yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
23 Ağustos 2019 Cuma
SON HABERLER
Bu Toprakların Hayatından Beslenen Felsefe- Ahmet İnam

Bu Toprakların Hayatından Beslenen Felsefe- Ahmet İnam

 

Felsefenin gücü insan aklının gücüdür. Felsefenin gücü insanın hayat karşısındaki problemlerini anlama ve çözme gücüdür. Elbette insan aklı sınırlıdır. İnsanın felsefeyle uğraşması insanın Tanrı olmaya soyunması anlamında -hâşâ- değildir. Çünkü felsefe haddini bilmekle başlar. Sokrates Atina meydanında, agorasında dolaşıyor ve hiçbir şey bilmediğini söylüyordu. Çünkü bildiği konusunda hep kuşkuları vardı. Ve bildiğini söyleyenleri hep eleştiriyordu.

Demek ki felsefe haddini bilme ile yapılabilecek, sınırlarını bilme, çaresizliğini bilme ile yapılabilecek bir etkinlik. Ama bunun yanında kendine güvenle, korkusuzlukla, cesaretle yapılabilecek bir etkinliktir. Çünkü felsefi serüvenin bir güvencesi yok. Hayatın anlamı konusunda düşünür, araştırır, bir şeyler söyleyebilirsiniz. Ama söyledikleriniz saçma sapan, anlamsız şeyler de olabilir. Belki daha hazini, daha önceden söylenmiş bir şey olabilir. Siz onu “yeni bir şey söylüyorum” diye söyleyebilirsiniz. Felsefeyle girişilen ilişki, dolu ve zor bir yaşamdır. Ama bizim Türk toplumunun buna ihtiyacı var. Eğer taklitçi olmayacaksak, eğer hayatımızın hikâyesini, bu topraklarda binlerce yıldır devam eden İslam öncesi ve İslam sonrası kültürün içindeki hayatımızı yorumlayıp Batı’ya anlatabileceksek, burada felsefenin çok önemli bir işlevi vardır. Felsefesiz bir Türkiye, turistlerini kılıç kalkan ekibi ile karşılayıp rakı, şiş kebap, lokum vb. ile idare etmeye çalışan zavallı bir ülke haline gelir. Ne kendi kültüründeki zenginlikleri doğru dürüst anlatabilir, ne türkülerindeki, sanatındaki, mimarisindeki, minyatüründeki güzellikleri Batı insanına gösterebilir. Bugün biz Batı insanına ne Yunus’u ne de Türkçe yazmamasına karşın bu topraklarda yaşadığı için benimsediğimiz Mevlana’yı doğru dürüst anlatabiliyoruz. Bakın Yunus hakkında söylenen sözlere, bir Batılı gelse, “Neden Yunus önemlidir?” diye bize sorsa ,onun anlayabileceği dilde kaçımız anlatabiliriz Yunus’un önemini basmakalıp “hümanisme” gevelemelerinin dışında?. Bunun için bizim felsefeyle birleşmiş bir kültür seferberliğine çıkmamız gerekiyor. Sadece beş yıldızlı oteller yapmak, müzeler açmak, birtakım havayollarıyla veya deniz yollarıyla anlaşıp ülkemize turist getirmek, ülkemizin tanıtımı için güzel görüntüler içeren filmler yapmakla kültür sorunumuzu çözemeyiz. Kültürümüzün çok derin bir felsefî içeriği vardır. Bunu ortaya çıkarmak gerekiyor. Bu kaygıyı duyanlarımızın sayısının da çok olduğunu sanmıyorum. Hangi iktidar geçmişimizi, kültürümüzü, türkülerimizi, şarkılarımızı, masallarımızı Batı’ya felsefî yorumlarla anlatmaya çalışalım demiştir? Bu kaygıyı çok az insanın duyduğunu sanıyorum. Onların sesi de bir sürü kalabalık sesler arasında, bağırış çağırış arasında yok olup gitmiştir.

 

Biz hâlâ kendi kültürümüzü kendimize özgü düşünme pınarından beslenemeden var edebileceğimizi düşünüyoruz, üstelik yaşamımızın mânevi boyutunu da pek anladığımızı sanmıyorum. Dindarlarımız bile maddiyatçı olmuştur. Dolayısıyla bu durumda kültür, felsefesizlikten dolayı – tabii birçok sebebi var, yalnız felsefesizlik demeyeyim, çok abartmış olurum – zarar görüyor, ama kültürel seferberlik, bir kültür hamlesi yapabilmek, işin felsefi boyutunu, araştırma boyutunu, düşünce boyutunu geliştirmekle olabilir. Bu elbette Osmanlı zamanında da yapıldı.

Cumhuriyet Dönemi’nde bu konularda düşünen Fuat Köprülü, Hilmi Ziya gibi, Tanpınar gibi daha nice önemli düşünürlerimiz var. Yine de bizde Batı’nın büyük felsefecileriyle hesaplaşabilecek ve bu toprağın hayatının bütün hikâyesini anlatabilecek filozoflarımız henüz çıkmış gözükmüyor. Bunlara ihtiyacımız vardır. Bu basmakalıp yaşayışın sınırlarının ötesine geçebilmek için, ezberci eğitimden, test sorularıyla yönlendirilen sınav alışkanlıklarından kurtulabilmek için, artık hayatımıza başka türlü bakmamız gerekiyor. Vakit gelmiş ve geçmektedir.

Belki de vakit geçmiştir. Bunun anlamı şudur; bu topraktan felsefe falan çıkmaz. Çünkü birçok ülkenin filozofu yoktur, felsefecisi de yoktur. İşte biz de o zaman Batılının planlarını yaptığı, kurduğu fabrikalarda seri üretim yaparak Batılının tezgâhına hizmet etmiş oluyoruz. Bu bana tabii ki çok hazin geliyor. Biz sadece Batılı ekonominin hizmetinde olan robotlardan oluşmuş bir kültür olamayız. Binlerce yıllık geçmişimiz, Türkçemizin zenginliği ile bu topraklarda yapılacak felsefeden söz ediyorum.

 

Elbette bu topraklarda yalnız Türkçe konuşan insanlar yaşamadı, yaşamıyor ama onlar da kendi dilleriyle bu toprakların öyküsünü yazabilirler. Elbette dostuz, arkadaşız, bütün o görüşlerimizi bir araya getirebiliriz. Ben istiyorum ki Anadolu’dan felsefenin sesi duyulabilsin, bu Dünya İnsanı için de büyük yararı olabilecek bir atılımdır. Bu topraklardan atılacak felsefe çığlığı, bu topraklardaki hayatı büyük ölçüde daha anlamlı hale getirecek bir çığlık olacaktır.

 

 

Hakkında Mahmut Tolon

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*