yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
19 Ağustos 2019 Pazartesi
SON HABERLER

CICADA, Felsefe ve Mühendislik…Zeki KIVRAK

Yarımada olağanüstü bir yer. Bazen, taş bir evin giriş katında dünya çapında müzisyenlerin enstrümanlardan çıkan sıradışı sesleri dinleyebilir, bazen küçük bir liman çevresinde dünyanın en iyi suluboya sanatçılarının performanslarını, hem de canlı olarak izleme şansı bulabilir, bazen de küçücük bir salonda en derin felsefik tartışmaların yapıldığına tanıklık edebilirsiniz.
Hafta sonu, Urla için böyle sıradışı bir gündü, Felsefe Günleri çerçevesinde birbirinden ilginç konular tartışıldı. Zaman problemim nedeni ile sadece bir oturumu izleyebildim. Bilinç kavramının detaylı olarak tartışıldığı oturumda kendi kariyer geçmişimle ilgili bir eksikliğimi farkettim. Nedense Felsefe konusuna yeteri kadar merak sarmamışım. Yalnız bunun bireysel bir problem olmaktan ziyade ülkemizdeki eğitim sistemi ile ilgili bir eksiklik olabileceğini de düşünmedim değil.
ABD deki tıp eğitimin temelinde 4 yıllık bir temel bilimler eğitimi (mühendislik de olabilir) ön koşul. Felsefe den pek emin değilim, ama sanıyorum felsefenin derinliklerine girebilmek için de fiziksel dünyayı algılayabilmek bence çok önemli.
Qualia tartışılırken, özellikle algı dünyası ile ilgili tanımlamalarda hem konuşmacıların hem de katılımcıların zprlandıklarını hissettim. Örneğin “Kırmızı’nın tanımı” soruldu, “standartlaşma” kavramları ile kolayca açıklanabilecek bazı kavramlar katılımcıların kafasını karıştırmış olabilir. Buna benzer bir kafa karışıklığı, nüfus sayımı ile ilgili olarak verilen örnek,  belki “tolerans” kavramı ile daha kolay açıklanabilirdi.
Gelmek istediğim nokta şurası; Felsefe dünyası ile Mühendislik bir şekilde kesişmeli, daha doğrusu her ikisinin araçları da ortak kullanılabiliyor olmalı.
Yanlış anlamış olabilirim, öyleyse lütfen bağışlayın, ama bilinç kavramı, qualia sorunu algıyla ilgili. Algıda ve tahayyülde görebildiklerimizin ya da diğer duyu organlarımızla hissedebildiklerimizin etkisi büyük. Ne varki duyu organlarımızın algılayabildikleri, algılayamadıklarının yanında devede kulak bile değil. Örneğin kulağımızın duyabildiği frekans aralığı, ya da gözümüzün görebildiği elektromanyetik dalga boyu aralığı sonsuz spektrumun içinde bir jilet ucu kalınlığı bile etmiyor.
Dolayısı ile “Felsefeci” öncelikle bilinir, (bilinmekten kastım mühendislik anlamında “standartlaştırılmış bilinir” kavramından bahsediyorum, yoksa felsefik anlamda tartışılan bilinç kavramı değil kastettiğim) fiziksel dünyayı çok iyi tanımalı ve anlamalı diye düşünüyorum.
Son olarak ta, bilincin sadece insan türüne ait olmadığı vurgulandı. Bu çerçevede olayı duymayanların ilgisini çekebileceğini düşündüğüm, bilinç tanımında bile katkısı olabilecek bir hayvan türünden de bahsetmek istiyorum: CICADA.
CICADA (Sakeyda okunur) bir böcek türü, biraz ağustos böceği, biraz karasinek irisi. Bu canlı hayatının 16 sene 50 haftasını yeraltında bitki köklerinde ışıktan uzak biçimde geçirir. Bu sürenin sonunda henüz kimseciklerin tanımlayadığı bir dürtü veya biyoritmik bir saat ile ile gün yüzüne çıkar, başkalaşım geçirerek kanatlanır. Erkek çıkardıkları seslerle dişi bulur, çiftleşirler. Çiftleşme sonunda erkek hemen ölür, dişi ise ağaçların yeni sürgün filizlerinden birisine konar, kuyruğundaki petrol delgi aygıtına benzer bir mekanizma ile filizin ortasındaki su geçiş boşluğuna yumurtalarını enjekte eder ve orada ölür. Lyumurtalar da larvaya dönüştükten sonra dalların içindeki boşluklardan taa köke kadar ulaşırlar ve hayatlarının geri kalan zamanlarını orada geçirirler.
Olayın en ilginç boyutu ise, bütün CICADA ların biyoritm saatlerinin aynı olması. Hepsi aynı anda yeyüzüne çıkarlar, erkeklerin çiftleşme çağrıları iki hafta boyunca 90 desibelleri aşan bir ses yoğunluğuna ulaşır. En son 2004 senesinde ABD nin doğu kıyılarında olan bu olaya kendi gözlerimle tanıklık etme fırsatı bulmuştum.

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*