yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
9 Nisan 2020 Perşembe
SON HABERLER
HADİ GÜZELİM, DOĞUR KENDİNİ

HADİ GÜZELİM, DOĞUR KENDİNİ

“Bir kadın, bir çocuktan önce kendini doğurmalı.” yazıyordu elimdeki fotoğrafın arkasında. Siyah beyaz fotoğrafta, Suat Amca’nın rahmetli eşi Bahar Teyze ve kucağında yeni doğmuş kızları gülümsüyordu. Ayva kabuğuyla birlikte demlediği ıhlamurları mutfaktan hafif adımlarla getiren Suat Amca’ya, bu notu kimin yazdığını sordum. Gözlerine bir bulut oturur gibi oldu Suat Amca’nın, “Ah Bahar’ım” dedi, “Öyle derin bir kadındı ki. Ruhu şad olsun. ”

Suat Amca ile sekiz ay evvel, bir cumartesi günü halk pazarında tanıştık. Yeni taşındığım şehre alışmaya, içimdeki sancılara çare bulmaya çalıştığım vakitlerdi. Kendimi bildim bileli çok severim pazarları. Rengarenk sebzeler, mis kokulu meyveler, balıkçı tezgahlarının ışıltısı ve lastik çizmeli satıcılarının coşkusu, peynir tezgahlarının ardından bıçağın ucunda uzatılan peynirlerin tadı, yalnızlığıma bir parmak bal yedirir gibi hep tazeler beni. Yine bol güneşli bir cumartesi sabahında erkenden pazara attım kendimi. Sebze-meyvelerin daha diri, pazarcıların daha neşeli ve etrafın daha az kalabalık olduğu saatlerde gitmeyi severim. Önümde yürüyen bir amcanın sendelemesiyle dikkatim tezgaha beşi bir yerde gibi dizilmiş, sapsarı yerli muzlardan kayıverdi. Düşmesin diye önüne atılmamla, uzun boyu, beyaz gür saçları, biçimli yüz hatları ve yuvarlak gözlükleriyle oldukça karizmatik duran amcanın kendini toparlaması bir oldu. “İyi misin amcacım?” diye sordum, “Sağ olasın evladım, sanki şu çay bahçesinde biraz soluklansam iyi olacak. Yardımcı olur musun gitmeme?” diye karşılık verdi. Az ilerideki çay bahçesinde soluklanırken de yalnız bırakmadım onu. “Rahmetli eşimi hatırladım evladım, çiçekçinin önünden geçerken. İtalyan fesleğenlerini çok severdi. Alınca çocuk gibi sevinişi geldi aklıma. İri yapraklarıyla neler yapacağını sayardı pazardan eve gidene kadar, bülbül gibi konuşur da konuşurdu. Güldürür, keyfime keyif katardı. Alışamadım işte gidişine. Hala her hatıranın kapısı, iğne deliği kadar aralansa sarsılıyorum.” dedi. İşte böylelikle tanışmış olduk Suat Amca ile. Arada ziyaret ediyorum onu, dinliyorum. Ona yoldaşlık ediyorum onun deyişiyle. “Sen hiç bahsetmiyorsun kendinden, niye geldin buralarda?” diye soruyor, ısrar ediyor da niyeyse ben anlatmıyorum. Anlatamıyorum. Herkesin kendi yangınını püskürtüp, kimseyi dinlemediği dünyada, ben zor olanı seçiyorum. Hem anlatsam ne faydası var. Benim yangınım, bu ülkede çok kişinin içinde harlanmış. Varsın alevlerimi ağzımdan saçmayayım. Hem görüp su dökmeye niyetlenenlerin, elinde çağlayan nehirler olmalı ki bu ateşi söndürebilsinler. Çok zor.

