yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER
Görükle’de Ay Tutulması… Zeki KIVRAK

Görükle’de Ay Tutulması… Zeki KIVRAK

Görükle Bursa’nın üniversite şehri.

Kırk sene önce Uludağ Üniversitesi, eteklerinde kurulduğunda otuz kırk haneli küçücük bir köymüş. Sonra vahşi bir rant hücumuna maruz kalmış. Çirkin ve kalitesiz yapılaşma, plansız ve hızlı büyüme sonucu herhalde dünyanın en çirkin üniversite şehri olmuş çıkmış. Şimdilerde nüfusu kırkbinleri aşan tipik bir Anadolu kasabası. Statüsü ise Nilüfer ilçesine bağlı bir mahalle.

İlk kuşak yapıların etrafına dalga dalga yayılan çarpık yapılaşma sonraki otuz yıl sürmüş. Ancak 2000 lerden sonra, daha kaliteli ve güzel görünümlü binalar, daha düzenli altyapı ve yollar ile şehir daha yeni yeni kendini buluyor.

Nüfusun büyük bir kısmı, tahmin edildiği gibi genç, üniversite öğrencisi. Ana caddedeki barlar hep dolu, cıvıl cıvıl. Öylesine ki hep merak etmişimdir, bu çocuklar ne zaman oturup derslerine çalışırlar veya entellektüel aktivitelerde bulunurlar.

Cevabını bu akşam buldum. Hiçbir zaman. Ne ders çalışıyorlar, ne de entelektüel olaylarla ilgileniyorlar. Mesela Ay tutulması.

İki gündür heyecanla bekliyordum, bir sonraki 500 yıl sonra gerçekleşecek olan kırmızı dolunay tutulmasını.

Batılılar bu mevsimdeki kırmızı aya “Harvest Moon” diyorlar. Hasat Dolunay’ı yani. Eskiden hasat işlerini bu dolunay ışığının aydınlığı altında yaparlarmış.

İşte bu kırmızı dolunay, bu sabah saat 4:30 da, hem de tam beş dakikalığına tam olarak tutuldu. İlk tutulmadan itibaren olay yaklaşık bir saat sürdü. Heyecanla, bu bir saat boyunca gözlerimi gökyüzünden ayıramadım. Hava biraz bulutluydu, bazı anları kaçırdım ama yine de evrenin görkeminin habercisi bu doğa olayından çok etkilendiğimi belirtmeliyim.

Aslında saati kurmamıştım, zaman zaman düzensizleşen uykularımdan dolayı nasıl olsa uyanırım diye düşünmüştüm. Öyle de oldu.

Üşenmedim, giyindim, sokaklara vurdum.

Bomboş sokaklarda batıya bakan kuytu bir kaldırım kenarına oturdum. Evrenin muhteşemliği karşısında ne kadar da aciz yaratıklar olduğumuzu, evrenin nasıl da inanılmaz bir uyum içinde olduğunu düşüne düşüne tutulmayı baştan sona izledim. Tek başıma.

Çoğu evin ışıkları yanıyor olmasına rağmen, öğrenciler o saatlere kadar pek uyumazlar, sokaklarda kimsecikler yoktu. Nedense tek bir öğrenci bile bu müthiş olaydan haberdar olmamış veya ilgi duymamıştı.

Bir ara önümden 3 kişilik bir grup geçti, yarım saat sonra da geri döndüler. Ay tutulmasından haberleri yoktu. İhtimaldir, sabaha karşı kuytuda dakikalarca gökyüzüne bakan birisini görünce “delidir!” diye düşündüler. Dönüp gökyüzüne bakmadılar.

Yoldan, o saatte müzik seti sonuna kadar açılmış, cıstak cıstak bir iki araç geçti. Yine içindekiler bana deli gözüyle baktılar.

Ama yoktu. Bu göz kamaştırıcı doğa olayını, sokak kuytularında elele tutuşarak, ya da sımsıkı birbirine sarılarak seyreden bir tek romantik çift, çiftlerden vazgeçtim, tek bir öğrenci yoktu.

Gençliğe güvenim var aslında. İnternet ve bilgi teknolojilerinin güçlü desteği ile bizden, bizim kuşaktan çok daha iyi donatılmış olduklarına inanırım. Ancak galiba bu tür ayrıntılar, hayatın tuzu biberi keyifler ve yaşamı anlamlandıran güzellikler, özellikle estetik kaygılar açısından sanıyorum biraz desteğe ihtiyaçları var.

Geçenlerde bir yerlerde görmüştüm. Orta öğretimde güzel sanatlar eğitiminin haftada iki saate çıkarılması konusunda bir çağrı vardı. Yetmez.

Günde en az bir saat olmalı. Ve not alınarak geçilmesi gereken bir dersten ziyade çocukların keyif alarak, isteyerek, sabırsızlıkla koşturacakları aktiviteler şeklinde verilmeli bu eğitim.

Çok mu zor her okula yeterince çalgı vermek. Öyle flüt mandolin gibi uyduruk enstrümanlar değil, keman , viyolonsel, saz benzeri gerçek çalgılardan söz ediyorum. Çok mu zor her okulda yaylı çalgı veya Türk Halk Müziği grupları kurmak. Çalgıyı verin çocuklara. Ne virtüyözler çıkıyor birkaç sene içerisinde, görün. (Aynı şey spor için de geçerli. Çok mu zor her çocuğa bir tenis raketi vermek?)

Dershanelerin kapatılmasını bu açıdan müthiş olumlu buluyorum. Şimdi sıra akademik başarı kadar sanatı, sporu ve estetiği özendirmeye geldi. Üniversiteye girişlerde de artık gelişmiş ülkelerde olduğu gibi akademik başarının yanısıra bu kriterlerin aranmasının zamanı geldi de geçiyor.

Aksi halde hep şikayetçi olduğumuz estetik yoksunluğuna, namı diğer çirkinliğe alışmamız gerekecek.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*