ALTIN 460,48
DOLAR 7,3631
EURO 8,7169
BIST 1.084
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 30 °C
Az Bulutlu

Herkesin bir yolu vardır

17.02.2014
1.469
A+
A-

Herkesin bir yolu vardır

Bir süredir belli meşguliyetlerimden yazamadım. Şimdi yine bir şeyleri paylaşmak için uygun bir zaman. Bu günler içinde hem kendi yaşantımda hızlı günlerim ,hem dostlarla keyif alarak paylaştıklarım ve en son da da amerika dan birkaç günlüğüne de olsa ,babası ile ziyaret e gelen 4 yaşındaki sevgili ADA kısa sürelik beraberliğimizde sözleri ile, davranışları ile herkesi neşelere boğdu. Tek zorluk Adanın İngilizcesinin bebek düzeyde olması ve Türkçe özellikle konuşulduğunda da o da İngilizce muziplik yapıp yanıtlıyor idi.
Ayrıca bu yazmadığım süreç de, yeni tanıştığım bir kitap yazarı dost ile yaptığım sohbetlerde, bilhassa Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hakkında kolay kolay herkesin bilemeyeceği bazı belgesel dökümanları da anlayabilmek şansına sahip oldum. Mesela Atanın o meşhur imzasının gerçek aslının sadece günümüzde 1 adet olup, onunda kitap yazarı dost da kasa içinde saklandığını bilmek bile çok hoşuma gitti doğrusu.
Tabii Atanın son yaverinin sesinden Atanın yine son yıllarına ait yaşanılmış hatıraların aktarılması ki, bu ses bandının kopyası da şu anda devlet arşivinde olup, bant kaydı yine bu yazar dost tarafından devlet e hediye edilmesi de , beni ziyadesi ile , band bilgileri nedeni ile mutlu etti. Zira bunlar herkesin kolay kolay değil, cidden pek şahit olamayacağı çok çok özel durumlar oldu. Bu bakımdan da ayrıcalıklı şahit olduklarım için de şükrettim bol bol. Atam için son yaverinin konuşmalarından aldığım onca bilgi notları da oldu. Gün olurda paylaşacağım insanlar da elbet olacaktır.
Bu da benim yolumdaki değerlerin en yenileri, hatta en kıymetlileri oldu. Yazdığım gibi….Herkesin bir yolu vardır, hayat hedefine ulaşmak için. Şükür, durağanlık ya da atalet ile asla yapay hedeflerinde peşinde koşmadım. Umarım bundan böylede koşmam.Biliyoruz artık, yaşadığımız dünyadaki toplumlar, yeni dünya toplumları meydana getirebilmenin sıkıntıları içindedirler. Burada zorluk asıl şu : yeni dünya yaratılması esnasında isteseler de, istemeseler de tüm toplumların eski dünya bilgilerine muhtaç oldukları gerçeğidir. Yani eski ile yeni arasındaki uyumda kritik denge, toplumsal yapılardaki esneklik ile doğru orantılıdır.
Dikkat edin, her yerde bir açık oturum, bir toplumsal eylem, bir uzlaşmak yerine huzursuzluk içinde uzlaşmamak var. Buna bilimde de yozlaşmak denilmek de…Sanırsınız ki ,bu durum bir zemberek in boşalması gibi olmuş….bu durumun yeniden kurulması için ise, toplumsal duyuların kontrol altına alınması gerek. Tabii, bu benim fikrim. Daha açıkçası, duyular kontrol edildiğinde, bu zemberek boşalması kesinlikle engellenir, esneklik de artı olarak bir yol alır. Bu türlüde toplumda sertlik, sabitleşme, yerini huzura ve de doğal olmaya bırakır. Dolayısıyla da bizlerde kendimizi bir tür koruma altına almış oluruz. Aslında içindeki yaşamda, itiraf edelim ki, eğer yeryüzünde toplumda bir tutsaklığımız bahis konusu ise, bunun tek sebebi, tutkularımızdır.
Eşyanın gelip geçici olduğu düşünmeden ,ona tutsak oluyoruz. Aman bir arabam olsun, aman bir evim olsun, aman bir yazlığım olsun, aman bir bankada öyle birikmiş param olsun… Markalı gözlüğüm olsun, markalı elbisem olsun, bilinen yerlerde yemek yiyişlerim olsun…Olsun da olsun…Yani anlaşıldığı gibi, bir tutkudan bir diğerine uçmaktayız…Dal dan dal a konan kuş misali…Zira bu tutkuların köküne inemiyoruz….Öyle olunca da bir tür isteklerimiz ile bağlandığımız bu nesneler , bizi köleleri haline çeviriyorlar. Oysa yaşamda gerçek tutkular bunalar değil elbet. Etraf da bizler için hayatımızı nasıl geçirmemiz gerek diye sorsak, binlerce fikir veren olur… . Sağlıktan, bilimden, iş hayatından, ahlaktan, yasalardan, tercihlerden çok bilenler saatlerce anlatırlar..
