doyulmaz güzel ancak bir hayli kalp çarpıntısı yapıyor, uçurumlardan olsa gerek. Halbuki ben o kadar da kolay tırsmam ama bu Kathmandu yolları başka bir şey.

Pokhara’ya yaklaşınca inanılmaz bir şey oluyor. Yol boyu yağmurlu, gri gökyüzü hafiften açılıyor. Ufuktaki bulutların üzerinde belli belirsiz mavilikler oluşuyor. Bulutların tepelerine biraz daha dikkatli bakınca “Aman Allahım!” demekten kendinizi alamıyorsunuz, inanılmaz görkemi, hiç erimeyen buzulları ile Himalayalar, Annapurna tepeleri…

Turist sezonu değilmiş. Kesintisiz döktüren muson yağmurları nedeni ile ancak şanslı iseniz doyumsuz manzarayı görebiliyorsunuz. Sabahın köründe götürdükleri Sarangkot tepesi de işe yaramadı, sis açmadı. Sadece bir aralık, güneşin doğuşu esnasında 30 saniyeliğine dağların eteklerini görebildim. Bir gün önce hafızama kaydettiğim tepe manzarası ile birleştirerek bütününü tahayyül edebildim. Bir de ertesi gün yine sabahın dört buçuğunda bir dakikalığına açılıveren tam siluet, hala hayalimde.

Yeşilin tonlarına bu sefer Feva gölünün tonları da ekleniyor. Buzulların suları ile beslenen dingin göle bakan, yemyeşil yamaçların tepesindeki beyaz barış pagodasının kubbesinin altında meditasyona yatan batılı Budistlerin “OM” ları yankılanıyor.

Ertesi gün yine yemyeşil vadilerin tepelerinden beş saate yaklaşan bir otobüs yolculuğu ile yağmur ormanlarında, fillerin, Rhinosaurus’ların (yani gergedan), timsahların, geyiklerin ve tavus kuşlarının kaynaştığı bir başka yeryüzü cennetine ulaşıyorsunuz.

Rabbimin sevgili kuluna bu kez hediyesi, fil sırtında safari. Dağ bayır, ova nehir demeden, filin sırtından inmeden birkaç saat yağmur ormanlarında dolaşınca envai çeşit hayvanatı görmeniz mümkün. Vahşi hayvancıklar filleri kendilerinin, safaricileri de filin bir parçası, varsaydıklarından iyice yaklaşmaya izin veriyorlar. Halbuki sabah ki yürüme seansında rüzgarda kokuyu alınca anında toz oluyorlardı.

Filin bir başka avantajı anfibi türü araç olması. Karada olduğu kadar boyunca suda ya da bataklıkta yol alabiliyor, engel tanımıyor.

Nepal’in güzellikleri anlat anlat bitmiyor, anlatmakla anlaşılmıyor, görmek gerek. Deprem turistlerin gözünü korkutmuş. Halbuki deprem yaralarının sarılabilmesi açısından en çok ta şu anda turiste ihtiyaçları var. Ve ister inanın ister inanmayın, ani bir kararla kafa dinlemeye karar verince sırf bunu düşünerek, o insancıklara katkım olsun amacı ile, Kathmandu’yu seçmiştim. Çok ta iyi olmuş.

Haberiniz olsun, turist bekliyorlar.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*