yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER

Çevremiz: Solvent Yağmurları… Zeki KIVRAK

Çiğli, Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’nde, ayda yaklaşık 1500 ton solvent buharlaştırılarak havaya atılıyor. Manisa, Kemalpaşa Organize Sanayi bölgelerinde de durum aşağı yukarı aynı. İstanbul’daki, Konya’daki Gaziantep’teki bölgelerde ise atmosfere bırakılan solvent miktarı kat kat fazla.
Bizler bu solventten payımıza düşeni ya solunum yoluyla, ya da yağmurla asit olarak toprağa geri düştükten sonra sularımıza karışmış olarak alıyoruz, bunlar vücudumuzda birikiyor. Uzun vadede de gelecek nesillerimizde genetik bozukluklar olarak kendilerini gösterecek.
Solvent, boyalar ve mürekkeplerde inceltici olarak kulanılan madde, namı diğer tiner. Uzun vadede insan nesli özellikle de insanın beyin yapısı üzerinde genetik bozulmalara yol açıyor, internetten kolaylıkla konuyla ilgili bilgilere ulaşabilirsiniz.
Amerika’ da EPA (Çevre Koruma Ajansı) nın gündelik kaygıların yanısıra uzun vadeli etkileri gözetme konusunda yoğun çalışmaları var. Asbest konusundaki duyarlılıklarını, arasıra yolu Türk Gemi Söküm tesislerine yolu düşen eski gemiler üzerine koparılarn fırtınalar yüzünden biliyor olmalısınız. Ama bugüne kadar duymadığınızı düşündüğüm başka bir örnekle uzun vadediki kaygıların nasıl önemli olabileceğini anlatmak isterim, ev alırken öğrendiğim bir şey.
Kullanılmış ev alım satımlarında, finansla ilgili yüzlerce sayfayı bulan dökümanlara ek olarak bir sayfalık teknik bir belgeyi çok ilginç bulmuştum: Kurşun Temizlik Garantisi. Yaşı 30-40 yıldan eski evlerde, pencere, pervaz dahil geçmişte kullanılan bütün kurşunlu boyaların kazınması ve evin tamamen kurşundan arındırılması ile ilgili bir belgeydi bu. Çünkü uzun yıllara dayanan bilimsel çalışmalar, beyinde kurşun birikmelerinin düşünce ve akıl sağlığı bozukluklarına yol açabileceğini göstermiş.
Solventin uzun vadede etkisi kurşuna çok benziyor. Bu nedenle de gelişmiş ülkeler, Avrupa ve Amerika dahil, solvent-tiner emisyonu konusunda çok sıkı tedbirler getirmişler. Sıkı kontroller, solventlerin yoğun biçimde kullanıldığı endüstrilerin gelişmekte olan ülkelere kaçışına yol açmış. Yapışkan bant, flexi denilen esnek paketleme, baskı sektörleri bu sanayinin başında geliyor.
Türkiye son yıllarda, ülkelerindeki sıkı solvent kontrollerinden kaçan yabancı şirketlerin istilasınahücumuna uğradı. Ayrıca, sanayileşmiş toplum olma yolundaki dönüşümlerimiz, değişen toplumsal tüketim alışkanlıklarımızla birlikte paketlenmiş ürünlere yönelmeye başlamamız, ambalaj sektöründe inanılmaz bir patlamaya yol açtı. Bu sektörde faaliyet göstermeye başlayan firma sayısı hızla artıyor, yatırımlar hızla sürüyor.
Çevre koruma önlemlerimiz, ne yazık ki yeteri kadar hızlı değil. Gereken önlemleri yeteri kadar çabuk alamıyoruz, yasal düzenlemeleri yapamıyoruz.
Ömrüm mühendis gerçekçiliği ile şiir duygusallığı arasında müthiş bir bocalama ile geçti. Şiire olan düşkünlüğüm, kayıtsız koşulsuz bir çevre ve insan saygısını dikte ettirirken, çevreye hiç zarar vermeden 7 milyar insanın aç kalmamasının mümkün olamayacağını bilmek en büyük çelişkilerimden birisidir. Ayrıca, ekmek kavgam nedeni ile çevre katliamına seyirci kalmak, görmezden gelmek, hatta ve hatta geçmişte buna bir şekilde katkıda bulunmuş olduğumu düşünmek acı vermiştir.

İlk iş yerlerimden birisi çelik endüstrisi idi. Çelik endistrisinin, yarattığı çevre kirliliği nedeni ile gelişmiş ülkelereden üçüncü dünya ülkelerine kaydığı 1980 li yıllarda çevre konusunda sıfır duyarlılıkla hızla artırılan çelik üretimi, Türkiye’yi çelik piyasasının önemli oyuncularından birisi haline getirdi ama bunun bedeli, yoğun bir çevre kirliliği oldu. Çelik endüstrimizin merkezlerinden birisi olan Aliağa Horozgediği mevkii bu bedeli hala ödeyen bölgelerimizden birisi.
Şimdi tarih tekerrür ediyor, ve ambalaj sektörü hızla gelişmiş ülkeleri terkederek gelişmekte olan ülkelere kayıyor.
Ancak bu sefer önlem almak çok zor değil. Bu endüstride kullanılan solventlerin tamamını tutmak, geri dönüşümünü sağlamak mümkün. Üstelik çok pahalı bir teknoloji de değil. Sistem bir iki yıl gibi kısa süre içerisinde kendisini geri ödeyebiliyor. Ne var ki sanayicimizin uzun vadeli düşünme alışkanlığı olmadığından bu tür çevre koruma yatırımlarına girmeyi sürekli erteliyor.
Ya da alışılmış olduğu üzere konuyla ilgili bir devlet baba itelemesi gerekiyor. Çevre Bakanlığı’nın bu konuda hazırlıkları olduğu biliniyor ama yasal düzenlemeler daha fazla gecikmemeli.
Zeki Kıvrak

Hakkında Editör

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*