yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
18 Ağustos 2019 Pazar
SON HABERLER

Dizginlenemeyen Duygu ve Dürtüler… Zeki KIVRAK

Arapça ‘Şer’, ingilizce “Evil” kavramının, türkçede tam olarak karşılığı yok.
Geçmişten kopup gelen toplumsal değer yargılarımız, “aklında hep kötülük, şeytanlık düşünen, hep başkalarının kötülüğünü isteyen, kıskançlıktan gözü dönmüş, sevgiyle tanışamamış, insanlıktan nasibini almamış” tanımı için bir kelime üretme ihtiyacı yaratmamış.
Uğraşırsanız birkaç kelimeyi yan yana getirerek belki biraz eksik anlatabilirsiniz. Yine de o “evil” kelimesindeki ürkütücü derecede kuvvetli duyguyu ifade etmez.
Türkçe karşılığı sayılan “kötü” kelimesi ise anlatılmak istenen şeyin yanında sevimli kalır. “Kötü çocuk”, yaramazlık yapmış bir afacandır. “Kötü insan” da olsa olsa mecburiyetten hırsızlık yapmış bir zavallı olabilir.
Kültürümüzde yok, ama yozlaşmış modernite ve dejenere olan toplum yaşantımız nedeni ile yeni yeni bu kavramlarla tanışıyoruz sanki. Belki, biraz da iletişim çağı nedeni ile, herdaim var olduğu halde haberimizin olmadığı şeyleri yeni yeni duymaya başlıyoruz, bilemiyorum. Mesela çocukluğumda kulaktan kulağa duyduğum cadde ortasında faytoncu boğazlamalar ya da seri katil Salacak Canavarı.
Sağımızdaki solumuzdaki korkunç duygular ve inanılmaz katliamlar sadece bize özgü değil, bunu biliyorum.
Ne yazık ki, beşerin belirli bir yüzdesi, topluma uyum sağlamakta zorlanan, normların dışında, hasta insanlardan oluşuyor. Bunlar, dizginlenemeyen, kontrol edilemeyen iki temel dürtünün kurbanları: Kıskançlık ve Cinsellik.
Her insanda ve her yaratıkta istisnasız var olan bir duygu kıskançlık.
Dozu insandan insana değişen, kimisinde az şekerli kahve gibi belli belirsiz, kimisinde ise yatağına sığmayan azgın dereler gibi, her kelimede, her davranışta, çağıl çağıl dışarı taşan, önlenemez, gemlenemez bir duygu.
Dizginleyebiliyorsanız, içinizin gizli derinliklerinde kimselere göstermek istemediğiniz ayıplı bir duygu olarak saklayabiliyorsanız hiç mesele yok. Bu tür bir kıskançlık, beşerin doğal bir parçası, hatta olması gereken bir özelliği.
Ne var ki, insana ait, ama insanlıkla bir türlü bağdaştıramadığım, insana yakıştıramadığım, her daim varoluşsal bir çelişki olarak gördüğüm yanı, yatağından taşmaya başlaması.
Kontrolden çıkıp taşmaya başladı mı, önünde ne varsa alıp götürüyor. Yıkıyor, boğuyor, silip süpürüyor, öldürüyor. Tüm kötülüklerin anası derler ya, işte öylesine bir şey haline dönüşüyor.
Cinsellik te çok farklı değil. Kontrol altında tutulabildiği sürece beşerin doğal bir parçası, doğal bir dürtü. Ama ya değilse, kontrol altına alınamıyorsa (ki çeşitli nedenlerle bazı insanların bunu başaramadığı apaçık ortada) eyvah ki eyvah.
Ve fikrimce, beşerin en önemli problemidir bu. Şöyle hafiften felsefeye, sosyolojiye ve tabi ki psikolojiye girerseniz olayın ne kadar karmaşık olduğunu, belki de hayattaki pek çok şeyin salt cinsellik üzerine kurgulandığını farkedersiniz. Freud’un her şeyi cinsellikle ilintilendirmesini pek yabana atmamak gerekir diye düşünüyorum. Hatta İncil’in ilk sayfalarına bir göz atarsanız, insanların cinsel yaşamlarını düzenleme konusundaki çabaları görebilirsiniz.
Hayır fazlaca derine inmek gibi bir niyetim yok. Ancak, her toplumda vuku bulabilecek, sorunlu bir bireyin işlediği korkunç bir cinayeti böylesine abartarak toplumsal çatışmaları (özellikle cinsler arasındaki çatışmaları) körüklemenin bize yararı yok. Gösterilen tepkilerin bu tür korkunçlukları azaltacağına da inanmıyorum.
Çoğu insanımızın içtenlikle üzüldüğü, üzüntülerini bir şekilde ifade etmek amacıyla dışa yansıttığı tepkileri ranta çevirmek isteyen, popülarite, oy peşinde koşan insanların davranışları ise sadece mide bulandırıyor.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*