yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
19 Ağustos 2019 Pazartesi
SON HABERLER

Boston`dan…Zeki KIVRAK

Boston Alaska’ya benzemiş.
Sıfırın altında 20 derecelere ulaşan ciddi bir soğuk, bir türlü erime fırsatı bulamadığı için birike birike araba boyunu aşmış karlar altındaki sokaklar, temizlenemeyen kar yığınları arasından akmaya çalışan tek şeritli trafikte sıkışıp kalmış araçlar, her daim asık suratlı gri gökyüzü ve adamın iliklerine kadar işleyen şiddetli bir rüzgar.
Geçen sene de çok soğuktu Boston, ama bu sefer daha bir başka. Ölmeden önce Alaska’yı görmek gibi bir dileğim vardı, vazgeçtim kalsın.
Ülkeler, kültürler ve kıt’alar arası gözlemlerim bu sefer tersinden işliyor.
Eskiden, uzak aralarla ancak ziyaret edebildiğim Türkiye’yi, uzaktan izlerdim. Şaşırırdım inanılmaz çarpıcı, gören gözlerin bile inanmakta zorlandığı muhteşem değişime. Kalbim heyecanla ve gururla pır pır çarpardı bu değişimlerin farkına varabildikçe.
Şimdi, 17 senemi geçirdiğim ikinci memleketimi uzaktan gözlüyorum. Şaşırmasam da, çarpıcı olmasa da, Amerika ‘daki tersine değişimi, kötüye gidişi görebiliyorum. Ve evet üzülüyorum. İçimi burkuyor bir zamanların o muhteşem şaşaasının incecikten erimeye başladığına tanık olmak. Bunun için beni lütfen ayıplamayın, dedim ya, burası benim ikinci memleketim.
Geçen sene Washington DC ‘de de benzeri bir duyguya kapılmıştım. Dillere destan, şıkır şıkır “amerikan gururu” DC metrosunun bakımsızlığı, sokakların kirliliği, iş arayan insanların mutsuz yüzleri ciddi soru işaretleri uyandırmıştı ekonominin genel gidişatı hakkında.
Amerikalıların cepheden görüntü verme anlayışı sağlamdır. Bu yüzden de havaalanında pek farketmiyorsunuz işlerin o kadar da iyi gitmediğini. Hatta, bilimkurgu filmlerinden zıplayıp ta çıkıvermiş selfservis pasaport kontrol makinalarını görünce bir “woouw” çekmiyor değilsiniz ama hemen ardından, kontrol işleminin asık suratlı bir pasaport polisi tarafından tekrarlandığını görünce 11 Eylül paranoyasının bitmediği veya dijital devrim harikası makinaların sadece göstermelik olduğu gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. Bu makinalar nedeni ile sadece ABD vatandaşlarının girdiği kontrol kuyruğunda, diğer kuyruklardakilerden en az 5 kat daha uzun bekledik.
Belki otobüse ve metroya binmeseydim bu kadar olumsuz etkilenmezdim. Boston metrosu ABD genelindeki en kötü metro olmalı. Gözünüzü bağlayıp turuncu hat trenlerinden birisinde açsanız, kendinizi bir afrika ülkesi veya Hindistan treninde sanabilirsiniz. Paslı, boyasız vagonlar, patlak amortisörlerle hoplaya zıplaya yapılan yolculuk, süpürge vurulmamış koltuklar, yerlerdeki pislik ve çöpler, çiş kokulu evsizler, varoşlardan işine gidip gelen bakımsız ve umutsuz insanlar, o yirmi sene önceki, gözlerimi yuvalarından uğratan Washington metrosu anılarından pek eser bırakmamış.
Ciddi bir enflasyon haricinde çarşı pazar pek değişik değil. Lüks mağazalar, çarşılar yine şıkır şıkır. Ancak galiba biraz daha tenha.
Amerikalılar farketmiyor olmalı, bir yıllık aradan sonra geçen seneki fiyatlarla karşılaştırınca ben rahatlıkla görebildim. Petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen her şey önemli ölçüde pahalanmış. Gıda maddeleri bile geçmişte hiç olmadığı kadar zamlanmış.
Ve en kötüsü, tuvalet kapı grafiti tasarımcısı bizim Tosun gibi, cep telefonları da yeni dünyayı keşfetmiş, amerikalılar da artık telefonlanmış. Daha geçen seneye kadar cep telefonları bu kadar yaygın değildi. Sonunda dünyaya ayak uydurmuşlar. Herkesin elinde bir telefon, kulaklarda kulaklık, başlar önde, gözler alabildiğince açık. Uzakta belki yanan şehirlerin kızıltısı, ama hiç bir yere gidildiği yok, sadece başparmaklar çalıştırılıyor.
Usta doğruyu söylemiş. Kuyu, kuyunun içinden pek rahat görünmüyor. Arada şöyle bir dışarıya çıkıp oradan bakmak gerek. Bu Amerika için de, Türkiye için de doğru.
Amerikalılar görebilseler, kötüye gidişatı durdurabilmek için önlem alırlar, göremiyorlar.
İnsanımız da öyle. Sahip olduklarımızı, inanılmaz değişimi görebilsek bin kere şükür ederdik. Gözlerimize inanamazdık biz bunu, bu müthiş dönüşümü nasıl başardık diye. Hayır sadece son on yılı kastetmiyorum belki. Yüz yıllın, bin yılın mücadelesi, emekleri var bu yolda.
Ama kesin olan şu. Dünya gitgide kötüleşirken, Türkiye iyiye yelken açmayı sürdürüyor. Ne yazık ki işte bunu göremiyoruz, farkedemiyoruz…
Gelirken olduğu gibi haftaya dönüşte de zaman tünelinde yolculuk yok. Sadece gelişmiş bir ülkeden bir başka gelişmiş ülkeye, Türkiye’ye yolculuk var. Bu kadar basit işte. Keyfini çıkaralım…

Hakkında Editör

Bir yorum

  1. Güzel bir gözlem, tebrik ederim. Unutmamak gerek ki ABD Türkiye’nin yaklaşık on misli yüzölçümüne sahip ve nüfusu sadece 4 misli. İnanılmaz kaynakları var, bu zenginliğin öne doğru kaçarak ve inanılmaz tüketerek biraz da türümüze has vurdumduymazlıkla keyfini sürüyorlar. Korunma refleksleri o nedenle güçlü.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*