Özet ,tutku ile bağlı olduklarımız bizim maddeye olan tutsaklığımızı arttırır. Bu da akla nasıl özgür insan olacağız sorusunu getirmek de. Duyguları, istekleri kontrol etmeden asla özgürlük yok zaten. Hem bizleri perdeleyen , yine bize ait değişken duygular değilmidir ?….Olaylara ve eşyalara ne tür gözlükle bakarsanız, ancak o gözlüğün vasıflarındakiler göreceksiniz. Düşünseneze , sinemada bir filim seyreden kişi, tüm sübjektif duyguları ile seyrettiği için filmdeki her sahneyi kendi içinde tabiri ile,, kendisini kaptırarak seyreder. Bizler henüz üniversite ilk yıllarında bile şunu öğrenmiş idik, o kuşak olarak..
İNSAN VARLIĞININ BAŞARABİLECEĞİ EN ÖNEMLİ ŞEY , KENDİ HAREKETLERİNİN HAKİMİYETİDİR.
Evet, 68 tüm var olduğu mücadelesinde bu öz düsturu taşımıştır. Yaşadığımız yaşamda, şahit olabileceğimiz, bir e bir de yaşayabileceğimiz bir takım kesin olaylar vardır. Bu olaylar muhakkak yaşanacak ise, gereksiz yere de itiraz etmeden kabullenerek yaşanılması lazımdır. Ancak bu kabulden sonra hayatın anlamını ve sonrasını da rahatça düşünebilmek mümkün olur. Şöyle bir üşenmeden etrafımız bakalım….Ülkemiz , insani ve duygusal tesirlerin yarattığı tahribatlardan dolayı son derece sallantıda bulunmaktadır. Genelde her birimiz, peşin hükümlerin ağırlıkları altında, daima bir direnç içerisindeyiz. Oysa gelişim dışı zararlı direnç göstermek, bünyenin tahribatını derinleştirmekten başka da hiç. bir şey be yaramıyor. Kısaca aklım almıyor doğrusu: nasıl bu denli kendimizi zararların içine atabiliyoruz. Fikir cahilliğimiz ile yaşam cahilliğimiz el ele vermiş tur atıp duruyorlar. Oysa zamanımız olayların birlikte ve ULUS olarak tek vücutta göğüslenmesi zamanıdır. Toplum olarak da, geçmişi ardımızda bırakarak bu gün yaşadığımız bilimci içerisinde birbirimize tahammül etme ve daha çok yakın olmak durumundayız.
Buna isterseniz ARTIK UYANMAK ZORUNDAYIZ da diyebiliriz . Kendimizin ne olduğumuzu anlayıp hatırlamamız gerekmektedir. Bu devre bilhassa içerdiği sosyal işlem ve tercihler anlamında da doğru bilgiler ışığında olunması gereken bir dönemdir. Unutmayalım….MUCİZE istiyor isek,, bilelim ki MUZİCE BİLGİNİN ve SEVGİNİN TA KENDİSİDİR. Herkesin bir yolu var olduğu gibi, TÜRK ULUSUNUNDA bir yolu vardır. O yolda sadece ATATÜRK DEVRİMLERİNİN YOLUDUR. Kuşkusuz ATATÜRK ve Devrimleri asla hiç bir siyasi kurumun tekelinde değildir, olamaz da.
Atatürk devrimlerinin tek sahibi yüce TÜRK ULUSUDUR…..TÜRK olarak 21 yüzyıldaki sorumluluğumuz o kadar çok ki…..Ne açlık, ne nüfus planlaması, ne o sık sık bahis olunan düzmece proje masalları, ne seçim dönemleri , ne masa işgalleri, ne kutulardan çıkabilecek paralar, ne boş vaadler, ne kara iftiralar, ne o demode olmuş yalanlar , ne de bir yerlere başkan ya da vek-il olunduğunda elde edilecek olan kara çıkarlar değil….SORUMLULUĞUMUZ doğru kişiler ile, doğru hedeflere, bilginini ve insanlığın olgunluğu içerisinde yürüyebilmemizdir. Artık yapılacak olanların yapılması gereklidir. Çünkü yaşam olayların biz insanlar yaratırız .Duvarları yıkıp, hayat köprüleri yapmak üzere el ele verelim…….İzmir den esenlikler diliyorum…SAYGILARLA…O R B A Y ….

Reklam
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.