“Bahar Teyze ne demek istemiş bu notunda Suat Amca?” dedim, ıhlamurumdan büyükçe bir yudum aldıktan sonra. Ayvanın mayhoşluğu, ıhlamurun kokusu ruhumda gezindi de mutlu oldum gibi oldu bir an. “Ah Ulaş’çığım, öyle çok şey söylemiş ki Bahar Teyzen. Ne demiş, bir kadın, bir çocuktan önce kendini doğurmalı. İnsan dünyaya gelirken doğar. Üzerine korunsun diye anasının ördüğü kapsülden çıkmak için çabalar. Kimisi kapsülü kendisi aralar, çıkar gelir. Kimisinin kapsülünü ise bir başkası keser, içeriden çıkarılıp alınır. Kapsülün içinden çıkamayanlar ya zayıf kaldığından çoktan ölmüştür ya da ne kadar mücadeleci olsa da dışarıdaki insanlar tarafından doğmasın diye öldürülmüştür. Bu anlattığım, bir ananın yeni bir insanı doğurmasıdır. Bahar Teyze’nin yazdığı notun tohumu, işte tam burada atılır. Doğan çocuğun kız ya da erkek olmasıyla insanın kaç defa doğması gerektiği arasında müthiş bir bağlantı vardır, hele ki bizim toplumumuzda. Bir kız çocuğu ana rahmindeki bu ilk kapsülünden çıktığında, aldığı her nefesin üzerine bazen belli, bezen belirsiz bir zar örülür. İlk zarları ana-babası örer, bazen bilerek bazense bilmeyerek. Kimisini teyzesi, kimisini amcası, kimisini ninesi-dedesi, kimisini komşusu, kimisini yoldan geçen bir yaşıtı, kimisini bir öğretmen, kimisini bir yazar, kimisini bir çizer, kimisini bir gazeteci, kimisini bir oyuncu, kimisini bir haber spikeri, kimisini bir yönetici, kimisini bir şirket sahibi, kimisini bir bakan, kimisini bir dünya lideri örer. Kimi zar gücün merkezinde, kimi zar alabildiğine zayıflığın ve eksikliklerin gölgesinde örülür. Günlerin, gecelerin, haftaların, ayların ve yılların sonunda yepyeni bir kapsülün içinde sıkışmış bir ruhun, zihnin, kalbin ve bedenin toplamıdır artık kadın. Bu kapsülden çıkmadan, kendini doğurmadan ne amacını bulması, ne de mutlu olması mümkündür. Bir kadın, kendini doğurmadan bir çocuk doğurursa, çocuk da kadını çevreleyen kapsülün içine doğar. Her içine doğulan kapsül, yaşanamamış, öylece geçilip gidilen bir ömre işarettir. Bir çocuğun, baştan yaralı doğmasına ve her yeni mücadelesinde yaralarının kat çıkmasına işarettir. İşte bu yüzden bir kadın, bir çocuktan önce kendini doğurmalıdır Ulaş’çığım. Diyeceksin ki, erkeklere örülmüş zarlar yok mudur? Vardır. Her insanın bütünlüğünü sıkıştıran zarlar vardır. Ancak kadınların mücadelesiyle, erkeklerin mücadelesini bizim toplumumuzda bir tutamazsın. Kadınlar mücadelelerinin sonunda ya yaşarlar ya da öldürülürler. Bu ölüm kimi zaman gerçek bir ölümdür, nefessiz ve ruhsuz kalmış bir beden. Kimi zamansa bir bütünün günden güne soluşudur, nefesli ama ruhsuz bir beden. ”

Utanmasam ağlayacaktım, yangınıma büyük bir yel değdirdi cümleleriyle Suat Amca. Geceler boyunca bunları konuştukları, belki de bahsettiği kapsüllerden birlikte çıktıkları geçti aklımdan. Neredeyse her fotoğrafında, o kocaman gözlerinin içi gülen Bahar Teyze’nin, kendini doğuran bir kadın olduğu belliydi. Bir keresinde Suat Amca anlatmıştı, “Ah çocuğum, sen Bahar’ımı sahnede

izleyecektin. Her sahneye çıkışında insanlar ışığından büyülenir de yutkunamazlardı bile. İlk namesiyle alkışlar kopardı. Kolay mı bizim devrimizde sanatçı olabilmek. Ailesinden neler gördü, neler çekti. Hiç pes etmedi, hiç pes etmedik. Hep sevgi dolu, hep neşeli, hep üretkendi.”

