yarimada.org yarimada.org yarimada.org
yarimada.org yarimada.org yarimada.org
6 Haziran 2020 Cumartesi
SON HABERLER
Bir Arefe Tarifi

Bir Arefe Tarifi

Çocukluğumun arefe akşamlarında, nenemin ata yadigarı, motiflerini saymaktan kendimi hiçbir zaman alamadığım halısının üzerine, topladığım şekerlerden kocaman şeker dağları yapardım.

Benimle beraber kuzenlerim de şekerlerini yığarlardı halının bir yanına. Bir sonraki aşamada, şekerlerimizi teker teker sayıp onları çeşitlerine göre ayırırdık. Sizin oralarda var mıydı bilmem, bizim kasabada arefe günleri ikindi namazında bakkalların önünde şeker dağıtılır, buna da şeker kapmaca denirdi çocukların arasında. Hayırsever amcalar, teyzeler bakkallardan aldıkları şekerleri çocuklara dağıtırlardı. Hem bakkallar kazanırdı, hem de çocuklar. Şeker dağıtımında tam bir kargaşa ve yarış hali yaşanırdı. Tek bir hedef vardı, daha çok şeker kapabilmek ve ellerimizdeki naylon poşetleri ağzına kadar doldurabilmek…

Daha dağıtım başlamadan önce çocuklar arasında zorlayıcı rekabet koşulları değerlendirilir, planlar yapılırdı.

Kuzen kuzene, kardeş kardeşe rakip olurdu. Uzun boylu olanlar her zaman daha avantajlı olsa da, kısa boylulardan gözü açık olanlar yerlere saçılan şekerleri toplayarak da rekabette geri kalmazlardı.

Çocukların bu kazanma telaşı, tarifsiz coşkusu şeker dağıtanları da eğlendirirdi. Tam dağıtacakken duraksayıp hevesli ve talepkar çocuklara kahkahayı koyuverenler, diğer bakkalın önünde dağıtıma başlayıp diğer dağıtımda fırsat bulamayanlara şans yaratma peşinde olanlar, dağıtırken mani söyleyenler, önce hikaye anlatıp sonra dağıtanlar, daha neler neler…

İşin özünde tatlı bir rekabet olunca zaman zaman türlü hilelere de başvurulurdu tabi.

Çocukluk hali, bir keresinde olmayan kardeşim için şeker istediğimi bile hatırlıyorum. Kuzenlerimin eve geldiğinde beni evdekilere şikayet ettiklerini ve hile yaptığımı söylediklerini anımsıyorum.

O sıralar kardeşimin olmasını çok istiyordum. Şeker sayımı artırmak için söylediğim pembe bir yalandan ziyade çok gerçekleşmesini istediğim bir niyet gibiydi. Olsaydı bütün şekerlerimi ona toplardım, ona verirdim. Sonraki yıllarda dünyadaki bütün ballardan, çikolatalardan, şekerlerden daha tatlı bir kardeşim oldu. Diyorum size niyet etmek çok önemli.

Aslına bakarsanız şeker yemeyi hiç sevmezdim, şeker kapmaca adetiydi benim sevdiğim.

Geçmişten gelen şeyleri hep sevmişimdir. Şeker kapmacanın akşamlarında topladığım şekerlerin bir kısmını şeker kapma yarışı halinde olduğum kuzenlerime, bir kısmını da bayram günü çocuklara dağıtmaları için nenelerime verirdim. Benim esas peşine düştüğüm, sokak aralarında nenelerin ve teyzelerin arife gününe özel yaptıkları ve çocuklara dağıttıkları el açması yufka arasına sarılmış nohutlu pilavdı. Bu pilavlı yufkaların da lezzetlisini arardım, denemeye hiç çekinmezdim. “Bu tereyağıyla yapmış, bunun pilav az lapa olmuş, nohut biraz daha pişse iyiymiş, karabiber ne çok yakışmış..” derken yorumsuz geçtiğim bir pilavlı yufka macerasını  hatırlamıyorum.

Bayram yaz gününe denk gelirse, buz gibi dilim karpuz dağıtanlar da olurdu. Ama öyle böyle karpuzlar değil bu bahsini açtıklarım. Çocukluğumun dışı pijamalı, içi kıpkırmızı, çıtır çıtır, iri çekirdekli ve sulu yerli karpuzları… Hani böyle bıçağın ucunu değdirdiğinizde çatırdayarak bölünenlerden… İnce ince yarım ay şeklinde dilimlenen karpuzları kaşla göz arasında kapardık sunulan tepsilerden.

Dirseklerimizden suyunu akıta akıta yerdik. Üzerimize suyu sıçramasın diye türlü eğilme ve bükülme hareketleriyle gülüşürdük. Bitirdiğimizde yanaklarımıza karpuz suyundan bir kahkaha çizilirdi. Bir sürü çocuk ellerimizi ve yüzümüzü bu tatlı pembe sudan arındırmanın yarışına girer, hortumla da birbirimizi ıslatma derdine düşerdik.

Kasabaya gelen araba sayısı da artardı. Mezarlık ziyareti için gelenler akrabalarına da uğrar, yaptıkları bayram tatlılarından, el açması böreklerden getirirlerdi. Nenemin “Filanca yengen şu tatlıyı getirmiş, bak koca teyzen börek açmış.” diye getirilenleri yedirme çabalarını hatırlıyorum. “Saymadan yediğim pilavlı yufkalardan, yazsa karpuzlardan sonra kim neresine yesin o tatlıyı, böreği? Halimden çok memnununum neneciğim, onları sen ye.” demezdim tabi, duymazdan gelirdim. Çocukluk işte, duymayıversen kimse üzerinde durmaz.

Bu bayramın arefesinde Corona salgını nedeniyle tüm sevdiklerimizden ve adetlerimizden uzakta bir yerlerdeyiz.

Çocukluğumuz geçti, şeker kapmacalarda yer bulamıyoruz belki ve fakat hala içinde nefes alabildiğimiz bayram hazırlıklarının telaşında, aile büyüklerini özlemle ziyaretlerin sevincinde olmayı isterdik. Bu bayram biraz eksik kalacağız.

Başımızı çevirdiğimiz her yerde sevdiklerimizi görebileceğimiz ve birbirimize özgürce sarılabileceğimiz bir arefe tarifi bırakıyorum, bir sonraki bayrama pişirebilme niyetiyle…

Duygu Yılmaz Hancılar

22.05.2020 İzmir

Hakkında Duygu Yılmaz Hancılar

Öğrenme İştahı Kabarık ve Meraklı Biri, İnsan Kaynakları ve Organizasyonel Gelişim Lideri, İzmir Kahkaha Kulübü Kurucusu, Kıvırcık Gurme Blog Yazarı

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*