Ihlamurdan son büyük yudumumu aldım ve müsaade istedim. “Ne güzel konuşuyorduk evladım, ne bu acelen?” dedi Suat Amca. Diyemedim ki, biraz daha kalsam ağlayacağım, gözyaşlarımla salonunu su basacak. Diyemedim ki, hep sorduğun yangınıma yel değdirdin de kontrol altına alamıyorum. Diyemedim ki, anlattıkların buralara kaçıp gelmemin sebebidir. Diyemedim ve hep yaptığımı yapıp yine sustum.

Suat Amca’nın evinden çıktıktan sonra kendimi sahile attım. Sanki denize bakınca bir serinlik akacaktı içime. Yüreğime dokuz ay dokuz gün önce saplanan bıçağın acısına değsin istiyordum deniz, boyasın mavinin tonlarına. Yangın oradan çıkmıştı çünkü, oraya düşmüştü ilk alev. Ruhumun közü kalmıştı da, uçup gitmesin diye kavanoza koymuşlardı. Kavanozumu aldım da yollara düştüm. Geldim, bilmediğim bir şehrin, bilmediğim sokaklarına dağıttım küllerimi. Soğusun da yeniden toparlanayım istedim. O gün, kız kardeşimle birlikte ben de öldüm sanki. Tam dokuz ay dokuz gün önce. Sokaktan geçen bir ruhu bozuk, istemiş ki kız kardeşim gencecik bedenini teslim etsin bir çırpıda. İstemiş ki ruhuna bir siyah boya sürülsün, gülüşünün çiçekleri solsun. Zorlamış, ittirmiş, vurmuş, üzerini çiğnemiş. Yetmemiş yüreğine bir bıçak saplamış. Bıçağın soğuğundan, tüm hücreleri buz kesmiş kardeşimin. Ruhu titremiş, gönlü kurumuş.

Ah yüreği bir zalim tarafından parçalananım, duyuyor musun beni?

Zarlar örülmüş müydü 23 yıl boyunca her bir nefesine?

Bir kapsülün içinde gibi miydi yaşamın? Hiç benim payım oldu mu?

Son nefesini vermeden hemen önce neler düşündün?

Neler düşlerdin? Neler isterdin?

Odacıklarına büyük bir aşktan önce keskin bir bıçağın girdiği yüreğin nelere titrerdi?

Seni duymadığım, seni görmediğim, seninle paylaşmadığım, sana kardeşlik yapmadığım her anın acısıyla kavruluyorum. Asla doğuramayacağın çocuklarının dayısı sesleniyor, duyuyor musun?

Yarın gidişinin üzerinden dokuz ay on gün geçmiş olacak. “Bir kadın, bir çocuktan önce kendini doğurmalı.” demiş Bahar Teyze. Hadi güzelim, doğur kendini. Doğur da yeniden gel dünyaya.

İnsanların yıllarca ruhuna ördüğü zarlara, bir ruhu bozuğun yüreğine sapladığı bıçağa inat, doğur kendini. Tüm yarım kalmışlıklara isyanım var, gidişine, gönderilişine isyanım var.

Hadi güzelim, doğur kendini. Sana kimselerin kapsül biçmesine izin vermeyeceğim.

Abin.

Duygu Yılmaz Hancılar

Hakkında Duygu Yılmaz Hancılar

Öğrenme İştahı Kabarık ve Meraklı Biri, İnsan Kaynakları ve Organizasyonel Gelişim Lideri, İzmir Kahkaha Kulübü Kurucusu, Kıvırcık Gurme Blog Yazarı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Değerli Okuyucularımız,

Bizden haber almak isterseniz lütfen e postanızı paylaşın.

You have successfully subscribed to the newsletter

Kaydınız oluşturulurken bir hata gerçekleşti. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Yarımada.org Çeşme Seferihisar Güzelbahçe Urla Karaburun Haberleri will use the information you provide on this form to be in touch with you and to provide updates and marketing.